Değişmeyen tek şey ‘işbirliği’…

Almanya Gündemi

HDP Eşbaşkanları ile birlikte 9 milletvekilinin tutuklanması Avrupa-Türkiye ilişkilerini yeni bir frekansa soktu. Hayır; ipleri koparma anlamında değil. Mevcut antidemokratik şartlarda ‘Türkiye ile ilişkilere nasıl bir kılıf bulunmalı’ arayışı desek daha doğru olur. Almanya açısından durumlar çok farklı değil. 

Öncelikle çok tartışılan bir açıklamayı hatırlatalım. HDP vekillerinin antidemokratik uygulamalarla apar topar tutuklanmalarının ardından Almanya Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth başta bize iyimser gelen bir demeç verdi. Demecinde sadece gazetecilerin değil, siyasi nedenlerle baskıya uğrayan herkesin iltica başvurusunda bulunabileceğini belirtti. Zira Erdoğan’a yaptıkları için cesaret verip, siyasi nedenlerle baskıya uğrayanlara kapılarını açmak tam da batının devlet aklı ile açıklanabilir. Zaten Roth da demecinde Türkiye ilişkilerinde temennisinin müzakerelerin kesilmemesi yönünde olduğunu, böyle bir adımın Türkiye’yi ‘yalnız’ bırakacağını ifade ediyor. 

7 Haziran seçimlerinin ardından Kürtlere saldıran, 15 Temmuz darbe girişimi ertesi bütün alanlardaki demokrasi güçlerine yönelen, insan hakları modülü açısından artık söze gerek bırakmayan bir pratikte olan Türk devletini yalnız bırakmamak batı açısından stratejik önemde. Zira Merkel durumu kotarmak adına eleştirisel ama yuvarlak açıklamalar yapmaya devam ediyor. Çünkü mevcut durum işbirliği politikalarında, dolayısıyla çıkar ilişkilerinde tehlike arz etmiyor. Mesela; Mülteci antlaşması çerçevesinde Türkiye’de uygulanan bütün antidemokratik uygulamalara hala sessiz kalınıyor. (Mülteci antlaşması Alman hükümetinin sessizliğini açıklayan tek gerekçe değil elbette, fakat önemli bir etken.)

Diğer taraftan, Almanya’nın Türkiye’ye sattığı silahlarla Kürtler öldürülüyor. Kürdistan’da yürütülen savaşta Alman silahlarının kullanıldığı defalarca ortaya çıktı. Yakın zamanda basına yansıyan emareler var. Geçen haftalarda silah raporu sonuçlarında Türkiye istatistiğini yazmıştım, tekrar hatırlatmakta fayda var: Bu yılki silah ticareti raporunda Türkiye Almanya’dan 76,4 milyon Euro değerinde silah ithal ederek, silah alımı listesinde bulunduğu 25. sıradan 8. sıraya yükseldi. 

Bana göre durumu özetleyen en net açıklama Federal Hükümet Sözcüsü Steffen Seibert’ten geldi. Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn’un Türkiye’ye ekonomik yaptırım açıklamalarına karşılık Seibert, Almanya’nın Türkiye’ye yaptırım uygulamak gibi bir düşüncesinin olmadığını, Federal Hükümet olarak böyle bir tartışmaya girmeyeceklerini söyledi. Bu açıklamayı Almanya’nın Türkiye politikasını lafı dolandırmadan ifade ettiği için önemsiyorum. 

Geçen hafta Bild gazetesi, HDP milletvekillerinin tutuklanmasının ardından Erdoğan için "Diktatör" demiş, bunu da manşetine yansıtmıştı. Erdoğan’ın cevabı Almanya’nın, Erdoğan’a karşı benimsedikleri tavrın kodlarını taşıyor: "Onlar bana ‘Diktatör’ demişler, hiç umurumda değil. Bir kulağımdan girer, diğer kulağımdan çıkar". 

Kamuoyunun sert tepkisine rağmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kulağından girip diğerinden çıkan tepkiler, resmi ilişkiler seyrinde; hak ihlalleri karşısında ortada bir yaptırımın değil, bilakis desteğin olduğunu göstermez mi? 

Şöyleki; Almanya sık sık Türkiye’yi ortada hukuk devleti ilkelerine uyulması gerektiği, uyulduğu müddetçe desteklediği açıklamalarını yapıyor. Ortada bir hukuk devleti yokken, insan hakları bu kadar yara almışken ve bu durum aleni bir şekilde ortadayken söz konusu temenniler, açıklamalar fukara tesellisinden başka bir şey değildir. Diktatörlüğün giderek kurumsallaştığı bir zeminde ne hukuk devleti anlayışından, ne de insan haklarından bahsedilebilinir. Nitekim mevcut zeminin mimarı da Merkel’in kendisi değil midir? 

Durum aslında çok net: Yaşanan gelişmelerde ‘temkinli (!) adımlar atılarak tepki skalası artan kamuoyu teselli ediliyor. Türkiye ile işbirliği bu formatta devam ettiği müddetçe Avrupa kanadından kınama açıklamalarından başka bir gelişme göremeyeceğiz. 

Yazarın diğer yazıları