Condilac’ın iki heykeli ve rejimin Achil topuğu

Rejimin vahşeti karşısında şaşkına dönen „bireyler“ soruyor: Ordu rezil edildi, ulusalcılar neden susuyor? Askerin GATA’sına „Sultan Abdülhamit“ adı verildi, orduya „İmam Hatipliler“ alınacak. Laikler neden sus pus? Ya Aleviler?.. Köprülere Yavuz Sultan Selim adı veriliyor, Alevilerin bağrına IŞİD teröristleri“yerleştiriliyor, Pirler, Seyidler, Dedeler nerede?

Bu sayılanlar ülkenin yüzde 30’u… Kürtler ve sosyalistlerle birlikte yüzde 45’i. Ne oldu onlara?  

Darbe Erdoğan’a vız geldi tırıs gitti. Onun „çift taraflı ajanları“ darbenin ta kalbindeydi. Komedyen Başbakan bile „darbe“yle dalga geçti. Darbe, Sözcü’nün ve CHP’nin feleğini şaşırttı.  

Sözcü, CHP’nin „ulusalcı-laik“ tabanını „AKP bizim dediğimize geldi“ diye diye Erdoğan’ın peşine taktı. Takılmayan ise paralize olup, evine kapandı.

CHP yönetimi, „zaten adımız darbeciye çıkmış“ korkusuyla soluğu Yenikapı’da aldı; CHP’nin Alevi tabanı Cem Evlerine kapandı.

Sözcü yazarları ve CHP sözcüleri, „Erdoğan darbesinin“ özüne karşı çıkmıyorlar. Onlar Erdoğan’ın „darbeyi Eniştemden öğrendim“ lafına itiraz bile edemeyince, Erdoğan darbesinin özüne de itiraz edemez oldular. „Her şeyi biliyordun. Sen bu darbe hazırlığını zamanında önleyebilirdin, bu kadar insan ölmezdi, bu kadar general, albay, subay ve asker, cuntanın kurbanı olmazdı, sen Kürdü imha edeceğim diyerek, kendi orduna, kendi müttefiklerine ve kendi halklarına karşı darbe yaptın“ diyemediler. Mırıldanıyorlar: „Bu FETÖ’yü sen devlete yerleştirmedin mi?“ diye soruyorlar; sonra da „kurunun yanında yaş yanmasın ha…“ diye „yaşların listesini“ tutuyorlar.

Erdoğan onlara bıyık altından gülerek ne diyor: „Doğrudur, FETÖ’ye her istediğini verdim, Rabbim af etsin… Doğrudur, kurunun yanında yaş yanıyor, at izi it izine karışmasın…“

Sözcü Ve CHP sözcüleri, bu „yüzsüzlük“ karşısında ne edeceğini şaşırmış, yumruk vurmayıp da, suratına tükürdüğü adamın, „oh darbe yağmuru“ demesi karşısında, tükürükçü kabadayının içine düştüğü çaresizliğe benzer bir şaşkınlığa düşmüş. Hiç birinde muhalefet edecek derman, takat, irade, azim kalmamış. Sonuçta Sözcü „Ege’nin laiklerini, ulusalcılarını“, CHP sözcüleri de Anadolu’nun Alevilerini, Bektaşilerini Erdoğan darbesini ağzı açık izleyen, seyircilere çevirmiş.

Ama gerçek rahatsız edicidir. Ediyor da.

Ve bazıları „darbe şokundan“ yavaş yavaş uyanıyor gibi…

Kimlerden söz ediyorum?

Sözcü’nün Emin Çölaşan’ından…

Ve CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu’ndan.

Şimdi ikisi de Condillac’ın heykeli gibi uyanıyor., Biz yazıp bir levhayı kaldırıyoruz, sonra ikincisini, derken seninkiler „kıpraşmaya“ başlıyor.  

Önce Çölaşan…Soruyor: „– Yurtta Sulh Konseyi kimlerden oluşuyor?“

– Hükümet kesiminde darbenin lideri olarak hava Orgeneral Akın Öztürk’ün ismi verildi. Akın Öztürk kim?.. Yüksek Askeri Şura üyesi… „Emrinde bir tek askeri birlik, bir tek asker bile olmayan, pasif görevde bulunan bir orgeneral darbenin lideri nasıl olabilir? – Öteki liderin ise Fetullah olduğu açıklanıyor. ABD’de yaşayan bu imamın Türkiye’de darbe yapacak güce nasıl ulaştığı ise bir başka soru işareti.“

Biraz sonra „Adil Öksüz“ diyecek…

Evet, Condillac’ın „heykeli“ yavaşça uyanıyor.

Öteki „heykel“ Kılıçdaroğlu. Ona birisi soruyor:

„Siz başbakan olsanız, size yönelik bir darbe girişimi olsa, sinsi bir örgütü nasıl yakalayacaksınız?“ Kılıçdaroğlu, uykudan mahmur uyanıyor:

„Çok önemli, Adil Öksüz’ü kim serbest bıraktı? Adil Öksüz’ün hakimin önüne giden dosyasının içini kim boşalttı. Bu konuda ben, devletin o derin bilgisinden hesap sorarım. Kim bunu yaptı. Niye bu adam yakalanmıyor? Neden bu adam serbest bırakılıyor? Bank Asya’ya para yatıran garibanı alıp hapse atıyorsunuz, o sıcak ortamda her hakim önüne gelen kişiyi yakalayıp içeri atıyor, hatta soru bile sormuyor ama bunu.. Bunun üzerinde hükümet niye hiç konuşmuyor? Bu soruyu herkesin kendisine sormasını istiyorum. Kim bu Adil Öksüz, neden serbest bırakıldı ve neden yakalanmıyor? Bunun üzerine gitmek gerekiyor. Adil Öksüz olayını yakından herkesin izlemesini isterim.“

İşte bu sorular rejimin Achil topuğudur. Tam ordan vurun.

 Şimdi en önemli siyasi talep, generallere ve askerlere yapılan işkenceleri ortaya çıkarmak ve duruşmaların aleni yapılması için elden geleni yapmak.

O zaman Erdoğan rejiminin „darbeyi zamanında önlemek yerine, bilinçli olarak darbeyi kışkırttığı, darbenin düğmesine bizzat onun ‘çift taraflı ajanı Öksüz’ün’ ya da „herhangi bir yetimin bastığı“ ortaya çıkacaktır.

A. Selvi’ye not: „Erdoğan’ın haberi yoktu“ diye yazılar yazarak, boşuna çabalama kaptan, bu işin kapağını bizzat sen „yanlışlıkla“ açtın. Öksüz’le ilgili „Çift taraflı ajanlık“ bilgisi Saray’ın dibine dinamit koymaktan beter bir bilgiydi… Öksüz kadar ilginçsin…

Yazarın diğer yazıları