Değişmeyen temennilerle hoşçakal 2016!

Almanya Gündemi

Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Meclis Grup Başkanı Thomas Oppermann yaptığı bir açıklamada Türkiye’de yaşanan baskı ve insan hakları ihlallerine rağmen Türkiye ile görüşmelerin devam etmesi gerektiğini söylemiş. Oppermann ayrıca mülteci anlaşması ile Avrupa’nın Erdoğan’ın şantajlarına boyun eğdiği görüşünü de reddetmiş. Oppermann açıklamasında bir yerlere Erdoğan eleştirisi de serpiştirmiş. Oppermann’ın bu görüşleri siyasiler tarafından sık sık duyduğumuz, bu nedenle aşina olduğumuz açıklamalar. Zira özellikle darbe girişimi sonrası AKP’li olmayan, Erdoğan’a muhalif olan her kurum ve kişilere yönelik baskılar görmezden geliniyor. 

Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan baskıların en somut yansımalarından biri de Almanya’ya olan yeni göç dalgası. Konu ile ilgili Funke Medya Grubu tarafından Federal Meclis’e yöneltilen soruya verilen yanıttaki rakamlar durumun vahametini gözler önüne seriyor. Buna göre 2016 yılının Ocak ayından, Kasım ayına kadar geçen süreçte Türkiye pasaportu ile Almanya’ya 5 bin 166 iltica başvurusu yapılmış. (Alman Devlet Bakanı Michael Roth bir açıklamasında darbe sonrası yaşanan gelişmelerden dolayı Türkiye’deki muhaliflerin Almanya’da iltica başvurusunda bulunabileceğini açıklamıştı.) Darbe süreci sonrası görünür bir biçimde artan başvuruların yüzde 80’inini Kürtler oluşturuyor. Soruya verilen yanıtta özellikle göçün nedenleri ile Türkiye’de artan baskı rejimi arasındaki ilişki yine görmezlikten gelinmiş. Öyleki; bu bağlantı spekülasyon olarak adlandırılmış. Zira Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin dengesizliği bile ‘görmezden gelme’ formunu değiştirmedi. Federal hükümet sık sık argümanlarla ortaya koyduğu bu sıkıntıları ve Türkiye’ye yönelik önemli bilgileri, beceriksiz ve iknadan yoksun yöntemlerle aynı zamanda inkar da etti. Dolayısıyla hükümet olarak Erdoğan icraatlarına karşı yer yer eleştirisel yaklaşılsa da, bunun  terörle mücadelenin bir formu olduğu anlayışı daha baskındı. Bu mesnetsiz belirlemeler maalesef Almanya’nın dış politikasında hakim olan görüşü yansıtıyor.

2016 yılında Almanya, savaş politikalarının bir sonucu olarak meydana gelen mülteci akımını durdurmaya yönelik somut adımlar attı. Bildiğiniz üzre; Mart ayında Türkiye ile Avrupa arasında yapılan mülteci anlaşmasının mimarlarından olan Merkel, Erdoğan’ın insan hakları ihlalleri karşısında sadece telkinde bulunmakla yetindi. Dolayısıyla yazının başında değindiğimiz Opermann’ın açıklamaları mevcut insan hakları ihlali istatistiklerine rağmen, Merkel’in açıklamaları ile aynı paralellikte. 

Burada bir parantez açalım: Merkel Aralık ayı başında CDU’nun olağan kongresinde oyların 89,5’ini alarak yeniden genel başkan seçildi, dolayısıyla 2017 sonbaharında yapılacak seçimlerde başbakan adaylığını da açıkladı. Önümüzdeki yıl Almanya’yı büyük bir maraton bekliyor. Zira Berlin saldırısı sonrası atmosfer, mülteci politikasındaki gidişat, Türkiye ile olan ilişkilerin seyri, 2017 seçimlerinde belirleyici olacak. Aşırı sağcılar bu konuda kolları sıvadı bile.

***

Almanya 2016 yılına, Köln’de yılbaşı gecesi meydana gelen toplu cinsel taciz olayları ile uyanmıştı. Olayın ardından cinsel suç kavramının tanımı değiştirilirken, bu dava kapsamında 267 dava dosyası açıldı, 3 kişiye cinsel suç işledikleri için ceza verildi, 124 dava kapatıldı, 80 dosyada delil yetersizliğine kanaat getirildi. Hukuki açıdan açmazlar, siyasi alanda da yansımasını buldu. Öyleki; Köln’de yaşanan bu olay, aşırı sağcıların mültecilere karşı kullandığı en güçlü araç haline geldi. Nitekim aşırı sağcı parti AfD, mültecilerle ilgili her olaya balıklama atlayıp ırkçı propagandaları için argümanlaştırdı. Freiburg ve Bochum’da meydana gelen kadına yönelik saldırıları da bütün mültecilere mal ederek ırkçı söylemlerinde aslında ne kadar haklı olduklarını ispatlama çabasına girdiler. Berlin saldırısında ise saldırın hemen akabinde alanlara inmekte gecikmediler. Öyle görünüyor ki 2017 yılında AfD bu argümanlarla seçim çalışmalarında tam yol ilerleyecek. 

Yine son bir gelişme; İranlı baba oğul Merkel’e kendilerini Almanya’ya kabul ettiği için teşekkür etmek maksadı ile baba tarafından yapılan bir heykel göndermek istiyorlar. Reinland-Pfalz eyaletinde Naunheim’da bir benzinlikte postaya veriyorlar. Tabii mülteciler tarafından muz paketi içerinde direk Merkel’e gönderilen bu paket şüpheli bulunuyor. Olay yerine kalabalık bir polis ekibi ile birlikte, bomba imha ekibi gelerek müdahale ediliyor. Paket açılıyor, herhangi bir patlayıcı madde izine rastlanmıyor, pakette İran ve Alman dostluğunu simgeleyen bir heykel çıkıyor. Baba ve oğula heykel geri iade ediliyor. Herşeye rağmen bir şekilde hediyelerini Merkel’e ulaştırmak istediklerini söylüyorlar, fakat bu süreçte sonuç almaları zor görünüyor…

Yeni yılda daha az mülteci sorunlarının yaşandığı bir yıl temenni ediyorum. Kaderi ile oynanan halklara barış içinde bir dünya dileğiyle.

Yazarın diğer yazıları