De facto özyönetim

Öncesinde bir "Zap Cumhuriyeti" vardı.

Sonra, "Medya Alanları".

Botan Bölgesi, askerden arındırılmış alanlar olarak ilan edildi.

Daha sonrasında da, Kuzey Kürdistan’ın birçok kentine, dağlarda, mezralarda ve bazen de kentin göbeğinde, De Facto Hükümetin temsilcileri, işgal ordularına dayanan Hükümet’in temsilcileriyle görüşerek, geçici olarak "dengeyi" sağladılar. 

Yakından incelendiğinde, işgalci olduğunu, kolonileştirilenler ise artık sömürge insanı gibi yaşamak istemediklerini deklere ediyorlardı.

Küçük bir proje değildi bu.

Geleceğin "Mikro Cumhuriyetleri"nin ilk adımları atılıyordu.

Kürdistan’daki halk, Gerilla sistemine endeksli gücün etkin olduğu alanlarda, yargı erkinin artık Ankara’nın elinde olmadığını biliyordu.

Bir yerde De Facto bir "Özyönetim" işliyordu.

Ankara’dakiler de biliyorlardı.

Ancak "Özyönetim" ilan edilince, Erdoğan ve Ankara’da "güneş tutuldu".

Ancak Frantz Fanon, bu "akıl" tutulmasını şöyle açıklıyor:

"Dekolonizasyon çeşitli formlar aldığı için akıl, kararsızlık göstermekte ve kendisine, gerçek ve yanlış bir dekolonizasyonun ne olduğunu izah etmemektedir".

Türkiye’de buna benzer bir akıl tutulması olsa da, Erdoğan’ın hafızasına yüklenen "kolonyal faşizm", mutlak redde dayalı "çözüm"de ısrar etti. 

Ve sonunda eski "Gönüllü Cellatlar", Davutoğlu, Akdoğan ve onlara bağlı birinci devriye geri çektirildi.

 Evren, Çiller, Yılmaz, Ecevit’den sonra Erdoğan’a dayalı belki de "onuncu deney" için Yıldırım ve ekibi görevlendirildi. 

Yıldırım Kürdistan’a gidiyor/gitmiyor.

Diyarbekir’de konuşuyor/konuşamıyor.

Bir yerde Diyarbekir’deki "Şato"da kimlerin yaşadığını biliyorlar.

Bilmemezlikten geliyorlar.

Orduları var; hayali bir "Cumhuriyet" gibi duruyorlar.

"Konseyler Cumhuriyeti" Rojava bir gerçekti.

Bu gerçeğe verecekleri cevabı namlunun ucuna yüklüyorlar.

Korkanlar onlar; Belediyeler’e "Kayyum" tayin ettiler. Diyarbekir’den cevap gecikmedi: "Kayyumları tanımayacağız!": Özyönetim’e devam.

Ve devamında; Rojava Kantonları’nın Başkenti Qamişlo seçildi.

Buna karşın Hükümet, "Binali Yıldırım Paketi"yle, sadece AKP’ye biat eden Kürtler’in karnının doyabileceğini ilan etti.

Kürdistan’dan yapılan birçok çağrıda ortak payda: Kolonizatör olmayan herkesin Kürdistan Halklarının dostlarıdırlar. Ajanlar ve işbirlikçilere Kürdistan’da yer yok!

Ve bu dekolonizasyon projesinin dayandığı düşünce kaynağı, en altdakilerin emeğine dayanıyor.

Karşılaştığınız her köylüye, yol arayan gençlere, kadınlara, kızlara sorun; alacağınız cevap şu olabilir: insanca yaşamak istiyoruz!

Sonunu F.Fanon’a bırakıyorum:

"Avrupa, biz ve insanlık için yoldaşlar, yeni bir deri (insan rengi) yaratmalıyız, yeni bir düşünce geliştirmeliyiz, bacakları üzerine yeni bir insanı oturtmalıyız".

İki yıldan bu yana estirilen karşı devrim rüzgarına ve akılsızların idrak kudretini yitirmelerine neden olan, gelişmelere rağmen, o diyarlardaki De Facto Özyönetim’in bana söyledikleri de  bunlar!

Yazarın diğer yazıları