Devlet-medya ve savaş

HPG’nin Çele eyleminden sonra Kürt sorunu yeniden tartışılıyor. Yeniden tartışılıyor dedik ama aslında ne ciddi bir tartışma var ne de söylenen yeni bir şey. Devletiyle, hükümetiyle, sahte muhalefet partileriyle medyasıyla bölünmez bir bütün olan egemenler halklarımızı ve dünyayı kandırmak, Kürt halkını ezmek dışında yeni bir proje sunmuyorlar.
Asker-gerilla kanı ve ailelerinin gözyaşları üstünde kendi diktalarını sürdürmekten başka dertleri yok. AKP iktidarı bu kadar demokrasi, vesayete karşı sivil siyaset demagojilerinden sonra tam bir darbe yönetimi gibi bütün güçleri “milli takım” ruhuyla Kürtlere karşı mücadeleye çağırıyor. Bu çağrıya anında cevap veren de medya oldu. Erdoğan, Kenan Evren’in brifingleri gibi medya taburuna “hazır ol” deyince tam kadro gitmişler. Medyanın teröre karşı mücadelede hükümetin yanında olmasını istemiş. Zaten medyanın çoğu bunu gönüllü yapıyor. Ama aykırı bir iki sesi de susturmak ve tam bir kontrol için yapılmış bir içtima gibi olmuş. Yasemin Çongar’ın yazdığına göre medyamızın çoğunluğu olan kıdemli başçavuşlar oto kontrol adı altında oto sansüre hükümetten daha hevesliymişler.
12 Eylül faşist darbesiyle bütün medya MGK’ya bağlanmıştı. Anarşi ve teröre karşı bütün medya MGK emrine girmişti. Bir gazeteci arkadaşım o günlere dair bir anısını anlattı:
12 Eylül’ün ilk günlerinde MGK genel sekreterliği gazete genel yayın yönetmenlerine telefon açar “Lütfen şu konuyu yazmayın, şunu şöyle yazın” diye kibarca rica edermiş.
Bizim medya takımı “emret komutanım” deyip verilen görevleri fazlasıyla yaptıkça iş tavsamış. Bir süre sonra komutanın yaveri telefon etmeye başlamış. “Komutanımın ricası var, şöyle yazın, böyle yazmayın…” diye rica etmeye başlamış. Zaman geçtikçe iş iyice ayağa düşmüş. Artık sıkıyönetimdeki nöbetçi çavuş ya da onbaşılar telefon açıp “Komutanımın ricası var, şöyle yazın, böyle yazmayın” diyerek medyayı yönetmeye başlamış.
Bu kafayla yangın haberleri bile yasaklandı. Bu medya ne Diyarbakır-Mamak-Metris işkencelerine, ne yargısız infazlara, ne de yapılan kitlesel zulme dair bir satır bir şey yazdı. Zaten devlet tekelindeki TRT TV’leri 24 saat diktatörlere, özel savaşçılara borazanlık yaptı. Yaptı da ne oldu? Bu zulüm ortamında ne zindan direnişleri engellenebildi ne de Kürt özgürlük hareketinin direnişi yükseltmesi. Ama medya “Terörist artıkları temizleniyor” diye diye onlarca yılı harcadı. 1993 yılında gündeme gelen ilk ateşkes ve barışçı çözüm çabalarına medyadan destek veren çok az ses çıktı. Özal’ın 91 sonrası başlattığı çözüm çabalarından beri siyaset dünyasından ve medyadan çıkan çözüm yanlısı her ses bastırıldı. Özal’ın kendisi de dahil bir çoğu kanlı cinayetlerle tasfiye edildi.
Aradan bunca zaman geçti. “Kürt sorunu vardır ve önce benim sorunumdur” diyen AKP-Erdoğan iktidarı yeniden “Kürt sorunu yoktur, PKK ve terör sorunu vardır” diyerek saldırıya geçti. Kanlı senaryolarla Kürt özgürlük hareketini bastırmayı ve Kürt halkını ezmeyi yeniden gündemine aldı. Medya taburu da hemen operasyonu başlattı. Medya taburunun başlattığı sınır ötesi kara harekatını Genelkurmay yalanladı. Böyle giderse artık darbeleri medya taburunun başındaki yeni İttihatçı-Fethullahçı Enverler yapacak. Bunlar geçmişten hiç mi ders almıyorlar? Dönüp dolaşıp aynı duvara başlarını vurmaktan usanmadılar mı, usanmayacaklar ve uslanmayacaklar mı? Artık herkesin kafasına şu dank etmelidir:
Terör sorunu, dış mihraklar vb. palavralar bırakılmalıdır. On milyonlarca Kürt tamamen bir iç mihraktır. On milyonlarca Kürdün ve tüm ezilenleri özgürce, eşitçe ve barış içinde yaşama sorunu vardır. AKP-Devlet özgürlük isteyen on milyonlarca insanı susturmaya çalışmak yerine onların sesine kulak vermeli ve barışçı çözümü kabullenmelidir. Barışçı çözümden başka yol yok. Derhal ateşkes, barış ve çözüm!
– Operasyonlara, tutuklamalara derhal son verilmelidir.
– Öcalan ve Kürt siyasetçileri üzerindeki zulme-esarete son verilmelidir.
– Öcalan, PKK ve seçilmiş Kürt siyasetçileriyle diyalog-müzakere yoluna girilmelidir.
Bunlar yapılmadıkça dökülen bütün kanların sorumlusu, yaşamını kaybeden her insanın katili AKP hükümeti ve onu destekleyen medya, cemaat ve diğerleri olacaktır. Sahte gözyaşları onların kirli ellerini örtemeyecektir.
***
DİSK-Kimya İş eski GYK üyesi, TSİP kurucusu ve eski MYK üyesi, TKP(B) MK eski üyesi, Hamburg Halk Meclisi Başkanı Hikmet Karahan-Süleyman yoldaşı kaybettik:
O proleterdi, devrimciydi, komünistti, Kürt’tü sonuna kadar , ölene kadar…
Kendi aramızda Koca Kürt de derdik. Her günü mücadele içinde geçti. İşçi eylemlerinden, 1 Mayıslardan, gecekondu direnişlerine ve özgürlük mücadelesine kadar. İşkenceler, hapisler onu yıldıramadı. Tam tersine çelikleştirdi. Gene bir çalışma ve eylem içindeyken kalbi ona ihanet etmiş. O devrim mücadelemizin unutulmayacak şehitleri kervanına katıldı. Devrim ve özgürlük mücadelemizde bize önder olarak yaşayacaktır!

Yazarın diğer yazıları