Çöküş… çıkış… kaygı vs.

Sinemada tarihi olayları izlemek, dönem koşullarını tanımlamak ve taşları yerli yerine koymak için büyük kolaylık sağlıyor.

Memleketin içinde bulunduğu politik ve toplumsal duruma benzer bir sürecin kilometrelerce uzakta aynen yaşanmış olması ve “çöküş”ü tanımlaması şiddetin akrabalığını öğretiyor bize. Ya da ‘kes, kopyala, yapıştır’ı…

Çöküş’ü izledim. İtiraf ediyorum Kavgam’ı okurken çok gençtim ama yine de okumak lazımdı deyip hallettim. Filmine tahammül edemeyeceğim için Çöküş’ü izlemeyi hep reddettim. Adolf Hitler’in, yani gelmiş geçmiş en zalim diktatörün son günlerine odaklı film 2004 yapımı. Üzerine binlerce söz söylenen, mizahı bile eskiyen bu film hakkında yeni bir şey söylemeyeceğim. Ama dönem itibariyle fazladan bir zamanınız varsa, oturup izleyin, derim. Yukarıda bahsettiğim taşları kusursuz tanımlama için yerleştirmiş olacaksınız.

Gerçekliğin kurgulanmasına en iyi örneklerdendir Çöküş. Fazlası var, eksiği yok türünden. Sonraki zamanlara ihale edilen “yüzleşme”yi erkenden sağlıyor. Tabii ders çıkarana. Politik kaygıların toplumsal talepleri rafa kaldırdığı bir dönemde hakkınca bir yüzleşmeyi ancak mağdur edilen talep ediyor maalesef. İnsanlarının huzuru ve mutluluğu için çaba gösteren ülkelerde (!) ise bu talep insan hak ve onuruna yaraşır şekilde bir devlet politikası olarak kayda geçiyor. Yine de hepsinin eli kanlı, biliyoruz. Afrika, uzak Asya, Latin Amerika sayısız kıyım/kırım örneklerini Avrupa’nın kara tarihine yazmış bir kere.

Mesele Türkiye’de.

Mevcut iktidarın senaristleri, farklı kültürel kodlara her türlü kıyımı/kırımı bir başyapıt gibi sunma hevesinde. Hızlarına yetişmek ne mümkün. Biraz Hitler’den, biraz Franco’dan, biraz Mussolini’den ve Saddam’dan alarak ortaya karışık, uzun metrajlı soykırım seyrindeyiz. İnsana, doğaya, hayvana, kültürel varlıklara… yönelik sonsuz bir nefretin fragmanları dönüyor her anımızda. Bir yandan analar dövülüp sürükleniyor, bir yandan çocuklar kaçırılıp, tecavüz edilerek öldürülüyor, kadınlar sokak ortasında katlediliyor, ormanlar yakılıyor, toprak ucuz ilaçlarla zehirleniyor, hayvanlara akıl almaz işkenceler ediliyor, doğa her yönüyle büyük tahribat yaşıyor, 9 ay ömrüm kaldı diyen profesöre pasaport verilmiyor, saygın bilim insanları “barış” dediği için cezaevlerine gönderiliyor, bebekler cezaevlerinde büyüyor ve Kürtçe ıslık çalanlar katlediliyor.

Bu filmin ana fikri gerçeklikten kopmuş bir sapma hali, aşırı körlük. Sadece kötü son var: Katiller ve kötüler hepsi biliniyor ve eylem sonrasında hep serbest kalıyor. Adaleti beklemeyeceğiniz bir film. Adalet demişken, hakim ve savcılar ise ünlü Hint filmi Avare’deki yargıyla aynı: “Hırsızın oğlu hırsız olur”! Neyse en azından bunu belleyen bir kalabalık var, onlar da tüm ülkeyi üç gün içinde Gezi’ye çıkararak, anlamayana da bi güzel anlattılar. Ama son aynı: Kötüler kazanıyor!

Maraş katliamı sırasında tekbir getiren grup şöyle bağırıyordu: “Burası Maraş, buradan çıkış yok!” Filmin alevlendiği bu sahne, önceki yıllardan devşirme ve sonraki yıllara miras: Sivas Katliamında da benzer şeyler söylenmiş, yazar ve sanatçıların olduğu oteli kuşatan gericiler “yakın, yakın” diye bağırmıştı. Onlarca yıl sonra Sivas’a komşu Ankara’da, muhalif liderin girdiği evi bir kadın sesi “yakın bu evi, yakınnnn” diyerek mimlemişti.

Hitler Varşova’dan çıkınca yaktı yıktı her yeri.

Kendi sonunun geldiğini gördüğünde de intihar ettikten sonra yakılmasını emretti, yakıldı.

Kör bıçağını bileyerek “iyi”yi kuytuda bekleyen kötüye “çıkış” yolu gösterilir elbet.

Sadece şu görece çok olduğunu düşündüğümüz “iyi”lerin filmdeki karanlığı fark etmesi lazım. Şu an izlenen, daha önce gösterilendir. Bi anlasalar…

Tanrı aşkına bi daha imzalı metinlerle endişe anksiyetesi sarılmasın başa. İşe yaramıyor, gerçekten. Ne zaman çok kaygılansa bu ekip, biliyoruz ki bir totalitere çağrı yapılıyor yeniden. Hitler, Mussolini nasıl gelmişti? Kaygılı halkların çağrısını icabet ettilerdi. Bizdeki kaygı böcükleri de hepimiz adına karar verip, mevcuttakini getirdi. 90’larda bu kadar kaygılı olabilseydiniz, şimdi “güzel olan her şeyin içinde” gındırlanıyor olacaktık.

Yazarın diğer yazıları