Devlet ölmesini bekliyor

82 yaşındaki hasta tutsak Mehmet Emin Özkan, 24 yıldır haksız yere tutulduğu gibi yaşına ve hastalıklarına rağmen serbest bırakılmıyor. Tüm başvurular reddedilerek, ‘tehlikelidir ve kaçabilir’ deniliyor.

RENGİN AZİZOĞLU / JINNEWS/AMED

24 senedir cezaevinde tutulan 82 yaşındaki hasta tutsak Mehmet Emin Özkan’ın durumuna ilişkin konuşan kızı Selma Özkan, “Adli Tıp Kurumu yaşına ve hastalıklarına rağmen ‘Cezaevinde yatabilir’ diyor. Ömrü cezaevinde geçti. Birkaç ay ömrü var onu da dışarıda, bizimle yaşasın” dedi.

Kapasitesini 60 bin aşarak 300 bine yakın tutsağın bulunduğu Türk cezaevlerinde 457’si ağır olmak üzere bin 334 hasta tutsak var. İHD verilerine göre son 17 yılda yaklaşık 3 bin 500 hasta tutsak yaşamını yitirdi. 2017’nin başından 2019 sonuna kadar ise cezaevlerinde 44 hasta tutsak katledildi. Hasta olmasına rağmen tahliye edilmeyen tutsaklardan biri de 82 yaşındaki Mehmet Emin Özkan. Lice davası iddianamesinde ilgisinin olmadığı açığa çıkmasına rağmen Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ı öldürmekle suçlanan 82 yaşındaki Mehmet Emin Özkan, 24 yıldır cezaevinde. Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin yüzde 87 vücut fonksiyon kaybının bulunduğunu belirttiği ve “Cezaevinde kalamaz” raporu verdiği Mehmet Emin Özkan’a Adli Tıp Kurumu tarafından “Cezaevinde kalabilir” raporu verildi. Özkan’ın yeniden yargılanma talebi ise “Tehlikelidir ve kaçma şüphesi var” denilerek reddedildi.

Devlet davayı sonuçlandırmıyor

 Kızı Selma Özkan babasının tutuklandığı süreci şu şekilde anlattı: “1993’teki Newroz’da köyümüzü yaktılar. Boyumuzu geçen o karda sokak ortasında çıplak kaldık. Ben daha küçüktüm. Oradan o şekilde çıktık, Mersin’e gittik. Aylarca Yozgat’ta şekerpancarı toplamaya gittik. İşçilik yaparak geçiniyorduk. Lice’den gittikten sonra babam 1996’da Mersin’de gözaltına alındı. ‘Örgüte yardım-yataklık’ ve ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla gözaltına alındı. 18 gün gözaltında kaldı. Yoğun bir işkence vardı zaten. Ellerindeki en büyük kanıt da 1993’te Lice’de öldürülen Bahtiyar Aydın. Sözde babam kanas ile suikast gerçekleştirmiş. Şu an o dosyası 10 yıldır bozulmuş, yargılanma sürüyor. Beraat olacak, ancak devlet borçlu çıkmamak için davayı sonuçlandırmıyor. Avukatlar tutuksuz yargılanması için başvurmasına rağmen kabul etmiyorlar.”

Sürgünlerde hastalıklarda yakalandı

 Babasının tutuklu olduğu 24 yıl içerisinde çok sayıda cezaevi gezdiğini anlatan Özkan, Mersin’de, Konya’da, Adana’da, Ceyhan’da, Elbistan’da, Mardin’de kaldığını, en son da Diyarbakır’a getirildiğini söyledi. Tüm bu sürgün sürecinde babasının birçok hastalığa yakalandığını ifade eden Özkan, “Özellikle kalp ve tansiyon onu çok zorluyor. Günlük tansiyon ölçülüyor. Bazen 18,19, 23’e bile çıkıyor. Beyninde hasar oluşmuş. O yüzden hafızası gitti. Söyleneni anlamıyor. Üzerinden zaman geçiyor ‘Bana ne dediniz?’ diyor. Bazen 2 yaşındaki çocuk gibi oluyor. Ses gitmiyor, kulakları duymuyor. Yanındaki tutuklu arkadaşlar ve kardeşim bakıyor. Duşundan tıraşına tüm ihtiyaçlarını onlar karşılıyor. Şu anda 3 kişi kalıyorlar. Biri kardeşim Ahmet bir de bir arkadaş. Kalabalık yere gelemiyor. Sesten rahatsız oluyor. Duyamadığı için uğultu oluyor kulaklarında. Vücudu artık kaldıramıyor. Çok sıkılıyor. O yaşta, 24 sene dört duvar arasında kalmak kolay değil” şeklinde konuştu.

Ameliyat sınırını aştı

 Babasının hafta içi 5 gün kampüs hastanesine götürüldüğünü aktaran Özkan, şöyle devam etti: “Son gördüğümüzde ‘Dilekçe yazın, artık gitmek istemiyorum’ dedi. Bu yaşta bile kelepçeyle götürüp getiriyorlar. Geçenlerde doktora götürmüşler. Doktor, ‘Dayı senin neyin var?’ demiş. Babam da bakmış ‘Benim artık neyim olsun ben senden sağlamım’ demiş. Biliyorlar ama dalga geçer gibi soruyorlar. Kalp damarlarının hiçbiri çalışmıyor. Bir tek damarı çalışıyor, o da yüzde 30. Tiroit onu perişan etmiş durumda. Zehirli guatrı var. Ameliyat sınırını aştığı için olamıyor. Midesi, bağırsağı, cildi hasta. Kafasının arkası ve elleri şişiyor. Yüzü şişiyor. Biz onu gördüğümüzde takılıyoruz kilo almışsın diye. Gülüyor, ‘Yok yok hastalıktan’ diyor. Görüşte kardeşlerim onu zorla içeriden alıp görüş yerine getiriyordu. Bir gün görüşte düştü. Revire götürdüler görüş saatinde. Daha sonra acile götürdüler. Biz içerideki diğer kardeşlerimizle kaldık.”

Çıksa iyileşeceğine inanıyor

 Babasının çok fazla uykusuzluk yaşadığını anlatan Özkan, “Hastalığından kaynaklı cezaevi yemeklerini yiyemiyor. İçeride de yemek yapma şansları yok. Böyle bir tedavi imkanı da var ama yapılmıyor. Kuru hiçbir şey verilmiyor. Bulgurdan makarnaya hiçbir şey vermiyorlar tutsaklara. İdare ne yaparsa yemek zorundalar. Hastaya da bu şekilde yaklaşılıyor. Yasalara göre hasta tutsaklara özel bakılması, yemeklerin ona göre yapılması lazım. Ancak uygulanmıyor. Bazen ‘Ben dışarı çıksam bu hastalık devam eder mi?’ diyor. ‘Dışarı çıktığında doğaya gidersin, oksijen alırsın, köye gidersin’ diyoruz biz de. O özlemi de var. Çıksa hastalıklarının geçeceğine inanıyor” dedi.

‘Tehlikelidir ve kaçabilir’

 Yeniden yargılanma süreci başladığı dönemde babası için de dilekçe verdiklerini söyleyen Özkan, dilekçelerinin reddedildiğini ifade etti. Özkan, “D Tipi’nde 5 arkadaşın tahliye olmasıyla biz de girişimde bulunduk. Babam için ‘Tehlikelidir ve kaçma şüphesi var’ denildi ve başvurumuz reddedildi. Üst mahkemeye de itiraz ettik. Daha sonucu gelmedi. En son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuracağız” diye konuştu.

Devlet intikamcı davranıyor

“Devlet babama intikamcı bir tavırla yaklaşıyor” diyen Özkan, şunları söyledi: “Dört sene önce kalp krizi geçirdi. Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 20 gün yoğun bakımda kaldı. Ardından hastane ‘Cezaevinde kalamaz’ raporu verdi. Ancak Adli Tıp Kurumu rapor vermiyor. Yaşına ve hastalıklarına rağmen ‘Cezaevinde yatabilir, kendi ihtiyacını giderebilir’ diyor. Bu siyasi bir karardır. Biz bunun çok net farkındayız. Birkaç sefer heyet geldi, hasta tutsaklarla görüştü. En son bundan 15-20 gün önce milletvekilleri geldi. Özellikle durumu çok kötü olan 3 hasta tutsakla ilgili girişimde bulunacaklarını söylediler, söz verdiler. Kardeşim Murat vekillere mektup yazdı, ancak bir sonuç olmadı. Artık inancımız kalmamış. 24 yıldır bunun mücadelesini veriyoruz. Etkisi olmuyor, bir sonuca kavuşmuyor.”

Hasta tutsakları gündemleştiremiyoruz

Yalnızca babası değil, zor durumda olan çok sayıda hasta tutsağın olduğunu hatırlatan Özkan, şunları dile getirdi: “Hasta tutsakların durumlarını gündemleştiremiyoruz. Halil Güneş arkadaşın tüm göğsü açıkta. Her an şehadete ulaşabilir durumda. Neden onunla kimse ilgilenmiyor? Sıddık Güler 80 yaşındadır. İskenderun Cezaevi’nde kalıyor ve felçlidir. Her tarafı titriyor. Şaban Kaygusuz var, sağ bacağı ve sağ kolu yok. Hiçbir ihtiyacını gideremiyor. Tuvaletinden yıkanmasına yanında kalan arkadaşlar ilgileniyor. Böyle bir insan cezaevinde yatamaz. Diyarbakır D Tipi’nde Mehmet Özen 24 yıldır cezaevi yatıyor. Mehmet’in iki bacağı da yok. Hiçbir şeyini yapamıyor. Onları oradan çıkarmak için bir çaba harcanması gerekiyor. En azından acil durumda olanlar için bir şeyler yapılmalı.

Cezaevlerindeki insanların beklentisi var ama dışarıdan bir cevap yok. En azından bir liste yapılmalı ve durumu acil olanlar için ev hapsi verilmeli ya da AİHM’e başvuru yapılmalı. Cezaevindeki durum bir vicdan işidir. Orada vicdanın kabul etmediği bazı sorunlar var. Onu gidermek için herkesin kendisini sorumlu görmesi ve ilgilenmesi lazım. Babam ve babam gibi tutsaklar bu hastalıklarla daha fazla cezaevinde kalamaz. Babamın cezası bitene kadar ev hapsi verilse de yeter. Ömrü cezaevinde geçti, artık istesek de geri gelmez. En azından birkaç ay ömrü var onu da dışarıda, bizimle yaşasın.”


Tek kişilik hücrede işkence

Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde 3 yıldır tek kişilik hücrede tutulan Şerafettin Demir, ”arama” adı altında baskın yapan 10 gardiyanın işkencesine uğradı.

Van Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde bulunan tutsaklara dönük baskılara her geçen gün bir yenisi ekleniyor. 2011’den bu yana cezaevinde bulunan ve son 3 yıldır tek kişilik hücrede tutulan Şerafettin Demir’in, 10 Ocak’ta ”arama” adı altında hücresine girerek dağıtan 10 gardiyan tarafından darp edildiğini belirtti.  10 Ocak’ta eşi ve bir diğer oğlunun açık görüş için cezaevine gittiğini dile getiren Demir’in babası Cemal Demir, “Oğlum ve eşim Cuma günü açık görüşe gitti. İlk önce ‘sıra size gelmedi’ diyerek bekletiyorlar. Daha sonra sorduklarında Şerafettin’in hastaneye götürüldüğünü söylüyorlar. Bekledikten sonra bir odada oğlum, eşim ve tutuklu bulunan oğlum görüştürülüyor. Normalde cezaevinde bulunan tutuklularla birlikte aynı odada görüş yapılıyordu. Fakat bu sefer yalnız bir odada görüş yaptırıldı” dedi.

Demir, görüş esnasında eşinin oğluyla yaşadığı diyalogu aktardı: “Eşim oğluma ‘Neyin var, neden hastaneye gittin?’ diye sormuş. Oğlum da, ‘Anne bir şeyim yok’ demiş. Eşim oğlumun elini tutunca el bölgesinde darp izlerini görüyor. Bileklerinin kıpkırmızı ve ellerinde tırnak izlerinin olduğunu görüyor. Eşimin, ‘Bunlar seni darp etmişler’ demesi üzerine oğlum her şeyi anlatıyor. ‘Sabaha karşı 10 gardiyan odamı basıp her yeri dağıttıktan sonra beni darp ettiler’ diyor. Darp ettikten sonra cezaevinde bulunan revire götürmüşler ve burada rapor verilmemiş.”

VAN


Ringden hücreye tecrit

Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi’ndeki tutsaklar, tedavi veya duruşmalara ringlerin hücrelerinde götürüldüklerini bildirdi.

Kocaeli Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde siyasi tutsaklar aileleri aracılığıyla gönderdikleri mektupta, hak ihlallerini aktardı. Tutsaklar, baskıların artarak devam ettiğini söyledi.

Ağır bedeller verilerek cezaevlerinde elde edilen kazanımların keyfi bir şekilde yasaklandığını aktaran tutsaklar, mahkemelerde savunma hakları ve tedavilerinin engellendiğini vurguladı. Hastaneye hücre tipi ring araçlarında sevk edildiklerini kaydeden tutsaklar, aynı şeyin mahkemelere götürülürken de geçerli olduğunu bildirdi. Hücre tipi ring araçlarına binmeyi reddedenlerin hastane sevklerinin yapılmadığını, mahkemeye de götürülmediğini aktaran tutsaklar, “Böylece mahkemelere katılmamız ve sağlık sorunlarımız dolayısıyla hastane sevklerimiz çoğunlukla engellenmiş oluyor. Tekli-kafes ring nedenleriyle katılmadığımız mahkemeler savunma hakkımızdan ‘feragat’ ettiğimiz yönünde kararlar almaktadırlar. Gerçekte ise mahkemelere katılıp savunma hakkımızı kullanmak bizlerin talebi olmak durumundadır” dedi.

İşte bazı hak ihlalleri

 Yeni Yaşam gazetesi başta olmak üzere günlük, haftalık ve aylık süreli yayınların keyfi bir şekilde kendilerine verilmediğini belirten tutuklular, yaşadıkları diğer sorunları şöyle sıraladı:

  • Adımıza posta yoluyla gelen ilgili yayınlara el konulmaktadır. Hapishane koşullarında her süreçte haber iletişim olanaklarımız zaten sınırlı olmakta, bu duruma bir de yasalarda var olan haklarımızın gasp edilmesi eklendiğinde, haber iletişim olanağımız hiç kalmamakta.
  • Daha önce hapishane kantininde satılarak temin etmemiz sağlanan radyolara hücrelerimize baskın yapılarak el konuldu. Yapılan aylık rutin aramalar dışında yine keyfi olarak hücrelerimize baskınlar gerçekleştirilmektedir. Yapılan aramalarda defter vb. materyallerimize el konulmaktadır. Yaptığımız sanatsal, edebi çalışmalarımız okuma notlarımız bu biçimde elimizden alınarak geri verilmemektedir.
  • 15 Temmuz 2016 itibarıyla kapatılan resim, bağlama gibi kurslar tüm taleplerimize rağmen yeniden açılmamaktadır.
  • Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olan arkadaşlarımızın gruplar halinde sohbet, spor, atölye faaliyetlerine birlikte çıkarılmaları yönündeki taleplerimiz koşullar ve yasal imkanları bulunmasına rağmen karşılanmamaktadır.
  • Ağır müebbet hükümlüsü olan Barış İnan arkadaşımızın hücre kapısı yaklaşık bir yıldır günde yalnızca bir saat açılmaktadır. Bu keyfi ve özel uygulama zaman zaman tüm ağır müebbetlik arkadaşlarımıza karşı uygulanmaktadır. Normal koşullarda ağır müebbet hükümlülerinin hücre kapıları günde 5-6 saat açık kalması gerekmektedir. “

Yazarın diğer yazıları

    None Found