Devletin cinsiyeti ve cinselliği…

Ava NEŞE KALP

16 Şubat 2019’da Ankara Sakarya Caddesinde TAYAD’lı bir grup protestosuna müdahale eden polisler, bir Türkiye klasiği olarak göstericileri çeşitli saldırı biçimleri eşliğinde göz altına alıyorlar. Klasik olmayan şey ise klasikleşen tacizin net bir şekilde kamera tarafından görüntülenmesi ve taciz edilen kadının başının kapalı olması. Yani klasik “başörtülü bacım” kriterleri…

“Başörtülü bacım” kavramının kendisi aslında kadınlara yapılan en büyük tacizdir. Bu kavramla kadın bedeninin, jandarma haline getirilmiş erkekler ordusuna teslimi tanımlanır. Yani, “bacımız değilseniz her kesin karısı olursunuz” anlamına çıkan, dindarlık adı altında kadının bedeni ile ilgili söz söyleme hakkından vaz geçirme tehdididir. “Bacı” olunca [Müslüman] erkek kardeşler olarak onu üzerinde hak sahipliği, pratikte kısmen ailenin insafına bırakılan ancak çoğunlukla, para ve mevki yüksek orta yaş üstü erkeklerin fazlasıyla yararlandığı, kadın bedeninin kullanımını düzenleyen bir sistemin kavramıdır.

O yüzden bugün İslam dinin en büyük tartışmaları, suni ve bilinçli bir biçimde cinsellik üzerine bina edilmektedir. Tüm Müslüman erkeklerin buluğ yaşında melek adı verilen pedofili ütopyası ile dindarlığa ikna edilmesi, buradan bakınca anlamlı hale gelir. Bu hayal ile yaşayan 80-90 yaşındaki adamlara, istedikleri kadar kadının bedenine el koymadan, 7-10 yaşlardaki kız çocuklarına tecavüzüne evlilik adı altında imkan tanımaya kadar varan sistemin tarifidir bu. Yani yaşı ne olursa olsun bu erkekler güruhu, onlu yaşlardaki kadınlarla dahi sex yapma “hakkı” elde etmek için biat etmektedirler. Kendi iktidarları için dinin içeriğini işgal eden politik İslam’da soru sorulması bu nedenle yasaklanır. O kadar çok cami sevicilik, oraları kendi ideolojilerini pazarlayacak alanlar olarak kullandıkları içindir. Bunu riske edecek, başta dindarlar olmak üzere hiç kimseye tahammül bu nedenle gösterilmez.

Şimdi gelelim devletin cinselliğine. Aslında yukarıdaki örneği, devlet, muhalifler, kadınlar ve cinselliğin kamusal alandaki temas noktası olarak okumak lazım. Bu, devleti işgal eden suç örgütü ve o suç örgütü (Kafkas ağırlıklı ultra Türkçü-Ergenekon) ile birlikte çalışan başka bir suç örgütüne dönüşmüş AKP koalisyonunun devletin cinselliğinin kamusal alandaki fotoğrafıdır.

Erkeklik ve militarizm ilişkisi simbiotik, yani birbirine dayanan, beslenen karşılıklı bir ilişkidir. Militarizm ve erkeklik her ikisinin de en büyük gücü, erillik denen erkeğin penis algısına dayanan, seks ve şiddetin harmanlandığı mecradır. Bu anlamda hem içeride hem de dışarıda bu militarist erillikle, başta kadınlar olmak üzere muhalif olacak herkes tehdit edilmektedir. “Başörtülü bacı” kıvamında kalmayan başı örtülüler de dahil, muhalifler bu militarist cinsel şiddettin hedefindedirler. Bir bakandan çok mafya lideri gibi davranan Süleyman Soylu’nun tacizci polisi alenen savunma cesareti tam da buradan geliyor.

Polis ve asker içinde cinsel saldırganların oranındaki artışın da bu konuyla bağlantılı olarak ele alınması gerekiyor. Ankara Emniyet Müdürlüğünün tacizci memuru koruma altına almış olması, bunun devletle bağlantılı politik bir tutum olduğunu teyit etmektedir. Hapishanelerde eskiden çoğunlukla Kürtlere, solculara yapılanlar, şimdi dindar kimlikli olan kadın ve erkeklere de yapılıyor. Gülenci iddiasıyla gözaltına alınan kişiye, mahkeme tutanaklarına yansıyan ‘iftarımızı karınla yaparız’ tehdidi hem oruç tutup hem de tecavüz edecek bir dindarlığın inşasının neden ve nasıl yapıldığını dikkatimize sunmaktadır. Devletin tacizci memuruna, Ensar Vakfı tecavüzlerine toplumdan bir reaksiyonun gelmeyeceği biçimde militarist bir toplumun inşasının ne anlama geldiği buradan görülebilir. Elbette suç örgütü olarak devleti işgal eden gücün nasıl hayatta kaldığı da…

Toplumda şiddet, cinsellik ve dinin nasıl harmanlandığı, toplumun tüm kılcal damarlarına nasıl sirayet ettiği Palu Ailesi örneğinde net olarak görülmektedir. Bu programları birkaç hafta izlerseniz özellikle muhafazakar Karadeniz, İç Anadolu ve iç Ege’den fışkıran dinsellik, cinsellik, şiddet, cinayet, gasp gibi iç içe geçmiş korkunç örgüyü görmek mümkündür. Sivil alanda örgütlenmiş bu suç örgüsünün “normal”leşmiş biçimde Türkçü-muhafazakar alanlardan fışkırması tesadüf değildir, tam tersine tasarımlanan ırkçı-muhafazakarlığın zuhurudur.

Bir strateji olarak, insanların tamamı suça itilerek kontrol altına alındığı bir planlamadır. Yani suça -politik suçlar hariç- bulaşanlar suçları karşılığında mevcut suç iktidarıyla iş birliği edecekleri varsayımıyla, hırsızlık, gasp, vergi kaçırma, taciz, tecavüz, cinayet gibi suçlara göz yumulmaktadır. Bu, suç işleyenlerin derin devletin emrine girerek sıyrılmalarına izin veren tasarımlanmış bir kontrol mekanizmasıdır. Ergenekon belgelerinde “lümpen gençliğin örgütlenmesi” işte buna tekabül eder. Suça sokarak “ebedi suç ortaklığı”yla taraftar haline getirilirken, saldırdıkları kesimin kadınları onlara savaş ganimeti olarak sunulmaktadır. “Babası FETÖ’cü ağabeyi DHKPC’lidir” beyanının anlamı budur.

İşte alenen yapılan taciz ve tecavüzlerin anlamı, her on yılda bir toplumu terörize eden, devleti ele geçirmiş bu suç örgütü tarafından bilinçli olarak yozlaştırılmaktadır. Güruh haline getirilmiş bu kitleleri, kendileri için tehdit olanlara saldırtılmada kullanmak için. Kendi faşizan suç ortaklığı yaşasın diye her on yılda bir bu ülkeyi kalbinden bıçaklayan bir katil sürüsü egemenliğini bu yolla koruyor…

Yazarın diğer yazıları