Dersim: Komünistlik, solculuk, Kürtlük

Ava NEŞE KALP

Devletin Dersim düşmanlığı, Tunceli il sınırları içinden çok dışı ile bağlantılıdır. Çünkü Dersim, Kürt Alevi networkunun merkez noktasıdır. Bu ana merkezi parçalayarak, tüm dokunun dengesini bozarak çözülmesini sağlamaktır murat edilen ve halen devam etmektedir.

Esas olarak 1928’den sonra üzerinde çalışılan ve 1931-32’de yapılması planlanan ancak daha fazla veri toplamak, içeriden milis devşirmek, alt yapı hazırlıklarını (yol, karakol, telefon ve telgraf şebekeler), uçak filosu ve uygun teknoloji (bombalar ve zehirli gazlar) gibi hazırlıkları nedeniyle 1937-38’e sarkıtılan katliam projesinin temel iki hedefi var: aşiret sistemi ve inanç. Çünkü iki yapı Türk ve İslam sentezinin ideolojik karakteri nedeniyle düşman olarak görülmekte ve Kürt Alevilerin asimilasyonunda da bu nedenle engel teşkil etmektedirler. Dolayısıyla saldırı öncelikli olarak bu iki yapı üzerine yönlendiriliyor. İlk olarak da etkili aşiret liderlerine ve seyitlere yöneliyorlar.

Seyit Rıza bu sıfatlardan her ikisini birden taşısa da onu daha da düşman kılan bu iki kimliğini bilinçli olarak sahiplenen bir lider olmasıdır. Bu, onu toplum içinde bir lidere dönüştürürken, devletin gözünde de etkili bir düşmana çeviriyor. Bu nedenle de 1930’lardan itibaren devlet, özel olarak hem karakollar aracılığıyla direkt evini gözlüyor, hem de içeriden devşirdiği milislerle adım adım takip ediyor.

Devletin en nefret ettiği yönlerinden biri de diğer aşiret liderlerinin aksine Seyit Rıza’nın oraya gelen devlet yetkililerinin her çağırdığında ayağına gitmemesidir. Yani onları efendi olarak görmeyen bir Alevi ve Kürt olması, “Türk olmayanlara sadece köle olmaya hakkı tanıyan” bir ideolojinin sahiplerini sinirlendiriyor, şimdi olduğu gibi.

Devletin soykırım planı Dersim’deki “derebeyliğe” ve “iptidai” dine karşı oraya “medeniyet getirme” olarak yaldızlanıyor. Bu medeniyet getirme projesi, işte bu iki etkili sistemin lider kadrosuna saldırı ile başlatılıyor.

Enteresan bir şekilde bu, Dersim’de örgütlenen ve şu anda yurt dışına “sığınmış” Kürt karşıtı Zazacılığı savunanların önemli bir kısmının da o dönemde içinde olduğu/liderlik ettiği solun önemli bir bölümünün de söylemi ve hedefi oluyor. 1938’in arkasından 12 Eylül’e kadar sihirli bir el tarafından solun söylemi olarak tedavüle sokulan “patron-ağa” devleti, Kürt-Alevi çocuklarını devlet yerine Kürtlerin aşiret ve inanç sistemine saldırtmayı başarıyor.

Şimdi olduğu gibi o zaman da Kürt kimliğini savunan sol hareketlere karşı, bizzat sol içinden yapılan sert saldırılar vardır. Belli ki içeriden bir el tarafından Kürt karşıtı bir solun egemenliği istenmektedir. Örgütsel ideolojinin içine akıtılan Kürt karşıtlığı, Dersim’in asimilasyonunda en başat rollerden birini oynar haliyle. Doğan Munzuroğlu’nun kitabında tariflediği gibi en önemli dil asimilasyonu sol üzerinden sağlanır. Pir Sultan deyişleri ve “Türkü”lerin devreye sokulan müzik bile bu çerçevede seçilmektedir. Bu yolla gündelik hayatta Kürtçe’nin her iki lehçesiyle en küçük temas ve dolayısıyla da çağdaş entelektüel gelişimi bıçak gibi kesildi.

Sol içerisinde önemli bir dönüşüm sağlayan örgütler ve bireyler olsa da belli bir ekip eskiye paralel bir seyirle, daha önce asimilasyonunda darbe vurdukları dil üzerinden şimdi Dersim asimilasyonunun en önemli projesini örgütlüyorlar. Kendileri yurt dışına “sığınmış” bu “entelektüeller”, onlardan bin kat daha fazla hayati tehlikesi bulunan Nuri Dersimi’yi, “kaçtı” diyerek “ajan” ilan ederken, Türkçülükten sabıkalı Ebubekir Pamukçu’yu “aydın” olarak yaldızlamaktadırlar.

Bu arada, Dersim’de soykırım yapılırken Sovyetlerde, Dersimlileri, “Kemalist devrime direnen gericiler” olarak damgalayan İsmail Bilen’li TKP Dersim’de belediye başkanlığını alıyor, hiç tabanı olmamasına rağmen. Bilen’in Türkiye’ye dönüşü ve parti yönetimine getirilişini “Atılım dönemi” olarak açıklayan TKP’nin biricik atılımı budur. Önce Ovacık, arkasından orayı CHP’ye bırakarak merkeze kayarak atılım devam ettiriliyor. Bu atılımını Dersim isminin tabelaya konmasına karşı yaptığı ivedi çıkışla da taçlandırıyor kısa sürede.

Dersim ile ilgili tüm saldırı girişimleri enteresan bir şekilde Ovacık ve Nazimiye üzerinden yapılmaktadır. 1937-38’de de durum aynıdır. Çünkü o dönem, Nazimiye’de Kureşan aşireti, Ovacık’ta da Şix Hesenanlar en büyük direniş aşiretleri olup, dinsel hiyerarşide de önemli iki ocaktır. Yani etkileri yüksektir, bu nedenle bu etkiyi kırmaya çalışmaktadırlar.

Devletin Dersim’e bu iki ilçe üzerine odaklanmasının başka bir sebebi de Dersim’de iki önemli hac merkezi olan Dûzgin ve Mûnzir’ın bulunmasıdır. Buraları kontrol altına tutarak, buraya akan binlerce insanın Kürt kimliğinden ayrıştırılması ve Aleviliğin içine sabırla Sünni İslam akıtılması hedeflenmektedir.

Kürt Alevi bölgeleri olan Gümüşhane, Erzurum, Sivas, Maraş, Adıyaman, Elazığ ve Erzincan’ın şu anda Türkçü ve İslamcılığın merkezleri haline getirilmiş olmaları, bu el altından yapılan planlamalarla gerçekleştirildi. Şimdi sıra Dersim’de. Dersim ismi üzerinde koparılan fırtınanın nedeni bu projenin akamete uğrama tehlikesidir.

Yazarın diğer yazıları