Demokratik ittifak

Darbeci Erdoğan diktası isabet almış uçak gibi hızla irtifa kaybediyor. Bu gidişle yere çakılması kaçınılmaz görünüyor. Tüm göstergeleri bozuk olan uçağın pilotuna laf anlatmak mümkün görünmüyor.

Erdoğan devletin içindeki ve dışındaki tüm gerici güçlerin desteğiyle, ayakta kalabilmek için her türlü maceraya hazır gibi görünüyor.

İzlediği işgal, savaş ve katliam politikasını inatla sürdürüyor. Bunun için de bölgenin kabadayılığına soyunup tehdit, şantaj politikalarıyla gerginliği tırmandırıyor.

İçeride batan ekonomi, yükselen halk muhalefeti sıkıştırdıkça bir daha seçim kazanamayacağını görüyor. Halkın seçtiklerinin yerine kayyımlar gönderirken, seçilmişleri de zindanlarda tutmaya devam ediyor. İktidarı kaybetme korkusuyla ve can havliyle elindeki bir bidon benzinle çatıya çıkan çılgın meczup gibi “Gelmeyin, her yeri yakarım” diyerek tehditler savuruyor. Bunu bir kahramanlık şovu haline getiriyor.

Böylece hem her türlü gericiliği birleştirip arkasına almak hem de AKP içinde başlayanlar da dahil bütün muhalefeti vatan haini ilan edip susturmak istiyor. Bunun en bariz örneği işsizlik ve pahalılığa karşı yükselen muhalefeti “Bir mermi kaç para, biliyor musunuz?” diyerek susturmaya çalışmasıdır. Hiç kimse Erdoğan’a “O zaman mermi alma, savaşı tırmandırma, siyasi çözüm ara” demiyor, diyemiyor.

Aslında Erdoğan bu sözleriyle kendisini de ele vermiştir. Yani devletin bütün olanakları, kaynakları savaşa gitmektedir. Bu arada “Balı karıştıran parmağını yalar” deyip soyan-doyan tayfası da cabası. Bu altta kalanın canı çıksın demektir.

Erdoğan uzun süredir “Fırat’ın doğusu” diyerek Kuzey Suriye’den başlayıp Kuzey Irak’a kadar her yeri yani bütün Kürdistan’ı işgal planlarını açığa vurmaktadır. Gerçek niyeti de budur.

Suriye krizi başladığında Erdoğan’ın niyeti Şam’a kadar bütün Suriye’yi işgal etmekti. Bu suya düşünce ilk fırsatta Efrîn’i işgal etti. Şimdi de Fırat’ın doğusu diyerek Musul-Kerkük’e kadar olan bölgeyi işgale hazırlanıyor. Yani hedefi tüm Kürdistan’ı işgal etmektir. Bunun için bir yandan terörle mücadele diyerek işgalin psikolojik zeminini hazırlarken bir yandan da bir oldu-bitti için bir gecelik bir fırsat kolluyor.

Erdoğan diktası bütün demokratik-siyasi çözüm yollarını kapatarak, “terör, Kürtler, bölücüler vb.” diyerek bu gerekçeyle bütün sosyal muhalefeti bastırıp ezmek istiyor. Kendi diktasına karşı çıkan herkesi hain, bölücü, terörist ilan ederek linç ettirmeye çalışıyor. Bütün ülkeyi yani 82 milyonu kendisince zorunlu olan bu “tek istikamet”e sokmaya çalışıyor.

Erdoğan diktası böylesi bir yola girebilir mi?

Bütün göstergeler aleyhinde olmasına rağmen buna kesinlikle hayır diyemiyoruz. Çünkü iktidarı tehlikeye giren bütün diktatörler gibi son bir çılgınlıkla ayakta kalma şansını deneyebilir ya da bir gün de olsa ömrünü uzatmayı deneyebilir. Üstelik bu sadece Erdoğan’ın tercihi olarak değil, devlet içinde de güçlü bir eğilim gibi görünüyor. Kürt düşmanlığıyla gözü kararmış, her türlü rasyonalliğini yitirmiş ve kireçlenmiş bir devlet kafasıyla her macera gündeme gelebilir. Ancak bunun başarı şansı olmadığı gibi yeni bir boğazlaşma dönemi başlayabilir.

İşte biz de tam bu nedenle “Savaşa karşı barış, diktatörlüğe karşı demokrasi” diyoruz.

Ülkenin ve bölgenin tüm farklılıkları için, her türlü ayrımcılığa ve tekçiliğe karşı eşit ve özgür yaşayabilecekleri çoğulcu bir toplumsal düzen kurmak artık kendisini dayatıyor. Bu da demokrasiden yana olan tüm ezilenlerin ve tüm güçlerin ittifakıyla olur.

Hala daha çeşitli bahanelerle Kürt soykırımına açıkça karşı çıkmadan barışçılık, demokratlık taslayanlar insanlığa boşuna zaman kaybettiriyor. Onlar toplumsal ilerlemenin önünde engel oluşturuyorlar. Irkçı-sömürgeci diktaya güç veren bu zihniyetler de aşılmalıdır, aşılacaktır. Demokratik ittifakta birleşmek için şartlar olgunlaşmıştır.

Yazarın diğer yazıları