Çözüm sürecinde profil Faşizm sürecinde profil

HDP’nin Yerel Yönetimlerle ilgili birimlerinin açıklamalarını büyük bir dikkatle izliyorum. Görevliler ağır bir yükün altındalar. İşlerinin zor olduğu çok açık. Benim gibi sahadan uzak bir gazetecinin onlara desteği nasıl olabilir? Sanırım yaptıkları açıklamalara eleştirel bir gözle bakarak.

Örneğin, geçen gün Yeni Yaşam Gazetesi’nde Yurdusev Özsökmenler’in açıklamalarında “eksiklerden” söz edilmesi önemliydi. Ama bu “eksikliklerin” neler olduğu ne yazık ki somut olarak açıklanmamış. Öyle olunca konuyla ilgilenen insanlar, gazeteciler, aktivistler, bu eksikliklerin giderilmesi konusunda kişisel önerilerini yapamıyorlar. Eksikliğin ne olduğunu bilmezsen, onu gidermenin yolu hakkında da konuşamazsın.

Özsökmenler, „Yeni süreçte toplumsal örgütlenmeye ağırlık vereceklerini” de açıkladı. Bunu nasıl anlamalıyız? “Eski süreçte” “toplumsal örgütlenmeye ağırlık verilmediği” şeklinde mi? Eğer böyle anlayacaksak iyi olur. Çünkü o zaman geçmiş belediyecilik deneyinin “en ağır yanlışı” hakkında konuşmaya başlayabiliriz. Ama açıklamada netlik yok. Bir “yanlışın” üzerinde konuşabilmek için, o yanlışı yapanların daha açık ve olgulara dayalı konuşması gerekir.

Açıklamada “toplumsal örgütlenmeye ağırlık verileceği” sözlerine elbette güvenebiliriz. Ama “toplumsal örgütlenmeye nasıl ağırlık verileceğini” de bilmek hakkımız. “Nasıl ağırlık verilecek?” Bu soruya somut yanıtlar verilirse, kamuoyu toplumsal örgütlenmeye gerçekten ve isabetli olarak ağırlık verilip verilmeyeceğini anlayacaktır.

Anlamalıdır da.

Hiç kuşkusuz parti organları bu konuda ne yapılması gerektiğini biliyor olmalıdır. Parti “Toplumsal örgütlenmeye ağırlık vermenin yol ve yöntemlerini” büyük ihtimalle örgütlerine anlatıyordur. Eğer böyle yapılıyorsa örgütler ve parti üyeleri de hazırlanan “yol haritasına” güven duyuyordur.

Ama bu yetmez.

Seçmenin güven duygusunu güçlendirmek gerekir. Seçmen “toplumsal örgütlenmeye nasıl ağırlık verileceğini” bilirse partiyi sahiplenir. Çünkü adı üstünde “toplumsal örgütlenme”. Yani seçmenin örgütlenmesi. Seçmen kendisinin nasıl örgütleneceğini bilmek istemez mi?

Denebilir ki, seçmen HDP ne yaparsa yapsın, hatta hiçbir şey yapmasın, yine de oyunu Kürdistan’ın şerefi, namusu ve kurtuluşu için bu partiye verecektir. Verir de. Evladı dağda canını veren bir anne oyunu vermez mi?

Ama sorun oy vermekle bitmiyor. Seçilmiş belediyeyi yeni kayyımlara, yeni saldırılara karşı savunmak için, “eski süreçte” yapılamayanı yapmak için o seçmenin “Belediyesini nasıl savunacağını” bilmesi gerekir. Ben şahsen, eğer olağanüstü hileler, oy verdirtmemeler, oyları gaspetmeler söz konusu olmaz ya da bunlar önlenebilirse, belediye başkan adaylarının seçileceğinden şüphe etmiyorum. Özsökmenler’in “daha fazla belediye alma hedefiyle” ilgili açıklamasını da gerçekçi buluyorum.

Ama kazanılan belediyelerin “nasıl bir toplumsal örgütlenmeyle” savunulacağı konusunda açıklama “rapor ve eğitim” dışında somut bir yaklaşım içermiyor. Parti elbette ne yapacağını biliyordur. Ama seçmen, yani toplumsal örgütlenmenin asıl öznesi olan halk bu konuda ne yapacağını, yapmak zorunda olduğunu biliyor mu?

Açıklamayı yapan değerli kardeşimin çalışma alanının “örgütlenme” olmadığını biliyorum. O, partinin yerel yönetim anlayışını dile getiriyor. Bu anlayışın ana ilkesi olarak da “yeni süreçte toplumsal örgütlenmeye ağırlık vermeyi” isabetle vurguluyor.

Şimdi partinin ilgili organları “yeni süreçte toplumsal örgütlenmeye nasıl ağırlık verileceğini” anlaşılır bir dille ve somut ifadelerle dile getirmelidir.

Örneğin “eski süreçten farklı” olarak neler yapılacağını ben şahsen merak ediyorum. Herhalde seçmen de merak ediyor.

Örneğin, her şey bir yana; yeni süreçte aday profili nasıl olacak? “Belediye hizmetlerine ağırlık verme” yeteneği mi öne çıkacak, yoksa “toplumsal örgütlenmeye ağırlık verme” yeteneği mi? “İyi belediyeci mi”, “iyi örgütçü mü?” “İyi sokak parkeleyen mi?” yoksa “sokağa halkla birlikte iyi çıkabilen mi?” “Çukurları kapatabilen mi?”, “çukura düşeni çukurdan çıkarabilen mi?” “Hendeğin yanından viraj alan mı?” yoksa “Tunç gibi hendeği kendi mezarı sayan mı?”

Şu son şıkkı HDP’nin yanıtlamasını elbette isteyemeyiz. Ama hissetmesini isteyebiliriz. Mutlaka da hissediyorlardır.

Diktatör, yerel seçimlerden sonra HDP’nin kazandığı belediyelere karşı saldırı emrini geçtiğimiz gün en kaba şekilde verdi.

Şimdi mesele “çok dilli belediyeciliğin” nasıl yapılacağı değildir, belediyelerin faşizme karşı nasıl savunulacağıdır.

Çünkü savunulamayan belediye, bırakalım “çok dilliliği, lal olur.” Faşizmde seçilmişlerin “diliyle” konuşulamaz. “Seçenlerin”, yani “Toplumsal bakımdan örgütlü halkın diliyle” konuşulur.

Bunu sağlamanın yolu da, “partinin neler yapacağını” değil, “halkın neler yapması gerektiğini” halka açık bir dille anlatmaktan geçer. Şöyle:

“Belediyeleri fazlasıyla alacağız, ama bize belediyecilik yaptırmayacaklar, belediyelerin ne yapmasını istiyorsanız, hepsini siz yapacaksınız; size mücadeleden başka hiçbir söz vermiyoruz.”

Halk bu çağrıyı anlarsa ne ala. Anlamazsa belediyeleri almanın da hiçbir anlamı olmayacaktır.

Belki şöyle bir anlamdan söz edilebilir: Belediyeleri aldık, faşizm de elimizden aldı; faşizmin faşizm olduğu bir kere daha açığa çıktı.

Faşizmin faşizm olduğunu, bilmem kaçıncı defa açığa çıkarmak da bir şeydir ama, faşizme karşı halk iradesini dişe diş savunmak her şeydir. Çünkü savunamadan yenilmek halkın “toplumsal örgütlülüğüne” ağır darbe indirir.

Evet, “hendek taktiğinin” eksikleri mutlaka vardır. Eleştirilecek yanları çoktur. Ama Belediyelerin de eksiklikleri mutlaka vardır, Eleştirilecek yanları çoktur. Ancak arada bir fark da vardır: Şimdi düşünün; Eksikleri olan Belediyelerin savunulmadan teslim edilmesi mi, yoksa eksiklikleri olan hendeklerin faşizme karşı ölüm pahasına savunulması mı faşizme karşı mücadeleye yol gösteriyor?

Bazıları “hendek olmasaydı, Belediyelerimiz elimizde kalırdı” diye yanıp yakınıyor. Faşizmin sebebini ve Kürt yerel iktidarına düşmanlığını “hendeğe” bağlayan kimseleri asla Belediye eşbaşkan adayı yapmamak, geçmişten alınan acı derslerin gereğidir.

 “Adayların profili” HDP’nin “toplumsal örgütlenmeye ağırlık vereceğinin” ilk göstergesi olacak ve benim de “aday profili” ile ilgili kişisel görüşüm işte böyledir. HDP’nin işine yarayacaksa sevinirim. Yaramayacaksa, bu yazıyı unutun gitsin.

Yazarın diğer yazıları