Denize koşan ırmak

Ferda ÇETİN

Dünyanın her yerinde devrimciler ve sosyalistler için döngü aynıdır.

Başkaldırı veya devrim başarı ile sonuçlanmışsa eğer, iyisi ve kötüsü ile yeni bir yaşamın ve yeni bir dünyanın kapıları açılacaktır.

Değilse, uzun ve meşakkatli bir yolculuk bekliyecektir ihtilalcilerimizi.

Bütün insanlar hayal kurar, devrimcileri herkesten ayıran özellik, o hayalleri gerçekleştirecek inancı, umudu ve gücü hiç bir koşul altında yitirmemeleri; anılara, anlatılara ve menkıbelere sığınmadan geleceğe, inşaya ve yaratma eylemine odaklanabilmeleridir.

Egemenlere, sömürüye ve faşizme karşı savaşırken yaşamını yitirenler veya darağaçlarında idam edilenler, mücadelenin kahramanları olarak tarihteki yerlerini alırken; kin dolu yürekleri ile ardılları, omuzlarındaki ağır yüke, arkadaşlarının vasiyetlerini ve anılarını da ekleyecektir.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Ömer Ayna, Mahir Çayan, Cihan Alptekin ve Sinan Cemgil’in arkadaşı olmak, onlarla birlikte yaşamak, onlarla ortak anılar biriktirmek, geride kalan için nasıl bir duygu yaratırdı acaba?

Hep gözünüzün önünde olsun, hep dilinizin ucunda olsun, içinizden geldiği an saçlarını, ellerini, yanaklarını okşayasınız diye, her birinin isminden bir harf alıp, kızınızın ismini SİDENUR YUÇE mi koyardınız siz de?

Bir devrimci için çok yaşamanın kefareti, çok sayıda yoldaşının ve sevdiğinin ölümüne tanıklık etmek olmalı herhalde:

“Bu size ilk mektubum.(*)

Nasıl yazacağımı bilmiyorum.

Aslında, silahlı mücadeleye ilk başladığımızda sizden sonraya kalıp, size mektup yazacağımı hiç düşünmüyordum.

Şimdiye kadar anmalarınızda hep bildiriler, makaleler yazdım. Aslında mektup yazmak içimden çok geçti, neden yazmadığım konusunda bir fikrim yok, belki de aşırı duygusal olur diye yazmadım. Ama artık sadece düşüncelerimi değil, duygularımı da ifade etmek istiyorum…

DENİZ’le şakalaşmayı, boğuşmayı… HÜSEYİN’in tunç bir abide gibi hiç kıpırdamadan oturmasını, elindeki çakmağı evire-çevire dizine vurmasını, YUSUF’un sedirin üzerinde uyumasını, Hüseyin’in Yusuf’u göstererek, ‘siz gittikten beri işte böyle uyuyor’ demesini hiç unutmadım.

Nasıl seviyorduk birbirimizi, ‘sanki doğduk bir anadan’ gibi.

O sevgi harmanı içinden siz gittiniz ben kaldım.

Sizleri çok, ama çok özledim!…

Bize, Kürt-Türk halkına ve insan toplumuna çok önemli değerler bırakarak ölümsüzleştiniz.

Ben, belki de sizin gibi ölümsüzleşemem, ölürüm…

O nedenle, bırakmış olduğunuz değerleri gücüm oranında, insan toplumuna mal etmek için burada kalabildiğim kadar kalmaya çalışacağım.

Bırakmış olduğunuz değerleri, yeteneğim ölçüsünde hayata geçirme arzu ve çabaları beni yaşama sıkı sıkıya bağlıyor. Anılarınız, mücadeleme güçlü bir ışık tutuyor ve klavuzluk ediyor.

Hiç, ama hiç unutulmayacaksınız!…”

Başkaları için kendi hayatlarını unutanlar, asla unutulmazlar.

Teslim Töre gibi…

O, inancı, kararlılığı, duruşu ve mücadelesi ile ölümsüzler sınıfının mensubuydu.

Çocuksu heyecanı ve coşkusu ile, bir an önce denize ulaşmaya koşan bir ırmak gibiydi.

Teslim Töre, geride dolu dolu yaşanmış ve onurla tamamlanmış bir hayat ve devrimciler için büyük bir miras bırakarak ayrıldı bu dünyadan.

(*) Altı Mayıs Ölümsüzlerine Mektup, Mezopotamya 24, 6 Mayıs 2010

Yazarın diğer yazıları