DAİŞ’lileri yargılamak?

Batı dünyasındaki devlet yetkililerinin, Rojava’da DAİŞ’Lilere karşı savaşan Kürtleri öven söylevlerini hatırlayalım. Paris’te Elise Sarayına davet edilen Rojava temsilcilerini de hafızamıza yükledik.

Kanada Başbakanı, Kürtleri övdü.
Tüm bunların pratik siyasette bir karşılığı olmaz mı?
Belki diplomatik temaslarda bir karşılığı var, ancak konu Kürtlerin yapısal bir toplum olarak tanınmasına gelince, devletlerarası/uluslararası politika devreye girer.

Böyle olunca da Kürtler koca bir sıfır ile izole bırakılırlar.
“Rojava“ yerine Kuzey Suriye terimi kullanılır.
Pratikte hükümranlık alanlarına sahip olan Rojava, Suriye hükümranlık alanlarına dönüştürüldükten sonra, Kürt toplulukları, siyasal temsilciliklerine de, bu uluslararası siyasi boyunduruğa uyum göstermek kalıyor.

Birçoğu, işgal ve talan üzerinden yükselen, savaşlar sonucu oluşan tragedya atmosferlerinde kurulan 190’ı aşkın, meşru olmayan zeminler üzerinde yükselen devletlerin birçoğu meşru sayılırlar.
Ve meşru olmayan siyasal oluşumlara dair devletler, haklı bir zemine dayanan Rojava’daki yapılanmayı “meşru“ olmadığı, uluslararası hukuka dayanmadığı için, kabul etmezler.
Örneğin, Ermenistan, Kürdistan ülkelerini işgal ederek kurulan TC “meşru“ ve hükümranlık alanına sahip.

Türkiye’nin son olarak işgal etmek istediği Güney Kürdistan bile, Bağdat’ın hükümranlık alanına giriyor.
Rojava ise devletlerarası sistem dışı ve meşru değil.
Trajik olan, Rojava’dakilerin bunu kanıksamalarını beklemeleri.

Bunu paradoks bir örnekle resimlemek istiyorum:
Büyük bir ihtimalle dünyada DAİŞ karşıtı koalisyona dahil devletler DAİŞ’lileri yargılamak isteyebilir.
2000’den fazla DAİŞ’li Rojava’da tutuklu bulunuyor.
70’e yakın ülkeden geliyorlar.

Yüzde 43’ü Arap ülkelerinden, yüzde 9‘u Türkiye, yüzde 36’sı Rusya ve Asya‘dan, yüzde 10’u Avrupa ve yüzde 2‘si ABD’den.
Yakinen 11.000 kadın ve çocuk DAİŞ’li ailelerin nüfusu kamplarda yaşıyor.
Aileler’i hiçbir ülke geri almaya hazır değil.

DAİŞ’lileri yargılamak için, üç hakimden oluşan Mahkemeler oluşturulmuş.
Uluslararası Hukukçular’a göre, bu mahkemelerin tanınması ve oradaki yargının tanınması için, hukukçulardan oluşturulan bir gözlemciler heyetinin yerinde incelemelerde bulunması atılması gereken ilk adımlardan biri.

Uluslararası bir Tribünal’in oluşturulması ve BM Güvenlik Konseyi denetiminde işlev sahibi olması, olumlu gelişme olarak tanımlanıyor.
Rojava’da oluşturulan Halk Mahkemeleri’nin, oluşturulacak uzman hukukçular tarafından desteklenmesi, bu mahkemelerin vereceği kararların yargı sistemine uygunluğu açısından önemli bir gelişme olarak tanımlanmakta.

Önemli olan, Suriye rejiminin, tutuklanan DAİŞ’lileri yargılama mükellefiyetini almaması.
Böylece ana düşünce şöyle formüle edilmekte:
Eğer bir yerde hukuki yükümlülük, mesul devlet tarafından yerine getirilmiyorsa, ve hukuksuz bir boşluk oluşuyorsa, o zaman, uluslararası hukuka göre, hükümranlık ehliyeti olmayan bir yapı, yargı mükellefiyeti üstleniyorsa, bu yapının cezalandırma sistemi, meşru olarak kabul edilmelidir.
Ve daha büyük paradoks ise şu:

Uluslararası hukuka göre “meşru ve hükümranlık alanına sahip devletler“, örneğin Almanya ne kendi vatandaşı onlarca DAİŞ’linin iadesi için, “meşru“ saymadığı Rojava’daki makamlara başvuruyor;

Ne de onları yargılayan Rojava’daki Mahkemeler’in kararlarını kabul ediyor.
Böyle olunca da, kimsenin karşı olmadığı, DAİŞ’lilerin yargılanması, uluslararası devletler hukukunda, kocaman bir boşluk oluşturuyor.
Soru şu: Hukukun işlemediği alanlarda, yargıyı işlevsel kılan yeni yapılanmaların hukuki aktörler olarak kabul edilmemesi, Rojava örneğinde, tarihi bir hukuksuzluk olmaz mı?

Yazarın diğer yazıları