DAİŞ’li kadınlar ve bilinç parçalanması

Ortadoğu toplumu kıyassız bir deneyim yaşadı. Özellikle de biz Kürt kadınları bu deneyimin en acı kısımlarıyla yüzyüze kaldık. Bu acıları aşan büyüklükte bir direnişle varolabildik. Dünyaya kendimizi anlatabildik. Son yılların en büyük felaketi olan DAİŞ vahşetine maruz kalan kadınlar, özellikle de Êzîdî kadınlar, yine direnen kadınlar yazıldı anlatıldı. Fatma Koçak, önemli bir araştırma, röportaj ve analiz dosyası hazırlamış ve Yeni Yaşam Gazetesinde “IŞİD’de kadın olmak: Kötülüğün sıradanlığı” adlı dizi yazısıyla, bu vahşete maruz kalan kadınları değil, bu vahşetin uygulayıcısı olan kadınları yazıyor.

Önemli bir araştırma ve çalışma olduğu ve tercümelerle birlikte büyük emekler verildiği açıktır. Öncelikle şunu belirtmek isterim. DAİŞ’e katılan kadınları tahlil etmek için erken olduğunu düşünüyorum. Bunun sebebi, ilkin Êzîdî kadınların tümden kurtarılmamış olmasıdır. Başka birçok iç sebep daha sayabiliriz. Ancak DAİŞ’li kadınların içinde bulundukları ve yaşadıklarını çözümleyerek doğru-yanlış ayrımını henüz yapamamış olmaları da bir sebeptir. Onlar hakkında analiz yapacaksak ve onların içine zorunlu olarak girdikleri yeni durumu tanımlayacaksak, gerçekten yeni bir duruma girmeleri ve onların bunu yaşaması, hazmetmesi gerekir. 7-8 yıl boyunca yaşadıkları vahşeti, olağan olmayan yaşamları ve ardından yaşanan kitlesel kırılmayı-teslimiyeti ve ardından karşılarına çıkan direnen kadınlar ve Kürt gerçeğini anlayabilmeleri gerekir. Bir anlamda kendilerini tanımlayabilmesi gerekir. Yani zaman gerekir.

Yazı dizisinin adıyla, Kötülüğün sıradanlığıyla başlamak gerekir.

Dolaylı yollardan maruz kalınmışlıkları anlatan kadın yüzleri tanıtılıyor, işaret ediliyor. Mecbur bırakılanlar, aşkının peşinden gidenler, arzularını sınırsız yaşamak isteyenler, annesi intihar ettiği için travma yaşayanlar, cinleri olanlar… İslam devletine, ev ve para vaadiyle gelen, para biriktirip dönmeyi planlayanlar… yine başka vaadlerle gelmiş kadınlar var var.

Naziler ve DAİŞ’liler…

Erkek egemenlikli sistemlerin kadınları maruz bıraktıkları dünyadan kaçışın bir kapısıydı DAİŞ. Yanlış ve kötü bir kapı. Ama sıradanlık değildir. Binlerce kişinin aynı kötülüğü yapması, o kötülüğü sıradanlaştıramaz. Zira, Hannah Arendt bu tanımlamayı yaparken binlerce kişiyi gözlemlemedi. Evet tüm bir Yahudi katliamını inceledi ama, nihayetinde bir kişinin sıradanlaşan duyguları, bakış açısı üzerinden bu tanımlamayı yaptı. Bundan dolayı Fatma Koçak yazısının başlığında yer alan ve H.Arendt’e atfen kötülüğün sıradanlığı denilen tanım, DAİŞ’li kadınların yaşadıklarını tanımlamamaktadır.

Öncelikle önlerinde Nazilerin hazin sonları gibi bir örnek vardı DAİŞ’e katılanların. Naziler, kötülüğü icat etmemişti elbet. Ancak sistemli, kurumlaşmış kötülüktü anlatılan. Anlatılanla yapılan birdi ve yapanların ikna edilmesi kurumsal bir şekilde gerçekleşmişti.

Oysa DAİŞ böyle değildi. Naziler kandırıldığını pek söylemediler. Ama DAİŞ’e katılanlar söylediler. Naziler istismar edildiğini söylemedi. Ancak DAİŞ’e katılanlar söyledi. Naziler öyle bir kötülük sınırı oluşturmuştu ki, tecavüz etmek, bir kötülük sayılmayacak kadar kendi gerçeğinden uzaklaşmışlığı ifade edecekti. Naziler, Yahudilerden iğreniyorlardı.

Ama DAİŞ… DAİŞ’te tecavüzün kirlilik ya da kötülük olarak görülmemesi, tecavüzün olağanlaşması var. Hem yapan hem maruz kalan açısından olağan görülen insanlık dışı uygulamalardan biri olan tecavüzün, DAİŞ’lilerin tek tek yaşamlarında aldığı yer kadar, kurumsal olarak DAİŞ örgütünde aldığı yer birbirinden ayrıştırılamaz.

İnsanlığın kirlenmesi…

Yer yer bir lütuf gibi görülmesi, erkeğin nefes almasına paralel görülmesi, hamile kadının eşinin Êzîdî bir kıza tecavüzünü ihtiyaçlarını gidermesi için izin verdiğini titremeden söylemesi… Burada insanlığın kirlenmesi var. Sıradanlaşan bir kötülük yok, kötü olanın olağanlaşması yok, kirlenmişlik var, insan tanımının bozulması var. İnsan beynini, aklının yüreğinin deforme olması var. Toplamında DAİŞ, insanlığın en bozulmuş halidir dedirten bir tablo var.

Cinselliğin tahrik edilerek yaşamın tümden cinselliğe oturtulması ve bu döngü içinde kadının giderek metalaşması, DAİŞ’te yer alan orta düzeydeki herkesin, insanlık seviyesinin düşürülerek kurumsal yapıya hazırlanan kütle olduğunu gösteriyor. Yani, bir kesim böyle inşa ediliyor. Yoksa onca vahşeti nasıl yapabilirler ki? Kurumsal olarak DAİŞ, ahlaki düşüşü yaşayan, parçalanmışlığı yaşayan ve özgürlükten koparılan insan üzerinden inşa edilmiş oluyor. Bu durumun kadın için daha da dibe vurduğu gerçek.

Fatma Kocak yazısında, DAİŞ’e katılan kadınların DAİŞ vahşetini savunduğu ve gerekçelendirdiği belirtiliyor. Öyle görünüyor. Bu tespit, kadınların durumuna tanım getirme çabası olarak görülürken, bir yandan da DAİŞ’in gücünü mü gösteriyor, doğruluğunu mu kanıtlıyor, bu DAİŞ kadınlara ne vaadediyor ki hala savunuyorlar gibi soruları da beraberinde getiriyor.   

İnsan esnek bir varlık. Yanlışa inanırsa yanlış yapar. Bazen yanlışa inanır ama insani-tarihsel toplumsal sezgileri ona doğru yaptırır. Bazen yanlış yaptığını bildiğine dahi ceza vermez yardım eder. Êzîdî kızın yaptığı gibi, ona işkence yapanın yanında işkenceyi seyredene yardım elini uzatır.

Ancak DAİŞ’li kadınlarda görüldüğü gibi, kendi acılarından bahsedip bunu bir daha istemek mümkün müdür? Evet demek zordur. En az üç beş defa evlilik adına başka adamlara satılan ve sayısız kere tecavüze uğrayan bir kadının DAİŞ’i savunmasını beklemek zor. Ve özsel kadın tanımına da ters. Eğer böyleyse, bunca tecavüze rağmen, tecavüzü yaratan ve olağanlaştıran sistem savunuluyorsa, o kadınların varlık olarak özsel sorunlar yaşadıkları, kadın doğasının tartışmalık olduğunu söylemek gerekir. Oysa durum böyle değildir.

Korku ve kurumlaşma…

Kadınların DAİŞ vahşetini gerekçelendirmelerinin altında hakim sistemlerin tanımının varlığı, savunuyor olmalarının ardında da DAİŞ’i savunma değil de, korku ve kendini savunma güdüsünün olduğunu görmek zor değil.

Bu kadınlar korkuyor? ‘Kendi fıtratını ve fıtratının getirisi olan acılarını’ kabullenmiş olanlar da vardır şüphesiz. Ancak doktor, basıncı, hemşire olan birkaçı dışında binlerce kadından söz ediyoruz ve o binlerin böyle olduğu konusu tartışma götürür. Verilen kadın örnekleri, DAİŞ sistemi kurumsallaşması içinde yer alan, kişi olarak değil de kurumsal olarak varolan kadınlar var. Bunlar zaten ayrıdır. Kurumsal olarak DAİŞ’in, bu hale getirilmiş binler üzerinden inşa edildiği görülmektedir.

Kimi bilinçli kadınların, sistem içinde sistemin uygulayıcısı olarak erkekleşmeyi seçtikleri, mecbur kaldıkları için istemeden de olsa evlendiklerini, özünde evlenmeyi tercih etmediklerini görüyoruz. Ancak bilinçli olmayanların ise erkek iktidarının her türlü uygulamasına maruz kalmaya devam ettiğini görüyoruz. Tabi bilinçli olmayanların, sistem içinde erkekleşemeyen ve kadın olarak kalmaya devam edenlerin yaşadıkları korkuyu anlatmak kolay olmasa gerek.

Farkındalık yaşayan kadının mevcut kadınlık durumundan çıkmayı erkekleşmek olarak görmesi, iktidar olgusunun saplantısı, ironisi olsa gerek. Kabullenmediği kölelik konumundan çıkmak için özgürleşmek yerine efendi olmayı seçmek, kadının konumunun getirdiği ezilmeyi kabullenmeyenlerin erkekleşerek kendilerini köle pozisyondan çıkarmaları ve başka kadınlar üzerinde erkek iktidarının uygulamalarını sürdürmelerinin başka bir izahı yok.

Bilinç parçalanması ve kölelik

Zira yer aldıkları sistem, çıkış kapısı olmayan bir labirent gibi ve içinden çıkamadıkları açık. Ve hatta, sistemin dayandığı bir kutsal kitap var ve kadınların dönüp dolaşıp dillendirdikleri şey ‘cariyeliğin Kuran’da sünnette yer aldığı’ konusu, bu kadınların farkında oldukları bir çıkmazın tam dibinde olduklarını, kapısından girdikleri labirentten çıkamayacaklarını kader görüp kabullendiklerini gösteriyor. Bu kabullenme beraberinde her türlü tecavüzü ve saldırıyı, şiddeti de kabullenmeyi, boyun eğmeyi getiriyor.

Bu kadınlara DAİŞ’i savunuyor diyemeyiz. Bu kadınlar DAİŞ’ten korkmuş, bu kadınlar kendi köleliğini kabullenmiş, diyebiliriz. Sadece korktuklarını ürkek yüz ifadesiyle söylemiyorlar.

“IŞİD’e katılan kadınlar, örgütün kadına dönük aşağılama ve köleleştirmesine gerekçe üreterek hak veriyor.” diyor Fatma Koçak. Gerekçe üreterek hak vermek tanımı, üzerinde durmaya değer. Daha önemlisi bunca çelişkili durumu tüm kadınların dillendirmesinin üzerinde durmak gerekir.

DAİŞ’e katılan kadınlarda ciddi bir bilinç parçalanması var. Hemen hemen tüm kadınların hem aşağılandıklarını, işkence gördüklerini söylemesi hem de buna hak vermesi, bir bilinç parçalanmışlığıdır. DAİŞ’li kadınlar, kitlesel bir şizofreni yaşıyorlar. DAİŞ’te yaşama ile DAİŞ dışında yaşama seçeneklerini kendileri netleştiremedikleri için iki seçenekle birden düşünüyorlar ve bu parçalanmış bilinçler onları gerekçe üreterek aşağılanmayı kabullenmeye götürüyor.

Ruhsal çöküntü belirgindir

Buradaki korku, salt DAİŞ’li erkeklerin-emirlerin yarattığı bedensel ve kişisel bir korku değildir. Korku, kendileri gibi maruziyetler yaşamış olanların bulunmadığı başka topluluklarda, normal topluluklarda yaşayamayacaklarına dair bir korkudur. Toplumsallık diye tanımlayabileceğimiz kötü bir örnek ortaya çıkmıştır. Başka toplumların içinde, sürekli suçlu, kirli görüleceklerini en bilmezinin dahi bileceği aşikardır. Öyleyse bu kadınlar nerede yaşamak isteyebilir ki? Kurtarılan Êzîdî kadınların kaçı kendi toplumlarında yaşamayı göğüsleyebildi ki?

Yine İslami telkinlerin kadın ruhunda yarattığı zayıflık ve cehennem korkusunda maddeleşen bir ruhsal çöküntü belirgindir. Böyle bir durumda, anlatılanlardan yola çıkarak DAİŞ’i savunduklarını söylemek zordur.

DAİŞ’li kadınlar, DAİŞ’e sonuç olarak gönüllü gelmiş olsa da, erkek egemenlikli sistemin zorunlulukları sonucu gelmişler, dinin istismarı üzerinden gelmişler, tecavüz, işkence ve yoğun şiddet karşısında bilinç parçalanması yaşamışlar ve korkuyla hareket ettiklerinden dolayı da tutarsız görünen şeyler dillendirmekteler.

Sonuç olarak, bu kadınların gerçek fikirlerinin ortaya çıkması için biraz daha zamana ihtiyaçları var. Tabi bu zaman içinde o korkulardan ve kader belledikleri dayatmalardan kurtularak parçalanmış bilinçlerini bütünleştirmeye, normal insan olmaya ihtiyaçları var. Bu kadınlar kendilerini tanımlamalı ve bunun için de zamana ihtiyaçları var.

Yazarın diğer yazıları