Çürük koltuğa oturtulan ‘umut’ ve ‘mantara basma’ tehlikesi

Çok dikkatli olmanın zamanı geldi.                               

Erdoğan, İmamoğlu ve HDP oyları ile seçilmiş olan, Antakya belediye bakanı hariç tüm CHP’li Büyükşehir Belediyeleri Amed, Van, Mardin kayyımlarıyla aynı masa etrafında bir araya getirdi.

Bu arada İmamoğlu’nun altına da “çürük” bir sandalye iteledi. İmamoğlu düştü. Ardından “espiri” adı altında rezil kepaze bir diyalog duyuldu. İmamoğlu’na verilen ahlaksız bir dersti. Ders sonuç verdi mi?

Verdi gibi görünüyor. İmamoğlu kayyımlar da içinde AKP’li belediye başkanlarıyla “ortak” bir komisyon önerdi ve onun tabiriyle “kabul etti” değil, “Sn. Cumhurbaşkanı kabul ettiler” diyerek “kibarlık dersi” aldığını kabul etti. Molyer’in “Kibarlık Budalası” Saray’da sahneye kondu.

Kim bu Cumhurbaşkanı denilen adam?

Lafı eğip bükmenin anlamı yok: Faşist diktatör.

Önce Kürdistan’daki üç Büyükşehir’e karşı darbe yapıyor, yerel yönetimlere valileri el koyuyor. Sonra belediyelerin başkanlarını Saray’ına toplayıp, onlara bu darbeyi fiilen onaylatıyor, valileri gözlerinin içine sokarak, CHP’lilere “ayağınızı denk alın” demiş oluyor.

Onlar da “ayaklarını denk alıyor”, kayyımlarla tokalaşıyor ve “çok verimli bir toplantı oldu, kucaklaştık, ortak bir whatsapp grubunda ‘Yenikapı’ ruhuyla buluştuk” filana benzeyen bir açıklama yapıyor. Aynı günün sonunda AKP medyası ve hatta Sözcü Gazetesi “beklenen tablo” gibi, Evren’in kopyaladığı “nü” tablolarına benzer tabloyu duvarlarına asıyor. Utanmıyor musunuz?

Türkiye’de anti-faşist mücadelenin en büyük zaafı, rejime hem faşist deyip, hem de faşist dedikleri rejimin parlamentosunda, sarayında, diktatörün huzurunda hiç bir şey olmamış gibi davranmaktır.

İşin aslına bakarsanız, CHP’nin, o “evet” derse HDP’nin TBMM’de bir gün bile durması faşist rejime verilmiş en büyük destektir. Hele baroların çoğunluğunun boykot ettiği “Saray törenlerine” pek heveskâr yeni yetmeler gibi koşturmak, altına verilen “çürük” sandalyeden düştükten sonra hala “kucaklayıcı espriler yapmak”, yani “pejmürde” olmak faşist rejim için en büyük şanstır.

Rejim temellerinden sarsılırken bu “ılımlı” havayı teneffüs edenler, Erdoğan’a hayat öpücüğü verdiklerinin farkındalar mı?

Ve şu maskaralıkların ardından medyaya düşen “kamuoyu yoklamaları” yok mu, “sahte umutlara tüy dikmekte”. “CHP birinci parti” haline gelmişmiş. Babacan daha şimdiden yüzde 12 ile barajı geçmişmiş. Davutoğlu ha geçmiş ha geçecekmiş. Lakin HDP barajın altında ezilip gitmişmiş…

Rejim ve muhalefet elbirliği ile halkı 2023 yılına kadar, “mutlu sonu” ağzı açık ayran delisi gibi beklemeye itekleniyor. HDP nasılsa kapatılacak, olmazsa barajı aşamayacak, Kürdün oyu da çantada keklik beklentisi yayılmakta. Yıl bitmekte, kaldı geriye 3 yıl, sık dişini, uykunda pembe rüyalar göre. Günler geçecek, aylar geçecek, yıllar geçecek, bir sabah uyanmışsın ki muhalefet seçimleri kazanmış. Sabreden derviş muradına erermiş. Erdin mi, ermedin mi bilmem ama, bu iş Hoca Nasreddin’in hırası çıkan eşeğinin kulağına fısıldadığı vaade benziyor: Ölme eşeğim ölme, yaz gelecek yonca bitecek…” Dendiğine göre bu eşek, hocanın fısıltısına fena halde bozulmuş, bir çifte atıp, Nasreddin’i göle maya çalmaya fırlatmış. O hesap, seçim beklemenin göle maya çalmaktan bir milim farkı yok.

CHP şu Saray rezaletine evet demekle, gelecekte ne yapacağı hakkında çok fena bir adım attı. Yarın Kaftancıoğlu hapse girsin, CHP’nin demokrat-sol kanadı çaptan düşürülsün, Saray yapacağı bir törenle muhalefeti CHP’si, İyi Partisi’yle “Türkiye ittifakının çürük sandalyelerine” bir iteklemeyle oturtur.

O halde dikkatli olmanın zamanı geldi.

TBMM koridorlarında vakit öldürmek, “demokratik ittifakı” parti genel merkezlerinde “diplomasi işi” sanmak, “ziyaret diplomasisini” allayıp bulamak, HDP’nin kapısına dayanmış provokasyonu “duygulu sözlerle” savuşturmaya çalışmak çıkar yol değil.

Gerçek radikal demokratik tutum, sürekli olarak  CHP’yi TBMM’den ve tüm belediyelerden çekilmeye çağırmak, polisin yığıldığı alanların dışında her fırsatta kitle protestoları örgütlemek, ittifak konusunda “seçim” lafını ağıza almamak, bu rejimi yıkmak için tek yolun sokakta güç toplamak olduğunu pratikte göstermektir.

İmamoğlu “çürük” sandalyeye oturtuldu. Muhalefet “mantara” basmamalı.

Yazarın diğer yazıları