Deccal’ın tarifesi ve HDP kapısındaki anneler

Günlerdir HDP kapısına deccal Erdoğan’ın planlaması ile bir iblisleştirme çabası yoğunluk kazanmaktadır. Kürt milletinin siyasi, sosyal ve ulusal haklarının kazanılması, toplumsal barışın oluşması için, TC yasalarına göre çalışmalar yürüten, bir siyasal partiyi kapattırmak için, oyun içinde oyun sergileyen bir Deccal ile karşı karşıyayız. Kürt milletinin siyasileşmesini ve Kürtlerin siyaset yapmasının engellenmesi için 2015’ten buyana Kürtler her türlü soykırıma tabi tutulmaktadırlar. Dikkat edilirse Kürtlerin ciddi manada siyasal arenada temsil hakkına ulaşması, vahşet ve dehşet sürecinin, devlet tarafından başlatılması ile aynı döneme denk gelmektedir.

Amed’de İstasyon Caddesi, Suruç, Ankara Garı ve daha sonraları malumumuzdur. Son yıllarda tarihte eşine ender rastlanan vahşi uygulamalar gerçekleştiren devlet, planlamasına göre, Kürt hareketine diz çöktürtememiş, geçmişte Çiller ve benzerlerinin uygulamalarına tekrardan dönüş yapmıştır. Bu eskimiş politikaların farklı boyutları ise dini pervasızca kirletmek ve istismar etmek, deccal olup çevresindekilere daha çok maddiyat dağıtmaktır.

Hikayede Deccal: çok zengin ve bütün maddiyata hükmetmekte, Mehdi ise sadece hakkı anlatarak ve yaşayarak mücadelesini geliştirmektedir. Deccal ve Mehdi’nin hikayesi gözlerimizin önünde cereyan etmektedir. Dikkat edilirse, para pul ve şöhret elde etmek isteyenler, Deccal’ın çağrısı ile HDP kapısında timsah gözyaşı dökmekte ve kameralara konuşabilmek için birbirlerini ezmekteler. Sanatçı, sanatsızlar, Kürtler ve Kürdistan için mücadele ettiğini söyleyen, ama Kürdistan’ı ve Kürtleri bir aferin sözcüğüne satan işbirlikçiler, din tüccarları olarak nam yapmış, sakallı ve cübbeli mafyalar, insani ve İslami isimle TC tarafından kurulmuş ve desteklenmiş sözde STK’lar; Devletin ve Deccal’ın parası ile HDP kapısında nöbet tutmaya devam etmekteler. Devletin çukur medyası ise insanların düşünce ve vicdanlarını iğdiş etmek için seferber olmuş durumdadır. Hakkaniyet, din ve vicdan sahibi her insan bu mizansenin farkındadır. Kur’an’da beni İsrail ve Firavun Kıssası anlatılırken Allah şöyle buyurur: Hem hatırlayın ki, sizi bir zaman Firavunun ailesinden kurtardık. Size azabın en kötüsünü reva görüyor, oğullarınızı boğazlıyor ve kızlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda size Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardı (Bakara-49)

Annelere sahip çıktığını söyleyen bu sisteme, onun destekçilerine ve sorgulama melekesini yitirmişlere hatırlatmak gerekir.

Şeyh Said döneminde kadınları kızları, samanlıklara doldurup yakanlar kimlerdi? Küçük kız çocuklarının ayaklarına taş bağlayarak Murat nehrine dökenler kimlerdi? Seyid Rıza döneminde hamile kadınların karınlarını kasaturalarla delip, ceninleri tüfek başındaki kasaturalara takıp fotoğraf pozu verenler kimlerdi? Kürt anneleri çocuk yapmasın diye kurban etlerine, kısırlık ilacı enjekte ederek “hayır” olarak dağıtan “hayırseverler” kimlerdi? Köy ortasında köylülere dışkı yedirerek, köy erkeklerinin cinsel organlarına ipler bağlayarak, anne ve kızların eline vermek sureti ile, köy meydanlarında dolaştıranlar kimlerdi? Sözde İslami Medreseler, Kur’an kursları ve yurtlar açarak, kızlarımızın duygularını din ve İslam adı altında kullanarak evliliğe zorlayıp, sonrada ortada bırakanlar kimlerdi? Kız çocuklarımıza, siyasete ve doğrulara ulaşmasınlar diye evlilik numaraları ile ayartıp yoldan çıkaran Özel Harekat ve Jandarma timleri kimlerindi?

Kırk binden fazla evladını şehit vermiş, evlat annelerine bir mezar taşını fazla görenler kimlerdir? Sokak ortasında kendi evinin kapısında vurularak öldürülen ve cenazesinin alınmasına izin verilmeyen anne kimdi? Kızı vurulmuş bir anne, kızının cesedi çürümesin diye kendi yiyeceklerini sakladığı buzdolabına koyarak, günlerce kendi çocuğunun cesedi ile aynı ortamda bırakanlar kimlerdi?

Bodrumlarda canlı olarak yakılan, çocukların anneleri, anne değil miydi? Kendi çocuklarının kemiklerini bulduktan sonra, bir mezar yaptıranların, mezarlarından çıkarılan kemiklerin anneleri anne değil mi? Çocukları onlarca yıldır kayıp olan ve akıbetleri hala bilinmeyen Cumartesi Anneleri anne değil mi? Vurulan çocuklarının cenazelerini alabilmek için aylarca Morg kapılarında bekletilen anneler anne değil mi? Çocukları açlık görevinde ölmesinler diye, Cezaevi kapısına geldiklerinde, dövülen, yerde sürüklenen ve gözaltına alınarak taciz edilenler anne değil mi?

‘Fetö’cü yaftası ile bu da bu devletin kumpası, birçok anneyi hapishaneye kim gönderdi? Hapishanelerde annelerin çocukları ile beraber kalmasına kim emir verdi? Daha geçenlerde cezaevinde vefat eden bir oğlu şehit, diğer oğlu işkencelerden dolayı sakat kalmış ve yatalak eşine bakan, 87 yaşındaki H. Sıddık Buğrahan’ı cezaevinde ölüme terk edenler kimlerdir?

Hasıli kelam; başta anneler olmak üzere, bu durum hepimiz için bir imtihan. Hepimizin yapması gereken, bu kirli iktidar ve devletin bertaraf edilerek, yerine barışı ve huzuru ikame edecek, bir çalışmanın parçası olmaktır. Gerisi lafı güzaftır ve bu katil devletin ömrünü uzatmaktır. Savaşı kutsayanlara karşı, barışı getirmenin anahtarı Annelerin elindedir. Kullanılan annelerin değil, vicdan sahibi annelerin kuvvetlerini birleştirmesi ile bu süreç tamamlanacaktır. Bu kumpasta sahtekarca bir iş olduğu için, dönüp Erdoğan’ı vuracaktır.

Yazarın diğer yazıları