Dersim’de Alevi ocakları

Ağuçan Ocağı en eski ve en çok talibi olan ocaklardandır. Malatya, Adıyaman, Elbistan ve Pazarcık  Alevilerinin çoğunluğu talip olarak Ağuçan Ocağı’na bağlıdır. Ağuçan Ocağı’nın iki önemli merkezi vardır: Biri Dersim Hozat’a bağlı Bargînî köyüdür, diğeri de Elazığ Sîn köyüdür.

DERSiM’İN KUTSAL MEKANLARI -II

FİRAZ BARAN

Alevi inancında iki tür ocak vardır:

1- Cem yürüten ve talipleri olan ocaklar. Ki, bu ocaklara Dersim’de Pir aileleri, Adıyaman, Malatya ve Elbistan’da Dada aileleri deniyor.

2- Keramet Ocakları: Yılan, Çocuk, Yel Ocakları gibi…

Talipleri olan ocakların hemen hepsinin merkezi Dersim’dedir. Ağuçan, Babamansur, Kureyşan ve diğer ocaklarımız gibi… Ve bu ocaklarımızın kolları Aleviler nerede yaşıyorsa orada bulunurlar.

Ağuçan Ocağı en eski ve en çok talibi olan ocaklardandır. Örneğin Malatya, Adıyaman, Elbistan ve Pazarcık Alevilerinin çoğunluğu talip olarak Ağuçan Ocağı’na bağlıdır. Ağuçan Ocağı’nın iki önemli merkezi vardır: Biri Dersim Hozat’a bağlı Bargînî köyüdür, diğeri de Elazığ Sîn köyüdür. Elazığ şimdi ayrı bir şehir gibi görünse de Aleviler için Dersim sınırları içinde yer almaktadır.

Alevilik’te sınıflar yoktur, mertebeler vardır. Bunlar şöyledir: Talip-rêber-pir-baba (mürşid). Her talip yani inanan kişinin bir rêberi (rehber), bir piri ve bir de babası vardır.

29 Haziran 2018 günü Almanya’nın Ulm kentine gittim ve orada Ağuçan Ocağı’nın en yaşlı babası (mürşidi) ile söyleşi yaptım. Bu kişi 2019 Mayıs ayı içinde Hakka yürüyen Aşık Baba idi. 38 Soykırımı’na tanık olmuştu. Bana, “İstediğin her şeyi sor” dedi. Kendisini fazla yormak istemedim ve sadece kendisi ve 38 Soykırımı üzerine birkaç soru sordum.

Aşık Baba

Aşık Baba 1930 yılında Bargini köyünde doğuyor. Gerçek adı Hasan Hayri Cihan. Anlattığına göre Ağuçan’ın dört oğlu oluyor: Koca Seyid, Mir Seyid, Köse Seyid ve Seyîd Mençekî Îrfanî. Seyîd Mençekî Îrfanî Bargini’ye yerleşiyor. Aşık Baba onun torunlarındandır.

Aşık Baba, 1950-1965 yılları arasında mürşidlik yapıyor ve taliplere gidiyor. Malatya, Adıyaman, Sarız, Kayseri (Atlar Mahallesi’nde), Ankara, İstanbul, Dersim, Erzurum, Sivas ve Elbistan’da cemlere katılıyor. 1965’te Almanya’ya geliyor ve 24 sene çalıştıktan sonra emekli oluyor. Burada da yola hizmeti sürdürüyor ve AABF’nin kurucularından biri oluyor. Almanya ve Avrupa’nın değişik ülkelerinde cemler yürütüyor ve dedeler kurulunda görev alıyor.

Dersim Katliamı’nda tanık oldukları

Dersim Katliamı sırasında 7-8 yaşında olan Aşık Baba, “Bizim köyden 23 nüfusu götürdüler ve Bargînî’nin Seke Sur mezrasında yaktılar” diyor. Aşık Baba bu olayı ve diğer gördüklerini şöyle anlattı:

”Fatma halamı, kocası Aziz‘i, üç oğlu ve bir kızını yaktılar. Muhtar Seyîd Hasan, eşi, oğlu ve kızını; 1. Aza Seyîd Turabî ve eşini yaktılar. Onları kaymakam çağırıyor.

– ”Sakallarınızı traş edeceksiniz“ diyor. Onlar,

– ”Kellemizi veririz, sakallarımızı traş etmeyiz“ diyorlar.

Gelip babama anlatıyorlar. Babam, ”Yanlış yapmışsınız. Gidip ‘sakallarımızı traş edeceğiz’ deyin“ diyor. Kaymakam, ”Ben alaya bildirdim. Artık ister olun, ister olmayın“ diyor. Traş olmuyorlar. Götürüp yaktılar onları. 23 nüfus… O zaman 8 yaşındaydım.

Hatırlıyorum o dönem yaşananları. Bir gün babam beni ve annemi ata bindirdi. Bizi bir yere götürecekti. Köylüler babamın yanına geldiler.

– ”Sen gidiyorsun. Yarın asker senin için köye gelecek. Sen yoksan hepimizi öldürecekler“ dediler. Babam atı çevirdi.

– ”Gitmiyorum“ dedi. Annem ağladı.

– ”Niye“ diye sordu. Babam,

– ”Benim için köyün hepsini yakacaklarsa ben gitmem“ dedi. Ertesi gün bir alay asker köye geldi. Amcalarım babamı bırakmadılar. ”Albayın yanına gitme” dediler. Babam gitti. Albay,

– ”Silahlarınızı teslim edin“ dedi. Babam,

– ”Silahlarımız yok. Av tüfeklerimiz ve bıçaklarımız var“ dedi. Albay bir Sünni hoca da kendisiyle birlikte getirmiş. Babam,

– ”Biz adam öldüreni ceme almıyoruz“ dedi. Albay hocaya sordu. Hoca, ”Doğru. Almıyorlar“ dedi. Nöbetçi yukarıdan bakıyor ki birisi kaçıyor. Nöbetçi silahı çeviriyor. O sırada ziyaretin içinden kırmızı-yeşil ışık yanıyor ve gözüne geliyor. Nöbetçi görmüyor. Üç sefer nişan alırken ışık gözüne çarpıyor. Geliyor ve ”Kumandan böyle böyle oldu“ diyor. Kumandan,

– ”Tamam“ diyor.

– ”Şimdiye kadar burada hiçbir şey içmedim. Bir kahve içeceğim. Buraya da bir daha asker vermem“ diyor. Kahvesini içip gidiyor. Dersim‘de çok insan öldürdüler. Köylerde insanları damlara koyup yaktılar. Bizim köy biraz yüksektedir. Gece görünüyordu. Hep köyler yanıyordu. Hepsi de sıradan sivil insanlardı.”

Marê Jare (Ziyaret Yılanı)

Alevi inancında siyah ve zehirsiz yılanlar kutsaldır. Onlar öldürülmez. Elbistan ve Pazarcık’ta “Evin Bekçisidir”, Kürecik’te “Evin Bereketidir”, Dersim’de de “Xızır’ın dostudur” denilir ve dokunulmaz.

Bazı evlerde, duvarların arasında bu yılan yaşar ve ev ahalisi bunu bildiği halde korkmazlar. Çünkü siyah ve zehirsiz yılanlar evcil canlılara saldırmıyor. Dersim’de bu yılanlara Marê Jare deniyor. Mar yılan, Jar ziyaret demektir. Marê Jare Ziyaret Yılanı anlamına geliyor.

Wuppertal’te görüştüğüm Dersimli saz ustası Derviş Ali, siyah ve zehirsiz yılanların Dersim’de neden kutsandığına dair enteresan bilgiler veriyor:

“-  Bazılarının uzunluğu 3-4 metre kadar var.

* Bunlar zehirli bütün yılanları, böcekleri, akrepleri avlıyor ve böyle besleniyorlar. Bunu gözümle de çok görmüşüm. Böylece bizim için adeta doğayı filtreliyorlar.

Avını boğarak öldürüyorlar.

  • Evcil canlılara yani insana, ineğe, koyuna, keçiye saldırmıyorlar. Sen ona saldırmadığın zaman yanından geçip gidiyor. Bazen bazı insanlar onları öldürdüklerinde dervişler, kamil insanlar eleştirirdi.
  • İlginçtir… Bu yılanlar genelde ziyaretlere yakın yerlerde olurlar. Onları gören insanlar kendini çok şanslı hissederdi.”

Siyah ve zehirsiz yılan Êzîdî inancında da kutsaldır. Aleviler’de asum yapan aileler olduğu gibi, Ezidiler’de “Hevalên Maran” yani yılanların dostu olarak tanınan aileler vardır. Yine Laleş’in giriş kapısının yanındaki duvarda da siyah bir yılan motifi bulunmaktadır. Tıbbın sembolü de yılandır. Tekrar vurgulamalıyım ki, biz Aleviler kobra yılanlarını kutsamıyoruz. Sadece siyah ve zehirsiz olan yılanları kutsuyoruz.

Avrupalı büyük çiftlik sahipleri siyah ve zehirsiz yılanları kendi çıkarları için kullanıyor. Bir tarlaya zehirli böcekler girip ürüne zarar verdikleri zaman bir çuval siyah yılan bırakıyorlar. Çünkü biliyorlar ki siyah yılanlar zehirli börtü böceği yiyerek besleniyor. Böylece kendi tarlalarını temizliyorlar. Ama Alevi ve Ezidiler Marê Jare’leri kutsadıkları için bireysel çıkarları için kullanmıyorlar.

Kutsal dağlar

Dünyanın dört bir yanında kutsanan dağlar vardır. Japonya’da Fujisan, Çin’de Tai Shan, Çin-Tibet sınırında Kailash ve Sri Lanka’da Sri Pada isimli dağlar kutsal dağlardır. Aslında bu doğanın kutsanmasıdır. Tıpkı diğer ziyaretlerde gördüğümüz gibi… Ziyaretlerimizin ağaç, pınar, buzul gölü, kayalardan oluştuğunu örnekler vererek yazmıştık.

Japonya, Çin ve Tibet’te olduğu gibi Dersimde de dağlar kutsanır. Hatta öyleki, Dersim’de irili-ufaklı bütün tepe ve dağlar kadın veya erkek ermişlerin ve dervişlerin isimleridir. Şöyle bir cümle kurabiliriz: Dersimdeki ermişleri tanımak isteyenler dağların isimlerini tanımak zorundadır.

Munzur Baba ve Düzgün Baba bunlardan en çok bilinenleridir. Yine Düzgün Baba’nın dört kızkardeşinin adı bugün kutsal dağlar olarak karşımıza çıkar. Bunlar şunlardır: Haskar, Harşî, Zel ve Bûyer Ana dağları…

Hozat’ta Gurgur Baba ve Yer Mustafa Dağı, çok meşhur olan Tujik Dağı, yine Ovacık-Mercan arasında yer alan Kaleşîş Zirvesi kutsanan diğer dağlardır.

Koe Ozadil dağı da çok ulu ve büyük bir dağdır. Zirvesine gidildiği zaman bütün kutsal zirveler görülür.

Hemen şehir merkezinin arkasındaki Pûlê Dundilê’nin zirvesi de ziyarettir. Pûl Dimilkî lehçesinde tepe demektir.

Bu nedenle Dersim’de insanlar kutsallarına çağırmak istediklerinde yüzünü herhangi bir dağa çevirir ve onunla konuşurlar. Çünkü, anlattığımız gibi dört bir yanı kutsanan dağ ve tepelerle örülüdür.

Dersim’de Tanrı doğadır

Biz Kürtler Tanrı’ya Xweda deriz. Bunun doğayı kutsamakla bağı vardır. Xwe kendini, da verdi demektir. Kendini veren de doğadır. Dersim’de kutsanan nedir? Doğanın kendisidir. Yani Dersim’de doğanın Tanrı olduğuna inanılır. Bazen bir insan, bazen bir ağaç, bazen bir dağ; ayrıca sabahları güneş, akşamları da ay ve yıldızlar kutsanır.

Bu konuda Almanya’nın Bergisch Gladbach kentinde görüştüğümüz Kureyş Baba’nın torunlarından Pir Mustafayê Torûnê Hesenê Cafero şöyle diyor: “Bizim insanlar hep doğaya tapmış. Doğa onu doyurmuş, saklamış. O da doğayı kutsamış. Sabahları güneşe dönerek şöyle dua ederiz: “Ya Suretê Olî.” Olî Dimilkî lehçesinde yaradan anlamına gelir. Güneşi yaradının bir sureti olarak değerlendirir. Bu nedenle nısangı’lar bazen güneşin ilk göründüğü tepelerde olur.”

Dimilkî’de yaradanın olî anlamına gelmesi de ilgi çekici. Kurmancî’de de ol din demektir. “Ole te çi ye” diye sorarız. Yani “Senin inancın nedir?” Kürtçe’de î takısı mensubiyeti belirtir. Örneğin Melayê Cizîrî, Cizreli Mele demektir. Nurî Dersimî Dersimli Nuri; Baba Tahîrê Hemadanî Hemadan’lı Baba Tahir demektir… Ol inanç/din, olî inançlı/dindar anlamına gelmektedir. Dimilkî’de yaradan anlamına gelen Olî’nin erkek ismi olarak bugün Elbistan ve Pazarcık’ta halen yaşıyor olması da enteresandır. Yani Elbistan ve Pazarcık’ta Ali ismi yoktur. Olî ismi vardır. Kürtçe yasak olduğu için resmiyette Ali yazılıdır. Aslında etimolojik çalışmaların yoğunlaştırılması her konuda araştırmacıların daha iyi analizler yapması, bağlantılar kurmasına yardım eder.

İsim konusuna Aşê ismi de örnek verilebilir. Aşê kimlikte Ayşe olarak yazılıyor. Oysa Pazarcık ve Elbistan’da kimse Ayşe diye hitap etmez. Herkes Aşê diye hitap eder. Bugün Aşê’nin İran’da üç bin yıl önce inanılan bir tanrıça olduğunu öğreniyoruz. Tıpkı Atê kelimesi gibi… Pazarcık ve Elbistan’da annelere Atê diye hitap edilir. Atê de 3 bin yıl önce Kilikya’da (Çukurova) inanılan bir tanrıçanın ismiydi.


Müsahip Törenindeki Yemin

Dersim’de şehir ışıklarından uzaklaştığınızda herhangi bir dağa çıkın. O gün hava bulutlu değilse Samanyolu Galaksisi sizi karşılayacaktır. Her Alevi kural gereği müsahip tutmak zorundadır. Müsahibi olmayanlar bazı cemlere katılamaz ve karar alınırken oy kullanamaz. Günümüzde müsahiplik çok tutulmuyor. Bu fotoğrafın altına neden müsahipliği yazdığımıza gelince… İki kişi müsahip olmak istediği zaman tören yapılır. Bu tören sırasında müsahip olmak isteyenler ikrar verirler. Neye? Güneşe, yıldızlara ve aya… Pir ve müsahip olanlar arasında çokca tanık olduğum şöyle bir konuşma geçer:

– Ro şahîd e? (Güneş şahid mi?)

– Şahîd e. (Şahid.)

– Stêrk şahîd in? (Yıldızlar şahid mi?)

– Şahîd in. (Şahid.)

– Hîva Zer şahîd e? (Altın ay şahid mi?)

– Şahîd e. (Şahid.)

Yazarın diğer yazıları

    None Found