Denge uzmanlığı hakkında bir kere daha hatırlatma

Ahmet Hakan tam sayamadım ama sanırım “üçüncü ayar” yazısını da yazdı. Israrcı. İnatçı.

İyi hoş da ne yapmak istiyor? Anlamak için okuyalım:

“Eğer dağdakiler… Öldürmeye bu denli iştahlı olmasaydı… ailesinin gözü önünde bir binbaşıyı katletmeseydi… Uykudaki iki polisi enseden vuracak alçaklığı yapmasaydı. Kör terörünü konuşturmasaydı, “özlemişiz der” gibi aniden ve hızla 90’lara yuvarlanmasaydı. Soruyorum: Erdoğan barış masasını böyle kolayca devirebilir miydi?”

Hakan baskı altında, anlıyoruz. Ama yine de bir iki dostça kelam edelim:

Bir yazar, “savaşan iki tarafa eşit uzaklıkta durma” konumunu benimseyebilir. Ben buna fazla itiraz etmem. Ama insan “eşit mesafe” alırken de ahlaklı olabilir.

Örneğin, bir yazar, “eğer dağdakiler öldürmeye bu denli iştahlı olmasaydı” dedikten sonra, “eşit uzaklıkta” durabilmek adına, “eğer hükümettekiler ya da Saray’dakiler öldürmeye bu denli iştahlı olmasaydı” da demeli.

Demezse hem “eşit uzaklıkta” durmamış olur hem de “eşit uzaklıktayım” dediği için “ahlaksız” olur.

Bir başka örnek daha verilebilir: “Uykudaki iki polisi enseden vuracak alçaklığı yapmasaydı” der demez, “karnında bebeği olan Zergelêli anneyi uçaklarıyla vuracak alçaklığı yapmasaydı” da diyemiyorsa, ilk cümleyi de kurmayacaktır.

Kurarsa, bırakalım “eşit mesafeyi”, o anneyi öldürenle aynı safta durmuş olur.

Ve bir de insan, eğer “eşit uzaklıkta” durarak kendini korumaya çalışıyorsa, çok ciddi olmalı, elindeki mezurayla AKP’ye olan mesafesini de PKK’ye olan mesafesini de milimi milimine doğru ölçmeli. Öyle ya… Ağır bir sorunla yüz yüzeyiz. İnsanlar ölüyor. Böyle durumlarda, bir köşe yazarı rastgele yazı yazmayacak. Elindeki olguyu iyice tartacak.  

Bakın Ahmet Hakan “eşit uzaklıkta” durduğunu sanırken, nerede durmakta:

“Eğer dağdakiler… Öldürmeye bu denli iştahlı olmasaydı… ailesinin gözü önünde bir binbaşıyı katletmeseydi… (…) Erdoğan barış masasını bu kadar kolay devirebilir miydi?”

Mesafenin nasıl AKP’ye doğru kaydığını kolayca görebiliyoruz. “Erdoğan barış masasını bu kadar kolay devirdiği” sırada, malumunuz, o binbaşı henüz ölmüş değildi. Görevinin başındaydı. Eğer Erdoğan barış masasını bu kadar kolay devirmeseydi, o binbaşı bugün hayatta olacaktı.

Öyle mi değil mi?

Ahmet Hakan Selahattin Demirtaş’ı “baskı altına almaya” çalışıyor. Öyle ileri gidiyor ki, “iki tarafı ateşkese” çağıran Demirtaş’a, “böyle kuru cümlelerle olmaz, daha ateşli konuş” demeye getiriyor. Yani Demirtaş ne dese, ne etse, işe yaramıyor. Ahmet Hakan yazdıkça yazıyor. Onun gibi daha bir iki köşe yazarı daha var. Ne istiyorlar? Demirtaş’ın ne yapmasını istiyorlar? Bunu da Ahmet Taşgetiren sakalından utanmadan şöyle dile getiriyor:

“Bana sorarsanız HDP’yi Türkiyelileştirecek olan en etkin zemin, silahlı yapının “Ben bittim” dediği zemindir. Onun için HDP, bağımsız siyaset yapmak istiyorsa, yatıp kalkıp ’Silahlı yapıyı bitirme operasyonu’na destek vermesi lazımdır. Ha gayret. HDP’yi PKK’dan kurtaralım.“

Ben Ahmet Hakan’ın “Taşgetiren” olmadığını biliyorum. O kendini savunuyor. Ama bu savunma işe yaramaz. İşe yaramadığını da Cem Küçük adlı “tehdit makinası”nın Ahmet Hakan’ın “dağa küfreden” yazılarının arkasından kaleme aldığı şu satırlar çok güzel gösteriyor:

“Ahmet Hakan ve arkadaşlarına benim son 1 yılda yazdıklarına bakmasını tavsiye ederim. Şimdi bakalım şu isimler şu an nerede? Eyüp Can, Karşı Gazetesi, Enis Berberoğlu, Yavuz Semerci, Fatih Altaylı, Derya Sazak vb… tasfiye oldular. Devletin kırmızı çizgilerini aşan herkes suyun akışı gereği tasfiye olur. Böyle giderse Ahmet Hakan da tasfiye olacağını ve hiçbir yerde yazamayacağını biliyor.”

Cem Küçük Nuray Mert’in ismini unutmuş. O da tasfiye edilenlerden ve o da şu sıralar “dağdan şekvacı”.

Yani bu “eşit mesafe” işi, sandığımızdan zor bir iş. Tahteravalli’nin tam istinat noktasında hareketsiz durabilirsin. Ama ayağın bir milim sağa ya da sola kaydı mı, işin bitiktir. Birinden yana ağırlığını koymuş olursun… ”Denge uzmanı” olmak kolay değildir…

Yazarın diğer yazıları