Çocuklarının tecavüzüne susmak toplumsallığın ölümüdür

Özsavunma temelinde örgütlendirilmiş savaş, temelde kendine yönelen bir saldırıyı savuşturmakla sınırlı olduğu için hem süre açısından kısa bir zamana tekabül eder çoğu zaman, hem de savaş eyleminin uygulanmasında kendi içerisinde bir takım ahlaki ve vicdani ölçülerle kendini sınırlar. Bütün bunlar savaşın kısa süreli olmasını, kirli yöntemlerin kullanılmamasını, savaş aygıtını kullananların hem kişisel hem de grupsal olarak çürümesini engeller. Bir egemenlik tesis etmek, yeni iktidar alanları yaratmak, sömürmek, gasp etmek, talan etmek erekli savaşlar, ne süre olarak bir sınıra sahiptirler, ne de herhangi bir ahlaki ve vicdani ölçüyle sınırlıdırlar. Elde etmek için her türlü yöntem ve zamanı sonsuz kullanmak mubahtır. Kapitalizm, özü itibariyle yöntemde ve zamanda sınırsızca savaşma halinin adıdır.

Gün geçmiyor ki Türkiye’de bir taciz, tecavüz, kadın cinayeti, çocukların cinsel istismarı haberi gelmesin. Hırsızlık, yolsuzluk, haksız kazanç ve benzeri olaylar, diğerlerinin vahameti karşısında dikkate bile alınacak gibi gözükmüyor zaten. Peki, bir toplumun bütün toplumsallığını parçalayan, bir arada yaşamayı, birbirine güvenmenin ve sığınmanın tüm yollarını zehirleyen; insanların sokakta gördükleri bir çocuğu "yanlış anlaşılırım, tacizci sanılırım" kaygısıyla sevmekten korktuğu bir ülkede bütün bu olaylar karşısında halkın tepkisi nedir? Yüzde ellinin tepkisini biliyoruz zaten. 

Kendine Müslüman, muhafazakar olarak tanımlayan bu kesim "iktidar bizim iktidarımız, çalıyorlarsa, yolsuzluk yapıyorlarsa elbet bir bildikleri vardır. Muhakkak Müslümanların çıkarı içindir. "Hem bal tutan parmağını yalar diye boşuna mı demiş atalarımız" diyor. "Milli ve ahlaki değerlerimizin eğitimine bu kadar katkı sunan güzide vakfımızda bir öğretmen beş on çocuğu bir kereliğine cinsel istismara maruz bıraktı diye bu vakfımıza yapılan saldırılar, milli ve İslami değerlerimize saldırıdır" diyor bu yüzde elli yine. Peki diğer yüzde elli ne diyor? Kürt Özgürlük Hareketi, Sosyalistler, kadın örgütleri, bir kısım solcular ve bir kısım vicdanlı sosyal demokrat ve Müslüman dışında kalan kesim de "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" modunda, ya da yılan kendine dokunmasının arayışında. 

Peki ne oldu da bir ülke, çocuklarına tecavüz edilirken bu kadar sessiz, bu kadar tepkisiz. Çok uzun yıllar süren bir savaş mı yaşanıyor bu ülkede? Bu savaşta Türkiye toplumu adına savaşanlar, savaştıkları insanlara karşı insanlık suçu mu işliyorlar? Çocukları, sivil insanları mı öldürüyorlar, yakıyorlar tank mermilerinden kaçıp saklandıkları bodrumlarda? Öldürdükleri insanların cenazelerini panzerlerin arkasına bağlayıp sürüklüyorlar mı, öldürdükleri karşı taraftaki kadın savaşçıların cenazelerini soyup sokakta teşhir mi ediyorlar, bunların fotoğraflarını çekip gururla sosyal medyada teşhir edip çok sayıda övgü ve beğeni mi alıyorlar. 

Evet maalesef tüm bunlar oluyor. Türkiye ve onun öncülü olan Osmanlı en az bir yüzyıldır bu toprakların kadim halkları olan Ermenileri, Süryanileri, Rumları büyük katliamlardan geçirdi, mal varlıklarına el koydu, topraklarından sürdü. En az bir yüzyıldır Kürt halkına karşı büyük bir zulüm, katliam ve vahşet politikasıyla bir savaş yürütmektedirler. Ve en az bir yüz yıldır sürmekte olan bu kadar uzun bir savaşta katliam, soykırım, işkence, tecavüz ve adını sayamayacağımız kadar vahşet uygulaması ve kirli savaş yöntemi bütün bu halklara karşı uygulanmıştır. 

Peki birkaç kuşak boyunca süren bu savaşlarda savaşan, bu vahşet uygulamalarının öznesi, tetikçisi olan ve Türkiye toplumu adına bunu yaptıklarını söyleyen insanlar uzaydan mı gelip yaptılar bunu? Bunu yapanlar halkın içinde yaşıyorlar, halktanlar. Birilerinin babası, abisi, kocası, kardeşiler.

Şimdi anlıyor muyuz, çocuklarının ırzına geçilen bir toplumun neden ayaklanmadığını? Yüzyıl süren bir savaşta düşman sayılan varlığa karşı her türlü vahşeti mübah gören savaş zihniyetinin ürettiği ve eğittiği erkekliğin, kendinden zayıf gördüğü her canlıyı kendi varlığının hizmetinde görme ve onun her türlü kullanımını kendine hak görmeye başlaması kaçınılmaz bir sonuçtur. Bu erkekliğin en çok zayıf gördüğü ve kullanım hizmetine almaya çalıştığı yer toplumun kadınlığı ve çocukluğudur. Yani toplumun geleceği ve masumiyeti. 

Yazarın diğer yazıları