Çözüm birlik ve direnişte!

Napolyon orduları Rus kentlerine girdiklerinde komutanları onun zaferini kutlarlar. Fakat Napolyon öfkeden çıldırmak üzeredir: “Ortada tek bir insan yok, ne zaferi!” der.

Türk işgal güçleri Rojava’da toplarla, uçaklarla kentleri yıkarak, kimyasal silahlarla katliam yaparak zafer elde edeceğini düşünüyor olabilir, fakat ortada onlara boyun eğen tek bir insan yok, hangi zaferden bahsedecekler! Dünya bu filmi daha önce Hitler’le, Miloseviç’le, Saddam’la gördü. Tümünün sonu biliniyor. Tüm faşist diktatörler savaşlarda yenildiler. Ellerindeki kimyasal silahlar ve zihniyetlerindeki vahşet onları kurtarmaya yetmedi.

İlk imparatorluğun elinde ne vardı? Silah olarak o güne dek kullanılan mızrakların dışında yeni bir silah icat etmişlerdi: Fırlatılabilen mızrak! Bugünün füzelerinin yerini tutuyordu. Bu sayede askeri üstünlük sağladılar fakat daha da önemlisi ilk kez planlı insan katlediyorlardı. Soykırım zihniyetini geliştirdiler. Ne oldu? Bölgeyi kasıp kavurdular, her yeri kan gölüne çevirdiler ama sonunda dağlı halka saldırdıklarında kendi sonlarını getirdiler, Kürt’lerin ataları olan Guti’lere yenildiler. Teknik üstünlük ya da saçtıkları dehşet onları kurtarmaya yetmedi.

O gün bugündür insanlık ile soykırım rejimi arasında bir savaş sürmektedir. Bugün Rojava topraklarında yaşanan savaş da bu tarihin bir devamıdır ve deyim yerindeyse hepsi adına büyük bir hesaplaşmadır.

Türk faşizmi küresel güçlerin sağladığı teknikle sınırsız katliam yaparak istediği her yerde zafer elde edebileceğini sanıyor. Fakat ortada boyun eğdirebildiği tek bir insan yok! Yakıp yıktığı ve DAİŞ çetelerine teslim ettiği kasabalar Türk faşizminin vahşiliğinin kanıtından başka bir şey değildir. Ne zaferi!

Rojava devrimi bitirilmek ve Kürt soykırımı tamamlanmak isteniyor ama direniş her şeyi tersine çevirebilir. Şimdiye dek dünya çapında sergilenen dayanışma çok önemliydi. Direniş ve dayanışma birçok devleti bile Türk faşizmi karşısında adım atmaya zorlamıştır.

Önümüzdeki dönemde Suriye’deki savaşların bir benzeriyle Irak topraklarında ve İran sınırlarında karşılaşılabilir. ABD’nin önceliğinin İran olduğu biliniyor. Güçlerinin önemli bir bölümünü Irak’a çekmeye başlamaları bunun içindir. ABD ve Rusya Ortadoğu’da Avrupa birliğini devre dışı bırakıyor. Almanya, Fransa gibi devletlerin tepkileri bu nedenledir.

Suriye rejimine nefes aldırma karşılığında ABD’nin Rusya’dan istediği Venezuela petrolüne ortaklık, Çin’e yaptırımlara ses çıkarmama, Kore konusu vs. olabilir. Bu tür gelişmeler olasıdır. Fakat Rusya İran karşısında konum almaz. Bu nedenle ABD İran’ın diğer ileri karakollarına yöneliyor: Lübnan ve Irak’taki ayaklanmalar -bir yönüyle de- bu gözle izlenebilir.

Türkiye ise şu anki pozisyonuyla İran karşıtı siyasetin bir parçası olmuştur. ABD Rojava’ya saldırıyı teşvik ederek ve Türk işgalciliğinin önünü açarak bunu sağlamıştır. Türkiye bu tuzağın içine düşmüştür. Bundan vazgeçmeye kalktığında hedef olacaktır.

Kürt soykırımında ısrar eden bir Türkiye’yi darbe, ayaklanma veya savaş dışında bir gelecek beklemiyor. Bunca zulüm ve baskıdan sonra Türkiye iç ayaklanmanın eşiğindedir, sadece bir kıvılcım beklemektedir.

Suriye rejimi ise on yıla yakındır yaşadığı savaş ve kaostan çıkma arayışındadır. Zayıf da olsa siyasi çözüm eğilimine girmiştir. Fakat aynı zamanda Türk faşizmini Rojava özerk bölgesine karşı sopa olarak kullanmaktadır. Rusya’ya dayanarak yürüttükleri bu siyaset çözümsüzlüğü derinleştirmekten başka işe yaramaz. Türk işgalciliği kendilerini de zora sokar. Bugün göz yumdukları işgal saldırıları yarın daha şiddetli şekilde devam ettirildiğinde Suriye’nin savaştan çıkması mümkün olamaz. Tehdit ve şantajdan vazgeçer ve statükoda ısrar etmezlerse çözümün parçası olabilirler. Fakat her fırsatta Rusya ile birlikte teslimiyet anlamına gelen dayatmalarda bulunuyorlar. Bu siyaset tutmaz, çözüme hizmet etmez. Bütün bu gelişmeler direnişin 2 Kasım kararında olduğu gibi dünya çapında sürdürülmesinin ve ulusal birliğin hızla gerçekleştirilmesinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

İşgal saldırısının sadece Rojava’yı hedeflemediğini tüm Kürtlere karşı soykırımın parçası olduğunu herkes anlamıştır. Bakurê Kurdistan’da belediye gaspları ve ardından belediye başkanlarının tutuklanması; Başurê Kurdistan’daki işgaller ve MİT kurumlaşmaları hep birbiriyle bağlantılıdır. Tüm Kürdistan hedefteyken tüm Kürdistan’ın birliğini ve ortak direnişini gerçekleştirmenin zamanıdır.

Parçalılık ve pasifizm faşizmi cesaretlendirir. Birlik ve direniş ruhu her şeyi belirleyecektir.

Savaş ve siyaset gerçekliğinde bazı uzlaşıların, anlaşmaların veya değişik ittifakların olması işin doğası gereğidir ve gereklidir. Kürt halkı elbette siyaset yapacak, ülkede, bölgede ve dünya çapında çeşitli ilişkiler kuracaktır. Bu yaklaşım dış güçlere bel bağlamak anlamına gelmez. Herkes siyaset yaparken normal karşılansın ama Kürt halkı siyasi hamlelere yöneldiğinde anormalmiş gibi tartıştırılsın! Bu yaklaşım adil değildir. Kürt halkını bu kadar iradesiz görenler yanılacaklardır.

Öte yandan sırtını dış güçlere yaslamak isteyen eğilimler yok mudur? Evet bu tür eğilimlerle karşılaşmak mümkündür. Siyaseti dış güçlere bağlanmak şeklinde algılayan anlayışlar olabilir fakat özgürlük çizgisi karşısında hiçbir hükümleri olamaz. Kimse tarafından da ciddiye alınamaz. Rojava’da kahramanca sürdürülen direniş gerçekliği bunu yeterince kanıtlamıştır. Derler ya “uzun konuşanı kısa dinlemeli” hep olumsuz konuşanı ise hiç dinlememeli! Büyük bedellerle kazanılan halk değerleri ve kahramanca direnişler ucuz tartışmalarla gölgelenemez.

Yani başka tür tartışmaların değil Rojava ve özgür Kürdistan direnişini her yerde büyütmenin zamanıdır. Her şey Kürt soykırımını önlemek içindir!

Yazarın diğer yazıları