‘Dehşet ikileminden’ çıkışın ilk adımı: Saraya nihayet halklara hürriyet (2)

Dünkü yazımda “dehşet ikileminden” söz etmiştim.

İkilemin bir ucu Rusya-İran eksenine mahkum olmak. Sonuçta askeri açıdan Rusya ve İran’ın askeri hegemonyasına girmek ve ekonomik açıdan Rusya’nın, Çin’in ve İran’ın “pazarı” haline gelmek. Bunun karşılığında Saray’ın iktidarını sürdürmesi. Oligarşik bir faşist rejim.

İkilemin diğer ucu ABD-İsrail eksenine mahkum olmak. Sonuçta ekonomik, askeri ve politik bakımdan zayıflayan Türkiye’nin ABD’nin Ortadoğu’da İran’a karşı Suudilerle birlikte “koç başı” olması. İster savaş ister sürtüşme olsun, sonuçta Türkiye’nin İran’la savaş sonrası Irak’a benzemesi. Bunun karşılığında yine aynı sonuç: Erdoğan faşizminin ömrünü biraz daha uzatması.

Yani Erdoğan kendi iktidarını kurtarmak ve Kürt halkının statü kazanmasını önlemek için, Türkiye’yi ister şu ister bu eksenin “oyuncağı” haline getirmeyi göze almış bulunuyor.

Buradan çıkan sonuç şu: Saray rejimi bu ikilemin her hangi birine mecbur. Yani Türkiye’nin ikilemden çıkışı yeniden demokrasiye, yani Saray rejiminin tasfiyesine bağlı.

Çıkış yolunun ilk adımı bu. Demokrasi cephesi. Kim rejime karşıysa onunla birlikte geçici de olsa ittifak. İyi Parti gibileriyle somut konularda ayrı yürümek birlikte vurmak.

Çıkış yolunun ikinci ve stratejik adımının önünde ise Kürt Özgürlük Hareketi ve müttefikleri dışındaki muhalefetin, yani CHP’nin, Saadet Partisi’nin ve İyi Parti’nin hangi konuda muhalefet ederlerse etsinler Kürt sorunu söz konusu olduğunda Saray rejiminin kuyruğuna girmeleri. Aktüel olarak durum şu: Muhalefetin bu kesimleri şu anda Saray’ın sürüklendiği Rusya-İran eksenine, Kürt sorunu nedeniyle itiraz bile edemiyorlar. Çünkü bu sürüklenişin ana sebeblerinden birisi Saray iktidarını kurtarmaksa, diğer sebebi bu iktidarı kurtarmak amacıyla Erdoğan rejiminin amansız bir Kürt düşmanlığı yapması. Sonuç olarak Erdoğan’ın Kürt politikasına karşı çıkamayan muhalefet, Rusya-İran eksenine mahkumiyete de karşı çıkamıyor. Bunda söz konusu muhalefetin genel olarak ABD-İsrail eksenine Türk milliyetçiliği ve İslamcılığı temelinde karşı oluşları yatıyor.

O nedenle böyle bir ittifak “yukarıdan” gerçekleşemez. Gerçekleşemeyeceği için bu ittifak düşüncesinden vazgeçmek ise büyük hata olur. Çünkü İttifak, bu güçleri de kapsayacak bir şekilde söz konusu partilerin tabanında, yerel düzeylerde, “aşağıdan yukarıya” doğru kurulabilir. Söz konusu güçlerle ittifaka karşı çıkarak, onların tabanında etkili olunamayacağı açıktır. Bunun da nedeni, söz konusu tabanın yalnızca bizim propagandamızla kendi partilerinden vazgeçmeyeceği gerçeğidir.

Böylece, şu anda Saray nasıl “dehşet ikilemine” mahkum ise, Kürt Özgürlük Hareketi ve müttefikleri dışındaki muhalefet de kendini bu ikilemden, aktüel olarak da Rusya-İran kutbundan kurtarmıyor.

Oysa bu muhalefetin tabanında “dehşet ikilemine” ve bu ikilemin her iki şıkkının yaratacağı yıkıcı sonuçlara karşı yürütülecek aydınlatma çalışması potansiyel olarak muazzam bir desteğe sahiptir. Sorun “dehşet ikilemi” dışında stratejik çıkış yolunu göstermekte.

Bu stratejik çıkışın dışarıda süper güçler ve bölgesel güçler arasında ittifak oyunları ve pazarlıklarıyla değil, içeride Kürt Özgürlük Hareketiyle yeniden müzakere, eşit ortaklık ve çözümle olduğu düşüncesi en geniş kitlelerin desteğini kazanacaktır. Onlara sorun: Siz neden ya Rusya’yla ya da ABDyle birleşmeye evet diyorsunuz da kendi ülkenizin yurttaşları olan Kürtlerle birliğe hayır diyorsunuz? Vicdanlı her insan bu soruyu anlayacaktır. Halk kitleleri, Türk halkıyla Kürt halkının güçlü birliği temelinde “üçüncü yol” programını sanılandan da çabuk kavrayacaktır.

Evet. Muhalefet yalnızca “hayır” demek değildir. Halka neye “evet” dediğini anlatmak işin esasıdır.

Üçüncü yol mümkündür. Biz Saray’ın “ya Rusya-İran” ya da “ABD-İsrail” ikilemine “hayır” diyoruz. Kürt sonunu çözmüş bir Türkiye “dehşet ikilemini” aşabilir. Küresel ve bölgesel emperyalist devletin bölgede yürüttükleri hegemonya ve paylaşım kavgasına karşı, “ne ABD-İsrail, ve ne de Rusya-İran” diyebiliriz. Buna karşılık dünyayı tehdit eden global sorunların çözümünde, nükleer tehdidin önlenmesinde ve bölgede savaşın sona erdirilmesi, İslam adına terör saçanların yenilmesi, halkın refahı için “hem ABD ve İsrail’le, hem de Rusya ve İran’la” karşılıklı çıkar ve eşitlik temelinde “işbirliği” programını uygulayabiliriz.

Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesi, Kürtlerin yaşadığı bütün parçalarda devrimci etkiler yapar ve bu da “üçüncü yolun” dayanacağı “İran, Suriye, Irak ve Türkiye’nin oluşturacağı” Konfederal Ortadoğu Ortak evinin kuruluş yolunu açar. AB ile Ortadoğu arasında böyle bir köprü kurulduğu zaman, Türkiye “dehşet ikilemini” aşar.

İyi de hem Türkiye halkını ve hem de artık “kardeşlik” psikolojisi ağır darbe almış Kürt halkını böyle bir perspektife kim razı edebilir.

Öcalan.

O halde “dehşet ikileminden” çıkış şöyle:

Öcalan’a özgürlük.

Erdoğan rejimine son.

Müzakere ve çözüm.

“Ne Amerika-İsrail; ne Rusya-İran; ama hem Amerika-İsrail, hem Rusya-İran!”

Her şey haklara barış, özgürlük ve refah için…

Yazarın diğer yazıları