Demokratik Ortadoğu ve özgür Kürdistan

Artık geri sayım başladı ve doludizgin 16 Nisan referandumuna gidiliyor. Sandıktan çıkan sonuç ne olursa olsun, 16 Nisan’ın yeni bir sürecin başlangıcı olacağı umut ve inancı yaygınca yaşanıyor. Kuşkusuz bu yeni süreç faşizmin yıkılışı, özgürlük ve demokrasinin zafer kazanışı süreci olacaktır. Yıkılacak faşizm DAİŞ ve AKP-MHP faşizmidir. Yeni devrim süreci ise, Kürdistan Özgürlük Devrimi ile bunun etrafında gerçekleşecek olan Demokratik Ortadoğu Devrimidir. Artık Özgür Kürdistan ve Demokratik Ortadoğu’nun yaratılması süreci başlamıştır ki, bunu engellemeye hiçbir faşist, emperyalist ve gerici çevrenin gücü yetmeyecektir.

Biz inanıyor ve umut ediyoruz ki, 16 Nisan referandumunda hayır kazanacak ve bu temelde AKP-MHP faşizminin yıkılış süreci başlayacaktır. Çünkü referandumda hayır diyen güçler çok çeşitlidir ve geniştir. Aynı zamanda referandumda hayır kampanyası faşizme karşı bir halk hareketi haline gelmiş durumdadır. Artık sadece bir seçim çalışması yürütülmüyor, aynı zamanda AKP-MHP faşizmine karşı bütünlüklü bir barış ve demokrasi mücadelesi yürütülüyor. Ve söz konusu mücadele bir topyekun antifaşist direniş haline gelmiş bulunuyor.

Bunun karşısında 16 Nisan referandumunda evet diyen güçler ise sadece Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli çevresiyle sınırlanmış durumdadır. Bu güçler, Devlet Bahçeli’nin koltuk değnekliğinde Tayyip Erdoğan’ın bireysel faşist diktatörlüğünü yaratmak istiyorlar. Türkiye’de belli bir çıkar çevresi haline gelmişler ve kısmi bir kitle güçleri var. Ancak hem bu güç kendi içinde parçalanmaya gebe ve hem de içte ve dışta tam bir tecrit konumunu yaşıyor. 

Dikkat edelim, herkesten tecrit olmuş konumdalar. İçte Kürtlerden başlayan kopuş, toplumun tüm kesimlerine ulaşmış durumdadır. Aleviler kopmuş, kadınlar kopmuş, emekçiler kopmuş, emekliler ve tüketiciler kopmuş, toplumun her kesiminden ciddi bir kopuş yaşanmıştır. Dahası AKP ve MHP içinde de çok önemli ve büyük bir kesim Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli faşist blokundan kopmuş durumdadır. Öyle ki, artan pahalılık ve OHAL darbesi temelinde geliştirilen topyekun faşist terör ve katliamlar sonucunda Türkiye yaşanamaz bir ülke haline getirilmiştir. Zindanlar hiçbir devirde olmayan oranda doldurulmuştur. Yine “Sıfır işkence” iddiasıyla başa gelmiş olan AKP Yönetimi, bugün 12 Eylül faşist dönemini çağrıştıran işkenceler uygular hale gelmiştir. Öyle ki, bugün bütün cezaevlerinde AKP-MHP faşizmine karşı açlık grevleri eylemleri başlamış ve yayılmıştır.

AKP-MHP faşizminin dıştaki tecridi daha kapsamlıdır. TC tarihinde ilk kez ABD ve Avrupa ile bu denli karşıt hale gelinmiştir. ABD ile Suriye üzerinde neredeyse savaşır konuma gelinirken, Avrupa Birliği Devletleri Tayyip Erdoğan Yönetimini “İstenmeyen Yönetim” ilan etmiş durumdadır. TC Devletinin bu güçlere bağımlılığı ve Tayyip Erdoğan Yönetiminin ABD desteği ile başa gelmişliği dikkate alınırsa, ortaya çıkan bu tecrit durumu Tayyip Erdoğan Yönetiminin artık sonunun geldiğini göstermektedir. Buna karşı Tayyip Erdoğan yönetiminin yakın geçmişte Rusya, İran ve İsrail gibi güçlere dayanma çabasının ise, aslında ABD ve AB’ye yönelik şantaj yapma ve Türkiye toplumunu aldatma çalışmasından öteye bir değeri olmamıştır. Yani bu alanda Tayyip Erdoğan Yönetimini güçlendirici bir yan yoktur. 

Böyle bir tecrit ortamında AKP-MHP faşizmine dışta destek veren güçlerin Suudi, Katar ve KDP olduğu bilinmektedir. Özellikle KDP’nin verdiği desteğin mali ve diplomatik boyutu yanında PKK’ye karşı mücadele boyutunun da çok önemli olduğu bizzat Binali Yıldırım tarafından ifade edilmiştir. Ancak son Kerkük üzerinde yaşanan gelişmeler artık bu ittifakın da sonunun geldiğini göstermektedir. AKP’nin KDP’yi Şengal’e sürerek çıkmaza sokması karşısında, KDP de Kerkük referandumunu gündeme getirerek AKP’ye misilleme yapmış bulunmaktadır. Ancak bu durum ve Tayyip Erdoğan Yönetiminin Kerkük’teki gelişmelere verdiği tepki, TC Devletinin ve AKP Yönetiminin nasıl Kürt düşmanı olduğunu net bir biçimde bir kez daha göstererek AKP-KDP ilişkisinin Kürtlere zarar verdiğini ortaya koymuştur. Bu da PKK’nin görüşlerinin ne kadar doğru ve tüm Kürtlerin yararına olduğunu açıkça göstermiştir. Bu durumda artık KDP’nin eskisi gibi AKP-MHP faşizmine destek vermesi zordur ki, bu da 16 Nisan’dan itibaren AKP-MHP faşizminin yıkım sürecinin gelişeceğini ortaya koymaktadır.

Bir kere daha tekrarlarsak; bütün bunlar açıkça gösteriyor ki, 16 Nisan’dan itibaren AKP-MHP faşizminin çözülme ve yıkılış süreci başlayacaktır. 16 Nisan’da sandıktan çıkan sonuç ne olursa olsun, sonraki siyasi gelişme böyle olacaktır. İster hayır çıksın ister evet, 16 Nisan referandumu ardından artık Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşist yönetiminin sonu gelecektir. Sandıktan eğer hayır çıkarsa, o zaman bu gelişme daha hızlı ve daha az kanlı olacaktır. Sandıktan evet çıkarsa da faşist diktatörlüğün yıkım süreci gelişecektir, ancak bu gelişme daha çatışmalı ve kanlı olacaktır. Sandıktan çıkacak sonucun siyasal gelişmeler üzerindeki etkisi işte bu düzeydedir ve belli ki bu da önemlidir. O nedenle, Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli faşizminin daha erken ve az kanlı yıkılabilmesi için 16 Nisan referandumunda mutlaka hayır sonucunun çıkması gerekmektedir.

Burada şunları belirtebiliriz: 16 Nisan referandum kampanyası temelinde çok önemli bir antifaşist halk hareketi ortaya çıkmıştır ki, referandum ardından bu hareket daha da gelişecek ve faşizme karşı mücadeleyi farklı yöntemlerle ve kesintisiz olarak sürdürecektir. Faşist terörden, katliamlardan, savaştan, enflasyondan, yokluktan işsizlikten zarar gören tüm çevreler bir an önce Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizminden kurtulmaya çalışacaktır. Kürtler, Aleviler, kadınlar, gençler, emekçiler ve tüm ezilen halklar faşist diktatörlüğü yıkmak isteyecektir. 16 Nisan’da sonuç ne olursa olsun, referandum ardından fazla zaman geçmeden AKP parçalanacaktır. MHP ise zaten daha şimdiden parçalanmış durumdadır. Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin artık eski gücünü sürdürmesi mümkün değildir.

Dışarda ise, en önemli destekçisi olan KDP’nin artık eskisi gibi destek vermesi mümkün değildir. Çünkü AKP-KDP ilişkisinin Kürtlere zarar verdiği teşhir olmuştur ki, oluşan Kürt kamuoyu artık buna izin vermeyecektir. Yalnız başına Suudi ve Katar desteği de AKP-MHP faşizmini yaşatmaya yetmeyecektir. DAİŞ’in daha çok çözülmesi ve daraltılması da, paralelinde AKP-MHP faşizminin çözülüşünü ve daralmasını getirecektir. Rusya ve İsrail ilişkileri değil AKP’yi yaşatmak, tersine daha çok darbeleyecektir. İran ile ilişkiden çok zaten çelişki ve mücadele yaşanmaktadır. Avrupa ve ABD de, ortaya çıkan bu durumdan sonra herhalde Tayyip Erdoğan Yönetimi ile birlikte yaşayamaz. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizminin dış alanda da tecridi artacak ve bu da yıkılışını hızlandıracaktır. 

AKP-MHP faşizmini, yeni ABD yönetiminin geliştirdiği ABD-İran çelişki ve çatışması da kurtaramayacaktır. Nasıl ki Mınbic, Şengal, Rakka provokasyonları AKP-MHP faşizmini kurtaramadıysa, şimdi ABD’nin İran ve Suriye yönetimleriyle çatışması da AKP-MHP faşizmini kurtaramayacaktır. Erdoğan-Bahçeli yandaşlarının heveslenmesi boşunadır. 16 Nisan’dan sonra gelişecek en önemli siyasal olay Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli faşizminin yıkılması olacaktır. Bu da Kürdistan’ın özgürlüğünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini doğuracaktır. Demokratikleşen Türkiye demokratikleşen Ortadoğu’nun önünü açacak, özgürleşen Kürdistan demokratikleşen Ortadoğu’yu yaratacaktır. Artık Kürdistan’ın özgürlüğü ile Ortadoğu’nun demokratikleşmesi iç içe geçmiş ve birbirine her zamankinden daha fazla bağlanmıştır. O halde her türlü dar ve mahalli yaklaşımları aşmak, Kürdistan’ın özgürlüğü ile Türkiye’nin demokratikleşmesi mücadelesini bölgesel çapta ele alıp yürütmek gerekir.      

Yazarın diğer yazıları