Cizre gerçeği ve koca yalanlar

İnanmayın!

Bu adamların dediklerine hiç inanmayın!

Erdoğan’ın dediklerine, hiç mi hiç; hiç inanmayın!

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda: “Dünyada adaletsizliğin en çok yaşandığı yerlerden birisi de İsrail işgali altındaki Filistin topraklarıdır dedi.”

Hiç inanmayın, eğer doğruyu söyleseydi, Efrîn’den ve Cîzre’yi işgalden hemen çekilirdi; ya da işgal ordularının tümünü yakar geçerdi.

Benzer bir vaka üzerine İsrail’li bilimci Harari güzel bir fıkra aktarmış:

Astronot Neil Amstrong 1969’da Ay‘a yolculuktan önce, talim esnasında bir Kızılderili’yle karşılaşır. Kızılderili’ye neden talim yaptığını aktarınca, Kızılderili kendisine, ruhani büyüklerinin Ay’da yaşadığını ve eğer onunla karşılaşırsa, kendi dillerinde iki cümleyi O’na aktarmasını rica eder. Amstrong aktaracağına söz verir ve bu iki cümleyi ezbere öğrenir.

Ancak merak eder ve sonunda bu iki cümlenin ne anlama geldiğini aktaracak Kızılderili bir mütercim bulurlar.

Tercüman, iki kelimeyi duyunca, kahkahalar atar ve cümlelerin İngilizcesini aktarır: “Bu adamların söylediği hiç bir şeye inanmayın. Bunlar topraklarınızı işgale gelmişler.”

1992’de, doksanlı yılların ilk büyük kitle direnişi Cîzre Nevroz’unda gerçekleştirilmişti.

Kontrgerilla tarafından yapılan katliamda, resmi olmayan kaynaklara göre, yüzden fazla sivil öldürülmüştü.

Aradan yıllar geçti, Erdoğan’ın Bahçeli destekli talimatıyla, Cîzre’de 2016 yılında ikinci ve daha kapsamlı bir katliam gerçekleştirildi.Halk direnişine önderlik eden, benim de iradeleri bükülmez idollerim Halk Konseyi Eşbaşkanları Asya Yüksel ve Mehmet Tunç’un da katledildikleri, küçük bir kent karesine sığdırılmış soykırımında, yüzü aşkın insan diri diri yakılarak katledilmişti.

O günden bu yana adım adım gözlemlediğim ve bu direnişin sağ kalan öncülerinden biri de HDP Şırnak milletvekili Faysal Sarıyıldız’dı. Katliamdan sonra açıklamıştı: “Sistem bugüne kadar bu kadar çirkinleşmemişti, gözü bu kadar kararmamıştı. 259 insan öldürüldü, yüzde 50’si yakılarak öldürüldü. Dört beş cenaze bir tabuta sığıyordu. Bir kısmının cesetlerine dahi ulaşamadık. İnsanlarla telefonlarda konuşurken, bizi yakıyorlar diyorlardı. Sonra telefonlar kesildi.”

Faysal Sarıyıldız’la “Demokratik Türkiye için Toplumsal Sözleşme Arayışı Konferansı“nda ilk kez görüşme fırsatı buldum. Sevindim. Onlarca kez ölümün eşiğinden geri dönen ve hala insani erdemlerini unutmayan, metanetli bir şahsiyetle karşılaşmanın sevincini yaşadım.

Anlamaya çalıştım; sordum…

Anlattı: Sıcak ve soğuk arasındaki fark yoktu artık; gece ve gündüz arasındaki fark kalkmıştı. Tuttuğumuz listelerde, öldürülenlerin çetelesini tutuyorduk; günün birinde, pantolonunun sol paçasından dizine kadar olan bölümüne işaret ederek “kan içindeydi, nereden geldiğinin farkında bile değildim.“ O bunları, tarihi bir olayın sarsıcı etkisinden kurtulamayan bir dinleyicinin ruh halini hiçe saymayan bir konuşmacının sakin duyarlılığıyla anlattı. Travmayı yakından tanırım, derinde duran bir volkan gibidir; yüzeyde görülmeyen.

Ve sonrasında Avusturyalı kabaretist Lisa Eckhart’ın Alman Devlet Televizyonu ARD’nin bir programının son perdesinden aktarıyorum.

Eckhart, Notre Dame yangınından sonra, Notre Dame’nin kendi kültürlerinin de mirası olduğunu vurgulayan Angele Merkel ve Steinmeyer’i tiye aldıktan sonra, aslından alınması gereken tavrı aktardı: “kendi kiliselerinizi de ateşe verin!“

Türkiye’de, bir kabaretist; “bırakın İsrail işgali altındaki Filistin topraklarından bahsetmeyi, gidin Cîzre’yi, Efrîn’i işgal eden ordularınızı yakın!“ dese ve daha da radikal bir önermede bulunsa ve dese ki “bırakın İslam’a sığınmayı ve Filistinlileri İslami/işgalci emellerine alet etmeyi, onyıllardır, kör etmek için inşa ettiğiniz camilerinizi yakın!” dese ne olur?

Yazarın diğer yazıları