‘Devlet aklı’na ne oldu?

İmralı’da 17 Ağustos tarihinden bu yana disiplin cezası adı altında tecrit uygulamasını resmen sürdüren rejim, Önder Apo’nun görüşmelerde “Devlet aklı” diye tanımladığı ve böyle bir akılla muhatap olmak istediğini belirttiği akla da bir darbe vurmuş ve kendinden geçirmiştir.

Bu akıl ile Erdoğan aklı aynı çizgide buluşmuşsa vay Türkiye’nin haline! Yok eğer bu akıl halen Türkiye’nin bataklıktan çıkmasını arıyorsa o zaman işgal saldırılarına son verip İmralı görüşmelerine dönmeyi düşünmelidir. Rasyonel akıl bunu gerektirir.

“Devlet aklı” işgal saldırısıyla eline nasıl bir koz geçeceğini hesapladıysa yanlış bir hesap yaptı ve Türkiye’nin batırılmasına ortak oldu. Şimdi bu durumdan kurtulmak istiyorlarsa bu batık hükümete payanda olmaktan vazgeçmeliler. Bunun için dönüp dünyadaki imajlarına bakmaları yeter! Tarihin en karanlık hükümetini işgalden vazgeçirmek için yeterince sebep vardır. Devrimci-demokrat herkes bunun için çabalamaktadır.

Rojava’da halkı bombalayan, kimyasal silahlarla insanlık suçu işleyen işgalcilerin temsilcileri ise devrimci-demokratik her çıkış karşısında halen “bunlar Türkiye şehirlerini yakıp yıkmak istiyor” diyerek karşıt bir propaganda yürütüyorlar. Nazilerin propaganda tarzının aynısını sürdürüyorlar. Ortada yakılıp yıkılan Türkiye şehirleri yok Rojava şehirleri ve köyleri var! Türkiye’de ise her şeye rağmen halk insiyatifleri bazı devrimci eylemleri gerçekleştirdiler. Görüldüğü gibi hedefte olan Türkiye değil insanlık düşmanlarıdır.

AKP-MHP faşizmi Türkiye’yi temsil etmiyor; Ermeni, Süryani-Keldani, Rum soykırımlarını gerçekleştiren faşist, ırkçı akımı temsil ediyor. O akım nasıl ki Osmanlı’nın sonunu getirdiyse şimdikiler de Türkiye’nin sonunu getirecek bir yolda ilerliyor. Türkiye’yi düşünen herkes bu gerçeklerin üzerine cesaretle gitmek zorundadır.

Türkiye halkından gizlenmek istenen en büyük gerçek ise hiçbir düşmanlık hukukunda bile tanımlanmamış kendine has bir tecritle kuşatılan İmralı duvarlarının arkasındadır. Önder Apo Türk ve Kürt halkının stratejik ittifakını sağlayacak projelerle gündem oluşturdu ve devlet aklını sorumlu davranmaya ve göreve davet etti. Kürt halkı ve öncü güçleri de bu akıldan bir ciddiyet bekledi.

Fakat Rojava’yı işgal ederek dünya çapında teşhir olan ve tarihe silinmez bir kara leke düşüren Türk devletinin aklı buysa bu akıl çökmüştür! Üstelik bu işte Türkiye’nin hiçbir kazancının olmadığını gelişmeler yeterince gösterdi.

Rojava’da işgal edilen topraklarda çete çiftliği kuruldu. Küresel güçlerin kirli işleri için kullanılacak olan paramiliter güçlerin, suçluların, azılı çetelerin toplandığı bir çiftliktir bu. İran başta olmak üzere Ortadoğu hatta tüm dünyaya karşı buradan şiddet, kaos, katliam, uyuşturucu ve her türlü kirli iş ihraç edilecektir.

Ülke sevgisiyle yanıp tutuştuğunu iddia edenler şimdi nasıl oluyor da ülkeyi soyup soğana çeviren ve yedi düvele muhtaç hale getirdikten sonra işgal saldırılarıyla ülkeyi bataklığa sürükleyen, Türkiye tarihinin en vurguncu, en hırsız hükümetine karşı sesini çıkarmıyor? Öyle görünüyor ki “Devlet aklı” bağlanmış da ondan! Kim, nasıl bağlamışsa bunun çözülmesini istemez.

Erdoğan’ın ABD ziyaretinin üzerinden geçen zaman da gösterdi ki görüşmede çöküşte olan AKP’yi yaşatma karşılığında “düğümün çözülmemesi” bunun için de İmralı tecridinin sürdürülmesi yaklaşımı benimsenmiştir. Çünkü tecrit, küresel güçler açısından hem Kürt halkının hem de Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alma aracıdır. Bunun için sürdürülüyor. Bunda Türkiye’nin hiçbir çıkarı yoktur.

Daha önce İmralı’ya giden akademisyen Ali Kemal Özcan Türk halkının hassasiyetlerinden bahsetmişti. Kürt halkının hassasiyetlerini de unutmadan buyursun inandığı ve ikna olduğu kadarıyla Önder Apo’nun tutumunu Türk halkına kendisi anlatsın. Söz konusu hassasiyetlerin hepsine en anlamlı yanıtları oluşturduğunu iyi biliyor. Özgürlük Hareketinin tutumu da farklı değildir. Farklı gösterme çabalarına ve tek yanlı beklentiler yaratma arayışlarına tavır almalı, konuşmalıdır. Fakat öyle “sessizce çekip gidin” gibi reel olmayan konuşmalar değil diyalog yolunu açacak konuşmalar olursa anlamlıdır. Yoksa tecridin bu şekilde sürdürülmesinden kendisi de sorumlu olur. Bu yaklaşım duyarlı tüm kesimler için geçerlidir.

Türkiye halkları artık açıkça görmeli ve haykırmalıdır ki İmralı tecridi tüm ülkenin kaderini bağlayan bir tecride dönüşmüştür. Devlet aklını bağlayan düğüm ise sadece İmralı’da çözülebilir. Tabi bu akıl eğer gerçekten rasyonel bir akılsa Önder Apo’yla görüşmenin anlamını, değerini ve tüm mücadele güçleri üzerindeki etkisini iyi bilir.

Bugün Önder Apo devrede olsa Türkiye tüm dünyada savaşlarla, katliamlarla, faşizmle, vahşilikle değil büyük olasılıkla demokrasi ve özgürlüklerle anılacaktır. İmralı duvarları yıkılmadan bunlar mümkün değildir. Bunun için rasyonel akıl kadar başkaldıran bir vicdan hareketinin de devreye girmesi gerekir. Bundan sadece Kürt halkı değil tüm Türkiye halkları fayda görecektir.

Yazarın diğer yazıları