Darbeyi paşalar değil ‘onbaşılar’ önledi…

Dün darbeyi “kim önledi” sorusunu ele almıştım. Devam edelim:
Meğer “önleme” konusu bayağı bir rekabet konusuymuş.
Akşam’dan İsmail Küçükkaya yazıyor:
“Aytaç Yalman telefonu aldı, ‘Sana sitem etmek için arıyorum’ dedi ve ekledi: ‘Biraz önce seni NTV’de izledim. Hilmi Özkök için darbeyi önleyen kişi ifadesini kullandın. Aytaç Yalman’ın rolü ne, diye soruldu. Hiçbir şey söylemedin, geçiştirdin.”
Devam ediyor:
“Diyebilirdin ki; iddianameye göre darbeyi önleyen kişi, Aytaç Yalman’dır. Bunu söylemen yeterliydi. Tek bir cümle…”
Gazeteci yazıyor:
“Bunları konuştuktan sonra Paşa’ya sordum: ‘Darbe girişimini gerçekten siz mi önlediniz?’
İşte yanıtı:
‘Bilmem, Türk Ordusu tek kişi değildir. Tek Genelkurmay Başkanı da değildir. Ucuz kahramanlık kimseye yakışmaz. Türk Ordusu demek Kara Kuvvetleri Komutanlığı demektir. Hilmi Paşa’nın kaç tane tankı tüfeği vardı?’
Tekrar ettim; ‘Darbe girişimini siz mi önlediniz?’
‘Ben öyle demiyorum, iddianame öyle diyor’ diye cevap verdi.”
Diyemez.
Neden diyemez?
Çünkü darbeyi kendisi önlememiştir de o nedenle diyemez.
Şundan dolayı da diyemez: Yalman paşa, aslında “muhtıracılıktan” dönmüştür; “darbeciliğin” kıyısından “firar” etmiştir.
Nazlı Ilıcak şöyle yazdı:
“Aytaç Yalman Balyoz hazırlıklarına hiç katılmadı, o tarihte Hilmi Özkök’ün yanında durdu ama daha sonraki aşamada, hükümete muhtıra verilmesini Genelkurmay Başkanı’na teklif etmeye kadar işi ilerletti; fakat sonradan vazgeçti. Sarıkız eylem planına iştirak etmişti lakin bunun çıkar yol olmadığını gördü.”
Neymiş?
Meğer Yalman darbeyi önlememiş, birileri Yalman “muhtırasını”, “Sarıkız eylem planı darbe teşebbüsünü” önlemiş…
Gördünüz mü? Yalman’a göre, Balyoz darbesini Özkök önlemiş olamaz, çünkü “Türk Ordusu demek Kara Kuvvetleri Komutanlığı demektir. Hilmi Paşa’nın kaç tane tankı tüfeği vardı?”
O zaman “Türk ordusu” demek olan “Karakuvvetleri Komutanı Yalman’ın muhtırasını” kim önledi? Kendi “muhtırasını” kendisinin önlediğini söylemek saçma olacağına göre, “Balyoz’u önleyen” Yalman’ı kimin önlediğini ortaya çıkartmak gerekmez mi?
Şu zavallı hale bir baksanıza… Gazeteci soruyor: “Darbeyi sen mi önledin?” Paşa “bilmem” diyor. Gazeteci “Özkök önlemedi mi?” deyince, “bilmem” diyen paşa, “o nasıl önleyecekmiş, kaç tane tankı tüfeği vardı” diye hey heyleniyor.
Yalman’ın “bu darbeyi Özkök önlemedi” demesi inandırıcı. Belli ki, Özkök Karakuvvetleri Komutanına “tank, tüfek senin elinde Balyoz darbesini önle” emrini vermemiş. Verse Özkök “verdim” diyecek. Demiyor.
O zaman Balyoz darbesini “Türk ordusu” demek olan “Kara Kuvvetleri”nin komutanı olarak Yalman paşanın önlemiş olması gerekiyor.
Gerekiyor ama, ona soruyorlar, “sen mi önledin paşaların paşası?”, “bilmem, iddianame öyle diyor” diye yanıt veriyor.
Haklı. Darbeyi Yalman’ın önlediğini “Yalman” gerçekten bilmiyor. Neden bilmiyor? Çünkü darbeyi önleyen o değil de, o nedenle Yalman’ın kendisi bile “Yalman darbeyi önledi” diyemiyor.
Hele bir desin? Siz seyredin gümbürtüyü.
Özkök orta yerde “darbeyi ben önledim” demeden “önlemiş” gibi dolanırken, onun havasını “kaç tankı-tüfeği vardı da önledi” diyerek nasıl Yalman aldıysa, aynı şekilde, sırasıyla ne kadar “kolordu” varsa o kadar “korgeneral” Yalman’a “o da kimmiş, onun kaç tankı, tüfeği var ki” diyecek… Sonra, hiyerarşik basamakların en aşağısındaki, bilmem kaç bin “onar kişilik” timin, bilmem kaç bin onbaşısı hep bir ağızdan haykıracak: Bu paşalar, albaylar, binbaşılar, yüzbaşılar, teğmenler, çavuşlar da kim oluyor, biz olmasak yürütecek tek asker, tek tank bulamazlar, darbeyi önlese önlese ordunun bilmem kaç binlik onbaşıları önledi” diye dalgalarını geçecek…
1990 başında Türk ordusu darbe yapacak hiçbir iç, dış koşula sahip değildi.
Şimdi hapse atılan paşalar da bunu bizden çok daha iyi biliyorlardı. Onlar “darbeye teşebbüs” etmediler; yapamayacakları “darbeyle oynadılar”. Onlar, “darbe” yapmak değil, “oyun”la Hükümeti “korkutmak” istediler. O hükümet ise ordunun 1990 başından beri, yürüttüğü kirli savaştan sonra, tümüyle çaptan düştüğünü, görevinde tam bir başarısızlığa uğradığını biliyordu. Hükümet ordunun içindeki “gladio”nun ya da “Jitem”in, ya da “Ergenekon”un çoktan bir suç örgütüne dönüştüğünden haberdardı. Ortadoğu ve Kafkasya’da ortaya çıkan altüst oluş sürecinde bu çürümüş yapıyla yürüyemeyeceğini bilen ABD’nin, kendi eliyle kurduğu bu çürümüş Gladio yapısını tasfiye etme kararından da Hükümetin haberi vardı. En önemlisi, bütün bunlara rağmen ordunun gözünü karartıp darbe yapması durumunda Türkiye’nin o anda önce kanlı bir iç savaşa sürükleneceğini, ardından da Kuzey Kürdistan’ın Türkiye’den kopacağını bilen generallerin darbeyi göze alamayacağını AKP’nin çaycısı bile kestirebiliyordu. Çaycı bile o sırada darbecilere karşı PKK’ye güveniyordu. 
İç savaşı ve bölünmeyi göze almadıkça hiçbir güç Türkiye’de darbe yapamaz. AKP’nin mevcudiyeti bile bu bağlamda Kürt özgürlük hareketinin mevcudiyetine dayanıyor. Balyoz’un dersi de bu zaten…

Yazarın diğer yazıları