Demirtaş, 6-8 Ekim katliamını anlatıyor  

Ahmet KAHRAMAN

24 Haziran’da seçim var. Kara Faşizmin adayı Recep Erdoğan, Kürtleri yer yüzünden silmeye adamış bir megalomanyak gibi dört yana seğirterek kalabalıkları, Kürt kanı vaadiyle cezbeye getirmeye çalışıyor. Camilerde, dinsel ayinlerde bile kabalıkların ruhu üstüne ırkçılık afyonunu serpiyor.

Meydanlarda, ensesine odun darbesi yemiş, beyni çalkalanmış, bilincini kaybetmiş gibi Türklere, Kürt kanı ile mutluluk vaadediyor. Onun afyonladığı gruplar da Kürt avına çıkıyor, tahrip ve talan edilecek Kürt kurumu, linç edilecek insan arıyorlar.

Ankara’da, bir inşaatta çalışan Hacı-İsrafil Çelik kardeşler, afyoncunun son kurbanlarıydı.

Öte yandan, mutlak hükmü dışında kalan Kandil mıntıkası, Şengal toprakları ve Türk devleti teröründen kaçanların sığındıkları çölde yeşerttikleri Maxmur, zaman geçirilmeden fethedilmelidir.

Bir oy kazanma güdüsüyle, beyinlere aşıladığı ırkçılık afyonunu yalanlarla sıvayarak, zindanda esir tuttuğu Selahaddin Demirtaş‘a, iftiralar boca ediyor…

6-8 Ekim 2014 tarihleri arasında, devlet tarafından katledilen Kürtlerin suçlusu olarak, Selahaddin Demirtaş’ı gösteriyor. Besiye çekilmiş televizyon ağızları ve gazetelerdeki kiralık kalemler de, onun söylemleri peşinden gidiyorlar.

Oysa, gerçeğin yüzü başka, katliamcılar farklı yerdeydi. Kürtler, IŞİD (DAİŞ) güçleri Türk devletinin saklı eli yardımıyla Kobanê’yi sarıp katliama başlayınca, beri tarafta Kürtler, Türk anayasasının tanıdığı haklardan yararlanıp sokağa çıkmış, protesto gösterilerine başlamışlardı. Recep Erdoğan’a bağlı silahlı güçler ise kurşun yağmuruyla karşı saldırıya geçmişlerdi.

Selahaddin Demirtaş, 11 Nisan 2018 tarihinde yaptığı savunmayı bu konuya ayırmıştı. Anlattığına göre, olaylar başladıktan sonra hükümetle temasa geçmiş ve dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile ardı ardına görüşmeler yapmış ve gösteriler sebep olan durumu ortadan kaldıracak şekilde, Kobanê‘ye yardım edeceklerine dair söz aldığını söylüyor, devam ediyordu:

“Davutoğlu bize, IŞİD’e desteğimiz yok. Bu, Kürtlerin de devletidir. Kürtler, bizim kardeşilerimizdir. Qamişlo‘dan yola çıkacak yardım konvoyunun Türkiye’den geçip Kobani’ye varması için, gereken neyse yapacağım ve bu konuda talimatlar vereceğim dedi. Bunun üzerine, Sırrı Süreyya Önder ve Urfa Milletvekillerini konvoyun geçişini kontrol için Suruç’a gönderdik. Ama bundan sonra, bir anda her şey tersine döndü. Arkadaşlarımız, muhatap bulamıyorlar. Muhatap diye konuştukları kişiler de, Başbakanın sözünden habersiz görünüyorlardı. Bu arada, Kobani’de kırım yapılıyordu. Davutoğlu’nu yeniden aradığımda, mealen ‘aldınız boyunuzun ölçüsünü‘ diyordu. Verdiği sözden eser kalmamıştı. Bunun üzerine, kamuoyuna olayları özetleyen bir açıklama yaptık.”

Erdoğan, bu açıklama yüzünden Demirtaş’ı ölümlerin sorumlusu ilan ediyordu. Oysa, o sırada devlet güçleri, barışçıl göstericileri katlediyordu. İzmir’de, Antep’te insanlar linç ediliyor, Kürdistan’da sokağa çıkanlar kurşunlanıyor, 6-8 Ekim 2014 tarihleri boyunca toplum 43 kişi katlediliyordu. Yüzlerce kişi de yaralıydı.

Selahaddin Demirtaş, mahkemede anlatıyordu:

“Biz olayları yatıştırmaya çalışıyorduk. Sırrı Süreya Önder, nerdeyse saat başı İçişleri Bakanı Ala ile görüşüyordu. Nerede provokasyon varsa il, ilçe teşkilatlarımızı seferber ediyorduk.“

Fakat, bir noktadan sonra polis, İçişleri Bakanı Ala‘nın kontrolünden çıkıyordu. Demirtaş, “İçişleri Baskanı, Sırrı Süreya Öndere bizim kontrol edemediğimiz güçler var diyordu“ diye anlatıyordu.

Kim ya da kimlerdir, kontrol dışı güçler? Bunu sadece ve yalnız tek Recep Erdoğan bilebilirdi. Ama o da, kontrol dışı çeteleri yadsıyor, yok sayıyor, işledikleri cinayetleri Kürtlere mal ediyordu. Yani, Kobanê’ye imdat sesi olarak sokağa çıkan Kürtler, birbirini kırıyordu, ırkçı kafaya göre…

Aynı kafa, seçim meydanlarında Demirtaş’ı “terörist” ilan ediyordu.

En son, İzmit mitinginde hızını alamıyor, yargıya “onu mahkum edin” emri veriyordu.

Bunları yaparken, Kürt cephesinin Cumhurbaşkanı adayı Demirtaş, betonların ardında kilitli bir esirdi. Yalan ve iftiralara cevap verecek güç ile imkana sahip değildi.

 Eşi Başak Demirtaş, şöyle diyordu:

“Cezaevindeki eşimin arkasından, gece, gündüz demeden iftiralar, hakaretler yağdırılıyor. Eleştiriler seviyesiz ve saygısızcadır. Eğer korkmuyorsanız çıkarın, o zaman, o da sözünü meydanlarda size söylesin, cevap versin!“

Ve biz, bu satırları yazarken, Selahattin Demirtaş’ın  Twitirden açıklamaları döküldü, ekranlara. Şunları anlatıyordu:

“Kobani olayları hakkında benim ve HDP yönetimi hakkında açılmış bir tek dava yoktur. Olaylarda 43 kişi ölmüştür. Bunların 6’sı Hüda-Par’lıdır. İki güvenlik görevlisi, 2’si Suriyeli mülteci, 33’ü de HDP’lidir. Hüda Par’lı haricindeki kişilerin katledilmesi hakkında açılmış bir tek etkili dava ve soruşturma yoktur.  Azmettiricilerin ortaya çıkması için TBMM’de verdiğimiz 12 araştırma önergesi, AKP’liler tarafından reddedilmiştir. Erdoğan’ı asıl kahreden şey, katledilen yurttaşlarımız değil, IŞİD’in Kobani’de yenilgisidir. Tıpkı Roboskî katliamı gibi, Berkin’in, Ceylan’ın, Uğur’un katledilmesi gibi, Kobani olaylarının da bütün siyasi sorumlusu Erdoğan’dır. Bu sorumluluğu saklamak için, namertçe yalanları, iftiralarıyla beni suçlamaya devam ediyor.“

Demirtaşların anlatımları böyle. Her kelimesiyle direniyor, o. Şimdi, söz sırası sende Kürt!.

Kendi yurdunda esir Kürt, yaşadığımız ortam ikiyüz yıllık savaşın devamı ise eğer, oy kullanımı da, kendine has bir savaş alanıdır. Onun için, seçim zalimden “heyf” alma günüdür, senin için.

Sılheddini dinledin. Unutma. Oyun, senin megalomanyağa karşı, şeref ve haysiyetini savunma silahındır.

Yazarın diğer yazıları