Değişen tarih, değişmeyen medya

Zülküf KURT

Tarih bazen hepimizin şahitliğinde yönünü değiştirir. Bazen biz tarihin o anlarda değiştiğini ancak yıllar sonra anlayabiliriz. Bazen çok şey tarihten gizlenir ve hiçbirimiz esasta ne zaman değiştiğini asla bilemeyiz. Bazen de değişim bağır çağır gelir kapımıza. Tarih değişir ve bize hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı son bir gün bırakır. Tıpkı 15 Ağustos 1984’teki gibi…

O gün neler olmuş olabileceğinden, sadece Eruh, Şemdinli civarı dışında habersiz olanların hayatları 14 Ağustos’taki gibiydi. Birkaç gün sonra herkesin öğreneceği bir haberle, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı o ilk gün. 15 Ağustos devrimci atılımının 35. yılındayız.

PKK’nin ilk kurşunu sıkması üzerinden geçen 34 yıl. Nelerin değişmiş olabileceği, sadece tarih anlatısıyla izah edilemeyecek büyük bir değişimin de kendisiyle birlikte geldiği tarih. Kürdistan coğrafyası ve Kürt tarihi, varlığı tarih boyunca yok sayılan son yüzyılda da, inkar ve imha konseptiyle yok edilmek istenen bir süreç yaşadı, yaşamaya devam ediyor.

Tüm bu yok saymaya karşılık Kürdistan ve Kürt Sorunu bütün yakıcılığıyla 34 yıl önce Türkiye ve dünya kamuoyunda yerini aldı. Gazeteler “3-5 çapulcuya pabuç bırakılmaz’’ diyen Kenan Evren’in “72 saatte bu işi bitireceğiz” diyen söylemleriyle 15 Ağustos’u karşıladı. Dönemin Başbakanı Turgut Özal ise “Eşkıya” tanımlamasının dışına çıkmayarak atılımı münferit bir vakaya dönüştürmeye çalışıyordu. Ancak meselenin sadece “Eşkıya”, “Çapulcu” denilerek çözülemeyeceğini sonradan daha iyi anlayacaklardı. Yaşanan şok hali nedeniyle böylesi bir duruma medya nasıl yaklaşacağını bilmiyordu. O nedenle de ilk aşamada “3-5 Çapulcu”, “Şaki”, “Birkaç Eşkıya” deseler de çatışmaların artması karşısında egemen ulus kibirine rağmen yaşadıkları şoku gizleyemiyor, bu konuda nasıl bir tutum alacaklarını bilmiyorlardı. Gazeteler o günlerde “Kaçamayacaklar”, “Komando çemberi daralıyor’’, “Mehmetçik Fırtına’’, “Mehmetçiğin soluğu enselerinde’’, “Ordu, teröristleri çembere aldı’’, “Eşkıyayı kovana ücret ödenecek’’, “Vurucu köylüler’’, “Bazı köylülere silah dağıtılacak’’, “Hain Plan’’, “Devlet cesaret ödülü dağıtıyor’’, “Teröre etkin önlem, halka destek ve güvence’’, “Doğu’da işin sonuna geldik’’, “Eşkıya kaçacak delik arıyor’’, “Güneydoğu’da eşkıya avı’’, “Eşkıya’nın kanlı tuzağı’’, “Sınır yolları denetim altında’’, “Kuş uçurtmayan sistem’’, “5 koldan operasyon’’, “Kahpe Tuzak’’, “PKK Çökertiliyor’’, “Boylarının ölçüsünü alacaklar’’ başlıklarıyla çıkıyordu. Günümüz kullanılan söylemlerle benzerlikleri aradan geçen 34 yıla rağmen devlet ve medya aklında herhangi bir şeyin değişmediğinin de göstergesi olmaktadır.

15 Ağustos Atılımı’nın tarihi karşılığı nedeniyle yarattığı etkilerin, manşetlerle veya hamasetle kolayca geçiştirilemeyecek bir düzeyde olduğunu o günlerde analiz edecek çok kimse de yoktu. Yaşananın bir gerilla savaşı olduğunu ilk dile getiren dönemin İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut oldu. “Bu bir Gerilla Savaşı’’ diyen Akbulut, kamuoyu baskısına sadece bir gün dayanabildi. Gerilla savaşı deyip silah kullanmayı sempatik hale getirmekle suçlanan Akbulut, bir sonraki gün kendi söylemini inkar edecekti. Şimdiye kadar Kürt ve Kürdistan’ın varlığına ilişkin ortaya konulan inkar sistemi, 15 Ağustos Atılımı karşısında hem çaresiz yakalanmış, hem de şimdiye kadar gizlenen, örtünen bir Kürt sorunuyla herkes baş başa kalmıştı. Bunun yarattığı etkinin boyutu sadece medyada değil, siyasette de, sanatta da, ekonomide de ve daha birçok alanda karşılığını ve yansımasını bulacaktı.

Ancak o günlerde bu etkinin halka yansımaması için medya etkili kullanılmak istenilse de, yazılan-çizilenlerden Özal memnuniyetsizliğini “Devlet, anarşistlerin kullandığı metodu kullanamaz. Serinkanlı olalım, teröristlerin ekmeklerine yağ sürmeyelim’’ diyerek dile getirecekti ancak 15 Ağustos 1984 tarihinde atılıma karşı başlatılan “Güneş Harekatı’’ boyunca binlerce Kürde işkence yapıldı, yüzlerce insan tutuklandı. Serxwebun dergisi bu gözaltı, işkence ve tutuklamaları “Onlara göre tüm halkımız şüpheli’’ diye duyuracaktı.

Başlayan gerilla savaşı halkta ve kamuoyunda gittikçe artan bir karşılık bulmaya başlamıştı. Özal ve Evren, söylemlerini “3-5 Çapulcudan’’ “300-400 Eşkıya’’ya dönüştürerek bu meselenin 72 saatte çözebilecekleri bir iş olmadığını çoktan itiraf etmişlerdi. Gerilla eylemlerinin artması üzerine Kenan Evren Kürdistan gezisi yapma kararı aldı. Evren’in Kürdistan gezisi sırasında onu korumakla görevli 3 asker gerillalar tarafından vurulunca, gündemden çıkarılmak istenen çatışmalar dünya gündeminde daha fazla yer etti. Fransız Liberation gazetesi Evren’in Şemdinli’ye yaptığı gezi sırasında üç korumasının öldürülmesini “Türk Başkanın Üç Koruma Görevlisi Öldürüldü’’ diye görürken; aynı haberi Le Monde, Neue Züricher Zeitung, Frankfurter Rundschau, Bild, Taz ve birçok yabancı basın “Evren’in Korumaları Öldürüldü’’ diye verdi.

İçeride basın alabildiğine yaşanan çatışmaları halktan gizlemeye çalışsa da, yabancı basında işler daha farklıydı. Basler Zeitung 15 Ağustos’u “Kürt Savaş Eylemleri’’ başlığıyla görürken, Fransız Liberation “Kürtlerin iki bölgeye saldırıları’’ başlığıyla haberleştirdi. Aynı şekilde Fransız Le Monde da Liberation gibi “Siirt yöresinde Kürtlerin saldırıları’’ diye gördü 15 Ağustos’u. İlerleyen zamanlarda İskandinav ve Avrupa ülkelerinin tamamında gündem olan çatışmalar, ilk olarak bu şekilde görülmeye başlandı. Alman basını 15 Ağustos Atılımı’yla birlikte Kürt sorununun gündeme geldiğini ve bu sorunun “Kültürel Haklar Sorunu’’ olduğunu dile getirmeye başladı.

Ortadoğu’da yayın yapan devrimci gazeteler ise yaşanan çatışmayı büyük bir coşkuyla köşelerine taşıdılar. Filistin Nidal Al-Şaab Al gazetesi “Kürdistan İşçi Partisi Türk askeri birlikleriyle dişe diş çatışıyor’’ diye verdi. Yine Irak’ta yayın yapan Savt El Rafidin gazetesi 15 Ağustos’u “Partizanlar Türkiye’nin 3 vilayetini bastı’’ diye haber yaparken, Lübnan Al-Nahar gazetesi “Partizanlar 6 askeri öldürdü’’ diye haberleri gazetelerine taşıdılar.

15 Ağustos tarihi bir kırılma yaratırken, Kürt sorununun inkar yöntemleri ise hiç değişmiyor. Geçmişte Özal “Eşkıya kaçacak delik arıyor’’ derken, bugün Erdoğan “Kaçacaklar’’ diye benzer söylemleri kullanıyor. 15 Ağustos dönemi İçişleri Bakanı Yıldırım Akbulut, “Doğu’da işin sonuna geldik’’ söylemleri kullanırken, bugün İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu “Bahara varamayacaklar’’ söylemlerini kullandı. Ve en sonunda Erdoğan, kendinden önce ‘güvenlik politikaları tuzağı’na düşen tüm cumhurbaşkanı ve başbakanlar gibi “Kürt Sorunu Yoktur’’ noktasında geldi. Tarih, söylemleri ve sonları benzer iktidarları tanıma ve yaşama fırsatı verdiği en şanslı halk Kürtler olmalı.

15 Ağustos’un medyaya yansıması kısaca böyle olurken, halktaki heyecan ise çok başkaydı. Yüzyıllardır baskı ve zulüm politikaları altında yok edilmek istenen bir halk, tarih sahnesine çıkıyordu. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı o ilk gün, yolculuğa çıkanlar milyonlarla buluştu. Tarihe kurşun sıkılmaz, denilirdi 14 Ağustos 1984’te. 16 Ağustos 1984’te ise ilk kurşun tarihe sıkıldı, denildi. Bir günde, bir dünya değiştiren devrimcilerin büyük komutanı Agit (Mahsum Korkmaz) eylem sonrası anı şöyle tarif edecekti: “O arada kendi kendime ‘birçok kimsenin varlığından bile haberdar olmadığı Eruh kasabası, artık herkesin yakından tanıyacağı bir yer olacak ve bu vesileyle Kürdün adı da artık dünyada konuşulacaktır’ diyordum” Öyle de oldu…

Yazarın diğer yazıları

    None Found