DAİŞ’e karşı zafer bayrağı İmralı’da dalgalanıyor!..

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence “son DAİŞ mevzisinin” de ortadan kaldırıldığını “muzaffer” bir komutan edasıyla açıkladı.

Amerikan savaş filmlerinde olduğu gibi.

2.Dünya Savaşı’nı kim kazandı?

O zamanki ABD Başkanı Truman’a sorarsanız, elbette ABD… Normandiya çıkarması yapılmasaydı, Naziler dünyaya hakim olacaklarmış… Oysa Hitler ordusunun beli Stalingrad’da kırılmış, Britanya ve ABD Normandiya’da İkinci Cepheyi açtıklarında Sovyet Ordusu çoktan zaferi güvence altına almıştı.

Amerikalıların asıl stratejik amacı, Nazi Almanyası’nı mağlup etmek değil, Normandiya çıkarmasıyla, Berlin’i Sovyetler Birliği’nden daha önce ele geçirmekti.

Yapamadılar. Berlin’e Sovyet ordusu girdi ve Hitler’in yanmış cesedini Ruslar torbaya koydu.

Şimdi aynı hikaye… Pence konuşuyor. Trump tweet atıyor. Yakında DAİŞ’e karşı zaferi “müjdeliyecekmiş.”

Sevsinler… Hadise şundan ibaret. Hiç kuşkusuz Amerikan ordusu DAİŞ’le savaşan YPG-YPJ ve ardından da QSD güçlerine “hava desteği” verdi. Bunu kimse zaten inkar etmiyor.

Ama bunun adı “destek”… Yani Amerikan ordusu savaşa girmiş değil. Savaş alanında olanlara kısmi bir hava “desteği” vermiş.

Şimdi düşünün: Takım maçı açık farkla kazanmış, ama tribünde takımı “destekleyen” amigo “maçı ben kazandım” demiş. O hesap.

Hiç kuşkusuz savaşta “hava desteği önemsizdir” demiyorum. Önemlidir. Ama hiç bir devlet, kendi ordusunun girmediği bir savaşta, savaşa giren güce, eğer o güç savaşı kazanma potansiyeline sahip değilse her hangi bir “destek” vermez. Yenilecek olan güce kim “destek” verir ki?

Demek ki, Yankee ölçmüş biçmiş. Sahayı incelemiş. Tarafların savaşma güçlerini analiz etmiş. Ve “zaferi kazanacak olan” tarafa “destek” vermiş.

Savaş “havada” kazanılmaz.

Sonuçta “havadasın” ve üzerinde “zafer” elde edeceğin güç “karada”.

Savaş “karada” kazanılır. Nitekim QSD güçleri savaşı karada kazandılar.

Savaşın “havadan” kazanılamayacağını bütün ordular bilir. Ezbere bilir. Örneğin Hitler, Hava Kuvvetleri Komutanı Hermann Göring’in palavralarına inanmış ve Britanya’yı hava savaşıyla, şehirleri bombalayarak dize getireceğini sanmıştı.

Ne oldu? Rezillik oldu. Göring tam bir hezimete uğradı. Nazi bombardımanı, elbette İngiliz halkına büyük zararlar verdi. Ama Britanya “havadan” işgal edilemedi.

Uzağa gitmeye de gerek yok. Trump çekişip durduğu Erdoğan’ın ülkesine şöyle bir baksaydı, “havadan, civadan” savaş kazanılamayacağını hemen anlardı. Türk ordusu artık uzun bir zamandan beri HPG ve YJA Star gerillasına karşı “havadan” savaşıyor. Türk savaş uçakları aslında neredeyse yarım yüzyıldır Kürdistan dağlarını, Kandil’i, Medya Savunma Alanları’nı bombalıyor.

Sonuç?

Savaş sürüyor. Elbette Türk savaş uçakları, kullandıkları “teknik”le gerilla güçlerine zarar veriyor. Ama kendisi çok büyük zarar görüyor. Erdoğan “domatesi, patlıcanı, biberi bırakın, merminin fiyatını düşünün” derken, aslında gerillaya karşı yürütülen hava saldırılarının astronomik masrafları yüzünden ekonominin tepe üstü çakıldığını itiraf etmedi mi?

Evet. Eğer “havadan” savaşları kazanmak mümkün olsaydı, Türk devleti çoktan Kandil’e, o vaat edilen, ama bir türlü çekilemeyen “bayrağı” dikmiş olurdu. Olmadı. Dağı taşı bombalayan Erdoğan, şimdi “tanzim tezgahlarında” domates, patlıcan, biber satıyor.

Demek ki Trump’ın, Pence’in “zafer” iddiaları sadece gülünç bir böbürlenme. Muzaffer olan güç 10 binden fazla şehit veren omurgasını YPG, YPJ güçlerinin oluşturduğu QSD güçleridir.

Bu savaş sürecinde 10 bini aşkın Kürt ve farklı haklardan şehide karşılık, ABD’nin tüm kayıpları 100 asker bile değildir.

Neden?

Çünkü ABD DAİŞ’le savaşmamıştır. DAİŞ’le savaşanlara sadece yer yer “hava desteği” vermiştir. “Desteklemek” başka, “zafer kazanmak” başkadır.

Aslında Rojava silahlı güçleri dışında hiç bir devlet DAİŞ’e karşı zafer kazanamamıştır. Gerçek gün gibi açık: HPG DAİŞ’e Şengal, Kerkük ve Maxmur’da ilk darbeyi indirdiği, YPG güçleri Kobanê’de ilk büyük zaferi kazandığı sırada, ne Rusya, ne Şam, ne Koalisyon güçlerini oluşturan ABD, Fransa ve diğerleri, ne Irak ve ne de İran DAİŞ karşısında tutunabildi. DAİŞ güçleri bunların tümünü püskürttü, Suriye’nin ve Irak’ın yarısını ele geçirdi. DAİŞ’i tüm Suriye’de Rojava devrim güçleri dize getirdi.

Tıpkı 2.Dünya Savaşı’nda Sovyet zaferinin ardından ABD’nin Almanya’ya karşı harekete geçmesi gibi, Rusya, Şam ve İran da Rojava’nın zaferinin ardından DAİŞ’e karşı harekete geçebildi.

İyi de neden?

YPG güçlerine ABD’nin verdiği “havadan destek” sayesinde mi?

Bu gülünç bir iddia. Çünkü koskoca Suriye ordusunun kendi “hava gücü” vardı; bırakalım onu, Rusya’nın dev “hava gücü” neden DAİŞ’in Şam kapılarına dayanmasını önleyemedi? “Havadan” savaş kazanılsaydı, Suriye hava kuvvetleri, Rusya hava kuvvetleri ve İran hava kuvvetleri Şam rejiminin ordusuna zafer kazandırmış olurdu.

YPG-YPJ güçleri ile diğer DAİŞ karşıtı güçler arasındaki fark neydi acaba?

Nasıl bir fark vardı ki, bu fark Rojava devrim güçlerinin DAİŞ çetelerine karşı zafer kazanmasını sağladı?

Geçtiğimiz gün KCK Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Karasu, bizim gazetemizde yazdığı bir yazıda bu “farkı” açıkladı: APO’cu ideolojik çizgi…

Gerçekte Rojava diğerlerinden farklı olarak “devlet” değildi. Devletlerin, Şam’ın, Tahran’ın ve Moskova’nın, aynı zamanda Ankara’nın silahlarıyla boy ölçüşebilecek askeri gücü yoktu.

Ama tek bir “fazlası” vardı. O da Karasu’nun açıkladığı manevi ve düşünsel çizgi.

Suriye’de zaferi Apocu düşünce kazandı. İşte Açlık Grevcilerinin eylemini yenilmez kılan ve kılacak olan da bu Apocu düşüncedir.

Yazarın diğer yazıları