Çözümün yolu

Türkiye ve bölge bin bir sorun içinde kıvranıyor. Bu sorunları çözmek için ana halkadan başlamak gerekir. Bu ana halka ise Kürt halkıyla uzlaşma ve barış yoludur. 100 yıldır ezeriz-çözeriz kafasıyla kangrenleşmeye doğru giden bu yaranın artık beklemeye tahammülü yoktur. Geçen her gün boşuna kan, can ve zaman kaybından başka bir şey değildir.

Kürdistan dörde bölünüp her parçada uygulanan milli zulüm sonucu Kürdistan halkı bütün dünyaya sürülmüştür. Öyle ki Kürtler Kürdistan’dan çok diğer ülkelere dağılmış durumdadır. Örneğin İstanbul en büyük Kürt şehridir denir. Bu nedenle Kürdistan’daki her gelişme ilk adımda dört sömürgeci devleti, halklarını ve Kürtlerin dağıldığı bütün ülkeleri etkiliyor. Kürdistan’ı paylaşıp yok etme hayaliyle halklara zulmedenler sonuçta Kürdistan’ı yok edemediler. Tam tersine Kürdistan’ı bütün dünyaya yaymış oldular.

Dünyadaki gelişmelerden, Kürdistan’ın su ve enerji kaynakları üzerinde olmasından ve tarihi Mezopotamya’nın doğal zenginliklerinden dolayı neredeyse bütün devletlerin gözü bu bölgeye dikilmiş durumdadır.

Türkiye’yi yöneten egemen güçler en azından 30 senedir PKK ile dolaylı-dolaysız temaslar içinde oldular. 2013-2015 arasındaki “Diyalog süreci” bu temasların zirvesi oldu denebilir. Hatta İmralı ve Kandil’de süren görüşmeler silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi ve silah bırakılması aşamasına kadar gelmişti. 2015 seçimlerinde HDP’nin bütün Türkiye’den güçlü bir destek alması ve meclise girmesi çözüm umutlarını da arttırmıştı.

Ne var ki Erdoğan’ın arkasında birleşen geleneksel vesayetçi-ırkçı faşist güçler diyalog sürecinin müzakere ve çözüm aşamasına gelmesini engellediler. Bunun yerine kirli bir imha ve yeniden işgal süreci başlattılar. Bunu rahatlıkla yapabilmek içinde Önder Öcalan yoldaşı ağır bir tecride aldırlar. Ama memleketin hiçbir sorununu çözemediler. Tam tersine halkın maddi-manevi varlıklarını talan etmekle kalmadılar. Halkların umutlarını da talan edip harabeye çevirdiler. Halkı kan ve gözyaşına boğdular.

Bütün bunlara rağmen şu ortaya çıktı ki halka boyun eğdiremediler, diz çöktüremediler. Halkın umutlarını ve özgürlük ateşini söndüremediler.

HDP’yi yok etmek istediler ama son seçimlerde görüldü ki HDP artık metropolleri de belirler hale geldi.

Efrîn’i işgal ettiler ama şimdi nasıl kaçacaklarını düşünüyorlar.

Öcalan yoldaşı susturmak istiyorlardı ama şimdi konuşsun diye yalvarıyorlar.

Şu açık ki Kürtlerle açıklık, eşitlik ve özgürlük temelinde anlaşmayan hiçbir kişi, kurum, parti, örgüt ya da devletin bölgede kalıcı olması artık olanaksızdır.

Erdoğan ve arkasında birleşen çeteler 7 Haziran 2015 seçimlerini yok sayarak dört senedir bu sürece kılıç sallıyor. Ancak hiçbir şey kazanamadı, hep kaybetti ve halklara da kaybettirdi.

Son dönemde yeniden başlayan İmralı ziyaretleriyle bir umut ışığı yanmış gibi görünüyor. Bu umut ışığını yakan en başta zindan direnişlerinde ifadesini bulan halkın kahramanca direnişidir. Zindan direnişçilerini minnetle selamlıyor ve direniş şehitlerini saygıyla anıyorum.

Öcalan yoldaş uzun aradan sonra yapılan 2 Mayıs görüşmesinde:

“Bizlerin İmralı’daki duruşu, 2013 Newroz Bildirgesinde belirttiğimiz ifade tarzının daha da derinleştirerek ve netleştirerek sürdürme kararlılığındadır. Bizim için onurlu bir barış ve demokratik siyaset çözümü esastır.” diyerek durumu özetlemiştir.

Bu önemli, olumlu ve umutlu mesajı herkes iyi anlar ve gereğini yaparsa önünde sonunda çözüm gündeme gelecektir. Ama bunu başarabilmek sadece Kürtlerin değil “yeni yaşamı” kurmak ve kazanmak isteyen tüm halkların, tüm ezilenlerin görevi olacaktır.

Boş-kof iyimserlik de, çok bilmiş negatifist kötümserlik de çözümü getirmez. Ancak doğru bir mücadele halklara başarıyı ve zaferi getirecektir.

2013-2015 diyalog süreci yeterince güçlü sahiplenilmediği için Erdoğan’a süreci bitirip savaşı tırmandırma fırsatı verdi. Bugün savaş ve soygun cephesinin eline yeni fırsatlar verilmemelidir. Çözüm ve barış halklarımızın ortak mücadelesiyle kazanılacaktır. Bu da en az savaşmak kadar cesaret ve kahramanlık istemektedir.

Yazarın diğer yazıları