DELÎLA BORAN : Mahir olmak

Yoldaşım! Seni anlatmak boyun borcum ama kalemim mahçup… Seni anlatmak için kalemi her aldığımda düşüyor elimden.

Mahir! Adın gibi ”mahir” olan seni, hangi özelliğinle anlatsam, taşısam yarınlara… Biriktirdiğin o kadar güzellik var ki, ne kadar anlatılsa da hakkını verememek olur, biliyorum. ”Mahir’in dağları yerinden oynatabilecek ciddiyeti ve emeğini anlatıp da çocuksu muzip şakalarını, kaygısız, yüksek sesli, ağız dolusu kahkahalarını anlatmamak olur mu?” diyorum kendi kendime.
Su ferahlığında yüreğini, genç yaşına rağmen engin bir deniz gibi derin fikirlerini, adaletsizliğin karşısında deli bir poyraz gibi patlayan öfkeni…
Kim tanıdıysa, senden bir parça kaldı onda. Her birinde mutlaka bir iz bıraktın. Seni tanıyan yoldaşlar; ”Her anını bir devrimci gibi yaşıyordu. Hayatı anlam dolu yaşıyor, özgürlüğü ve güzelliği anda da yaratıyor, yaşıyor, yaşatıyordu” diyorlar ardından.
Nasıl ki tabiat anamızın bağrı yeşerir, çiçeklenir, renklenirse, sen de doğallığın, dostluğun, yaratıcılığınla renk olur, bir nefes olurdun evrenin ve yoldaşlarının dünyasında. "Gözler insanların aynasıymış" derler ya, acılar içinde, hüzünde, sevgide, coşkuda hiç değişmeyen ışıltısı gözlerinin, kavganın ateşi gibi coşkun, türkü gibi sevdalıydı.
Her zaman seni tanıyıp, seninle yılları paylaşabildiğim için ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Şehadetinin üzerinden yıllar geçmesine rağmen her zaman yanımdaymışsın gibi dolu dolu hatıralar, izler bıraktın. Fakat bir o kadar da özlem doluyum sana. Seni bir daha göremeyeceğimi, seninle tartışamayacağımı, gülemeyeceğimi kabullenmek de yıllarımı aldı.
Kabullenmek nihayetinde olsa da, özlemin önüne hiç bir şey geçemiyor. O kalleş mermiler seni bizlerden alalı tam 7 yıl oldu. "Zaman her yaranın ilacıdır" derler ama, özleme ne işliyor ne de derman oluyor zaman… Her geçen gün daha da derinleşiyor özlemlerimiz… Seni özlüyor, seninle gülüyor, senin gözlerinle görüyorum güzellikleri… Adım attığın her mekana, gittiğim her yere seni de taşıyor, seni anlatıyorum yoldaşlara…
Birlikte çocukluğumuz, gençliğimizin serüvenlerine çıkar, onda arardık kimliğimizin izlerini. Küçümsenen Kürtlüğün, yok sayılan dil ve yoksulluğun intikamına okulunuzdaki ırkçıları nasıl dövdüğünüzü anlatırken, aynı muzip gülüş yansırdı gözlerinden.
Tüm eşitsizliklere ve fakirliğe rağmen, hayran kalınacak keskin zekanla kazanmıştın üniversiteyi. Kısa sürede kazanmıştın öğretmenlerinin takdirini. Fakat ne onların takdirleri ne de sana sunulan bireysel kurtuluş imkanları seni çocukluğuna ihanet ettiremedi.
Mahir’din sen! Gencecik yüreğin iyi biliyordu ki Kürdistan’ın gül yüzlü bebelerinin çocukluğu çalınıyor, iğdiş ediliyordu insanlarının yürekleri ve beyinleri. Dağ taş kanla sulanmıştı Kürdistan’da. Fakat tüm acılarına meydan okuyup direnenler de vardı. Dağlarda yeşertilen yeni bir yaşam, canla kanla yazılan bir tarih… Bu duygularla yerini aldığın yurtsever gençlik çalışmalarında yine Mahir’ce en öndeydin. Her çalışmada en önde saf tutan ama kimseyi arkada bırakmayan… Zaten cezaevine de bu yüzden girmemiş miydin? Bir gece eylemi sonrası arkada kalan yoldaşını kurtarmaya çalışırken tutuklansan da bu seni yürüyüşünden alıkoymadı. Aksine tutsaklık, özgürlük arayışına bir neden daha ekledi.
Cezaevi süreci ardından ilk fırsatta yönünü her zaman gitmek istediğin Güneş Ülkesi’nin dağlarına çevirdin. Mahir’di artık adın ve adın gibi davrandın. Maharetlerin ve yeteneklerinle kısa sürede kaldığın her ortamda iz bıraktın. Adın ve pratiğin arasındaki o mükemmel uyumu gördükçe, artık isimlerin insanların kişiliğini yansıttığını düşünmeye başladım. Bunun en güzel temsilini sen ortaya çıkardın.
Dağlar güzelliklerine yenilerini kattı ve o mekanda seninle yeniden buluşmak ne güzeldi! Ve ismin gibi mahir yaşadın.
Arayışçıydın sen. Hakikati ve güzeli arayıp, bunun kavgasını verir, önce kendinde yaratır, yaşatırdın. Yeni olmana rağmen dağlarla çok kısa süre bütünleşerek; esprili, sıcak kişiliğin, emeğin ve ciddiyetinle bir çekim merkezi oldun. Hani yeni katılan yoldaşlar seni hep eski bir gerilla sanar da ”Peki senin yaşın kaç” sorusu ardından şaşkınlığı yaşardı ya, işte o kadar bütünleşmiştin dağlarla. Dağların rengini alır, ama ona kendi rengini de katardın. Ondandır ki hiç unutulmaz Mahir, senden bahsedince sıcak bir gülümseme dolaşır yüzünde herkesin.
Dört kısacık yıla unutulmaz güzellikler sığdırdın yoldaşım. Her gün kendini sevgi, edebiyat, bilim ve tarihle donatıp daha da Mahir’leştin. Ama mahir olan kendisiyle sınırlı kalmazdı ki!… Kendini eğitmekte ve güzele ulaşmakta sınır tanımadığın gibi, yoldaşlarını eğitebilmek ve onlara destek sunabilmek için de hiçbir engel tanımadın.
Yaşamdaki canlılığın ve esprilerinle hepimiz için moral kaynağı olur, yüksek sesli kahkaların coşku katardı yüreklere. Espri ve gülüşlerine tanık olanlar, gerilla kurallarını uygulama ve uygulatma noktasındaki ciddiyetine şaşırırdı çoğu zaman.
Çok kısa sürede kıvrak zekan, sorumluluk, disiplin ve moralinle en yeni ama en yetkin komutanlardan oldun. Botan’da, doğduğun topraklarda gerilla olmaktı hedefin. İlk kurşunun sıkıldığı Eruh topraklarında boy vermiş, Agitler’in hikayelerini dinlemiştin. Sen de bir parça Agit’tin ve gerillanın kalbi olan Botan’da kavganın çelikleşmesini yaşamalıydın.
Fakat mücadelenin ihtiyaçlarını gözeterek, hayallerinin mekanına ulaşmayı erteledin. 2006 yılında takım komutanı olarak Esendere alanı için görevlendirildin. Kısa sürede sergilediğin başarınla düşmanlarına da farkını hissettirdin. Eyleminle yaratıcılığını da ortaya koydun. Bir yoldaşınla birlikte, dozerle İran karakoluna girişinizle halk arasında efsane oldunuz. Halkla kurduğun ilişkiler de görev yaptığın alanda büyük bir gelişme yarattı.
Ama su uyur düşman uyumazdı. Senin için de hain komplolar planlandı. 23 Ekim 2006’da işte bu hain plan sonucu yitirdik seni. Komployla pusuya düşürülmüş, yanındaki yoldaşınla birlikte son kurşununa kadar direnmiştin. En ağır yaraları almana rağmen, telsiz cihazından savaşı koordine etmiş, son nefesine kadar yoldaşlarının güvenliği için çaba göstermiştin. O gün birlikte savaştığın arkadaşlarının birçoğu senden daha yeniydi. Gerilla ve  komutan olmanın ne olduğunu şehadete ulaştığın gün senin şahsında yaşayarak görmüşlerdi. Ve hepsi o gün senin gibi gerillayı en güzel şekilde yaşamaya, yiğit birer komutan olmaya söz verdi. Senin ardından bazıları da senin gibi yiğit bir gerilla komutanı olarak şehitler kervanına katıldı.
Yıllar geçiyor kavgamız daha da çetinleşiyor ve bizler de daha bir bileniyoruz kavgayla. Seni ve halk, ülke ve özgür yaşam uğruna yaşamını yitiren tüm yoldaşların anılarını katık ederek mücadelemize yürüyoruz dağlarımızın  doruklarında. Adınızı fısıldıyoruz patikalara, rüzgarlara… Mahir olmak diyorum ben, Mahir olmak ne güzel şey yoldaşım…

Yazarın diğer yazıları

    None Found