Coğrafyası saz olan…

Polonyalı Petra Nachtmanova’yı dinlediniz mi?

Polonyalı, Almanya’da yaşıyor ve kadim enstrüman sazı elinde, sazın dünyasına yolculuk ediyor; enfes deyişler, türküler söylüyor…

Bir de güzel derdini anlatıyor… Hem de 8 dilde…

50 yıl önce Türkiyeli göçmenlerin Almanya’ya taşıdığı sazla birkaç sene önce tanışıyor Petra. İlk kez gördüğü bu enstrümanın birkaç tel ve gövdenin dışında bir şey olduğunu anlaması uzun sürmüyor: Tutku, ruh, terapi ve kılavuz… ve daha fazlası.

Saz çalmayı öğreniyor. Çalarken söylediği deyiş/türkülerdeki gizli anlamları kavrıyor ve Aleviliği, Kızılbaşlığı, isyanı, itirazı ve sadakati keşfediyor. Keşfini taçlandırmak, sorularına yanıt bulmak için sazın kaynağına doğru yola çıkıyor. Enfes bir yolculuk onunki..

Balkanlar’dan Yarasan diyarına kadar süren, her durakta sazın çalma tekniği ve deyiş güzelliğini öğrenen, her adımda biraz daha büyüyen, büyüdükçe sadeleşen, sadeleştikçe özünü veren bir yolculuk.

“SAZ: belgesel bir yol filmi, bir Avrupalı’nın gözünden insanların ortak kültürünü arayış yolculuğu; öznel bir bakışla şehirden şehire, yaylalardan dağlara, kültür ve zamanlar arasında köprü kurarak sazın özüne çıkılan yolculukta türküleri kovalıyor,” denmiş amaç için.

Dersim’e de uğranıyor; Ovacık ve Pertek. Ayşe ile buluşuluyor mesela, çıkıyorlar bir tepenin başına, Ayşe sazla başlayan serüvenini anlatıyor, aşık atıyorlar dağlara…

Ovacık’a gidiyorlar ve Zeynel dede bekliyor onları ovada… Hele bir Aşık Veysel karesi var ki… Veysel’in mezarı başında, ona ait harika bir türküyü söylüyor Petra. Çok etkileyici sahnelerden birisiydi.

Gönül ruhunu yansıtan bir enstrümanın yolu, onca toz ve dumanın ardında öylesine berrak ki… Belli ki o toz ve duman, ağrı ve acı, sazın tellerini bileyliyor. Kanıyor saz, ağlıyor, ama yüklendiği derdi aşk olarak akıtıyor.

Sazın gölgesinde büyümüş biriyim. Ama Petra’nın anlam yolculuğunda saza, kendisine, sazı taşıyana sorduğu soruyu bir kez bile sormamışım.

Sazın yolunu bilmişim ama o yola nasıl çıkıldığını merak etmemişim.

Duvarlarımızın en güçlü çivisi o sazı taşır oysa…

“Coğrafya kaderdir” demiş, Ortaça corafyacılarından Tunuslu bn Haldun.

Saz da öyle… Geçmişle gelecek arasına dolanan mesafenin dahi kuşaklar boyunca engel olamadığı bir kader, bir dava, ve hatta çalanın, söyleyenin coğrafyasıdır saz. Mesafe ne kadar artarsa atsın o coğrafyayla kurulan etkileşim azalmıyor, Petra’da olduğu gibi hiç tanımayanının dahi boyun borcu olarak asılıyor zamana.

Saz belgeseli için onlarca sanatçıyla tanışıldı, güzel anlar paylaşıldı. Ancak belgesele küçük bir bölümü taşındı. Ben şimdiden hepsini çok merak ediyorum; yol kimlere çıkmış, o yolda neler söylenmiş, kimin sözü sazın boyunu geçmiş…

Sanırım sürdürülecek bu proje.

Saz coğrafyasının içi, anlatılmayı bekliyor artık…

Yazarın diğer yazıları