Demokratik ittifak ve anayasa Üçüncü Yol’un stratejisidir!..

HDP büyük bir hızla “demokratik ittifak ve demokratik anayasa” temelinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. Bu, hayra alamettir. HDP’nin Türkiye Partisi olma yolunda anahtar mesele bunlardır.

Bir kere daha uyarayım: Bu stratejinin karşısına “emek eksenli politikayı” koymak yanlıştır.

“Emek eksenli politika”, HDP’nin “demokratik ittifak, demokratik anayasa” stratejisinin kitleler içinde güç kazanmasını sağlayacak olan politikadır. Bu stratejinin alternatifi değildir. HDP örgütleri günün 24 saatinde emekçi kitleler içinde enflasyona, işsizliğe, işten atmalara ve elbette Kürtlere, Alevilere, Ermenilere, Rumlara, Müslüman dindarlara, demokratlara ve özellikle kadınlara karşı yapılan bütün baskılara karşı var güçle çalışacaklar. Buna “ajitasyon” çalışması ya da “kitle içinde çalışma” diyoruz.

Hangi amaçla?

“Demokratik ittifakı sağlamak ve demokratik anayasa hedefinin kitle tabanını güçlendirmek” amacıyla.

“Sosyalizm” ne olacak?

O da “propagandanın” işi olacak. Genişleyen demokratik kitle tabanında bilinçli öncü işçiler ve “organik aydınlar” bu propaganda ile örgütlenecek.

PKK bu bütünsel çalışmayı başarmıştır. Onun programı, reel sosyalizm deneyinden hareketle Apo tarafından “yeni sosyalizm” amacına bağlanmıştır. Sosyalist toplumun ancak ve ancak “ekolojik”, “kadın özgürlükçü” ve “komünal” temelde kurulacağı bu programda ifade edilmiştir. Daha da önemlisi bütün bu inşa sürecinin “adem-i merkeziyetçilik” temelinde başarıya ulaşacağı açıkça dile getirilmiştir. Lenin’in “devlet olmayan devlet” olarak tarif ettiği “proletarya diktatörlüğü”nden farklı olarak, “merkezi” olan her şeyin zayıflatıldığı bir yoldan “devlet olmayan devlete” ulaşılacağı açık seçik dile getirilmiştir.

Bu kısa paragraf Apo’nun Marksist geleneğe en büyük katkısıdır. Ben böyle düşünüyorum.

Ve bir de “Üçüncü Yol” var.

Apo’nun siyasi hayata gözlerini açtığı dünya, “iki karşıt sistemin” soğuk savaş yıllarıydı. O yıllarda “Üçüncü Yol”un sloganı “Ne Amerika, ne Rusya” idi. Ama bu eninde sonunda, bu sloganın ülkeleri hala kapitalist olduğu için Amerikancılığa kolayca evrilebiliyordu.

Çünkü “yükselen” kapitalizm ABD’ydi. Zayıflar böyle bir durumda “yükselene” kayarlar. Öyle de olmuştur.

Şimdi Cumhuriyet Gazetesi’nde Perinçekçi bir takım ideologlar “yükselen kapitalist emperyalizme” geçmişin ulusalcılarını çekmek için çok ciddi çabalar harcamakta. Mehmet Güllüm son yazısında Erdoğan’ın Çin’de Uygur Türkleri’nin “mutlu” olduğuna dair beyanlarından hareketle, Saray’ı, bu ifadelerinin temelinde Suriye rejimiyle ittifaka çağırdı. Aynı zamanda “Çin” alternatifini ABD’ye karşı savundu. Temel tezi Çin’in “yükselen” güç olduğu idi.

HDP’nin demokratik ittifak ve demokratik anayasa stratejisinin başarısı, “Üçüncü Yol” hakkında sağlam argümanlar öne sürmesine bağlı. Rus-Çin ve ABD-AB şeklinde çizilen “iki yola” karşı, “Üçüncü Yol” bu defa baştan sona kadar anti-emperyalisttir. Sosyalizmle Kapitalizm arasında geçmişte aranan “üçüncü yoldan” fark açık seçiktir. İki yolun ikisi de emperyalist olduğu için Üçüncü Yol anti emperyalisttir.

Kürdistan’ın dört parçasında ulusal birliğin gerçekleştiğini düşünün. Her parçada Apocu düşüncenin öncülüğünü buna ekleyin.

Ortalığın İran-ABD kriziyle cehenneme dönme ihtimalinin olduğu şu günlerde, bilin ki, Apocu düşünce yalnızca Kürdistan parçalarında değil, her parçanın içinde yer aldığı İran’da, Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’de tahmin edilemez bir güç kazanır. HDP’nin oynadığı role bakarsanız, bu iddianın hayal olmadığını anlarsınız. Ama daha önemlisi Rojava’nın artık bu rolü fiilen oynuyor olmasıdır. Suriye Rojava devriminin etkileri altında Demokratik Cumhuriyet olma perspektifine artık açık hale gelmiştir.

Similasyon diyorlar ya, simülasyonu devam ettirelim.

Kürdistan parçalarındaki öncü Apocu güçlerin amaçlarına ulaştığı gün, ne Rus-Çin güçleri ve ne de ABD-AB güçleri bu bölgede, hepsi Demokratik Cumhuriyet haline gelen, hepsindeki ulusların, dinlerin ve farklı kültürlerin Demokratik Ulus olarak örgütlendiği bu dört devletin Konfederal birliği karşısında aşık atamaz.

Bu ne demektir?

Üçüncü Yolun tüm Ortadoğu’da, etkisi Kuzey Afrika’dan, Balkanlara, oradan Kafkasya’ya kadar uzanan varoluşu demektir.

“İki yolun” yolcuları bu muazzam bölgeyi kaybettikleri gün, Üçüncü Yol ertesi gün Uzak Asya’dan, Latin Amerika’ya kadar hegemonya kavgalarının kızıştığı her yerde biricik alternatif haline gelecektir.

Var mı bu tezin dışında bir “kurtuluş” umudu?

Birinci yola ve ikinci yola oynayanlar, birinci yolun ve ikinci yolun oyuncaklarıdır. İradeleri yoktur.

Ücüncü Yol ise her ikisine karşı çıkanların “mücadele yoludur.”

Yüreği yetmeyenler birinciye ya da ikinciye teslim olurlar. Üçüncü Yol’a koyulanlara ise “Teslim Olmayanlar Ölmez” deniyor.

Yazarın diğer yazıları