Devletsiz eğitim

Bazı küçük topluluk deneyimlerini saymazsak, dünya üzerinde bulunan tüm eğitim sistemlerinin müfredatları, bağlı bulunan devletin ideolojik, siyasi, toplumsal hedeflerine göre şekillenir.

Müfredat ise genel anlamıyla, bir okulu bitirmek veya bir alanda uzmanlaşmak için okunması gereken ders ve konuları kapsayan plan olarak isimlendirilebilir. Öğretilmesi istenen tüm argümanları bir plan çerçevesinde öğrenciye vermektir amaç. Yani, genel bilgi, ulaşılması gereken bilgi yerine, seçilen bilgi demeti sunulur öğrenciye.

Özcesi, müfredatı hazırlayan, toplumun bilinç düzeyi ve sınırlarını belirleyendir.

Bu nedenle kamu güvenliği ve ortak fayda üzerinden kendini meşru kılan ‘devlet’, diğer tüm konulardan daha fazla bu alan üzerine yoğunlaşır.

Şüphesiz müfredat bir eğitim kurumunda, müfredat konusunda eğitilmiş öğretmenler tarafından, kendinin olarak addettiği topluluğun üyelerine verilir. Kendi içinde bir örgütlülüğe; siyasi ve ekonomik yeterliliğe sahip olmayanların eğitim-öğretim sorumluluğunu üstlenemeyeceği bir gerçek.

Fakat diğer bir gerçek de bu alan üzerindeki yoğunlaşmanın topluluk ihtiyaçlarını tespit edip giderme üzerinden değil, devletin, tekel ekonomisi ve baskı düzenini sürdürmesine fayda sağlayacak bireyleri oluşturma ihtiyacından kaynaklanıyor olmasıdır.

Tüm iktidarların toplumu kendi amaçları doğrultusunda kullanabilmek için “algı ve düşünce yaratımı” çalışmasına büyük yatırım yapmasının nedeni de tam olarak bu. Yaratılış destanları, yazılı toplum kanunları, görkemli bina ve yapılar toplumun zihnindeki köşe taşlarını oluşturdu. Devlet olmadan başarılamayacak çalışmalar, tanrı ve yeryüzündeki temsilcileri olarak propaganda edilen üstün varlıkların işiymiş gibi gösterildi.

Yazıyı ilk kullanan, ilk okulu açan, devlet mekanizmasının ve tanrı fikrinin yaratıcısı Sümerlerden beri “okul” ve “müfredat” neredeyse tam da bu amaç için kullanılıyor. Kaldı ki arkeolojik bulgulara göre Sümer okullarından mezun olanların büyük çoğunluğu tapınak ve saray ile ülkenin zengin ve güçlü kişilerinin hizmetine giren yazıcılardı. Bugünkü üniversite mezunlarının da aynı amaç için birbirini ezmeye çalıştığı gerçeğini kim yadsıyabilir ki?

Peki devletsiz bir eğitim mümkün değil mi?

Şüphesiz bu konuda da çok güçlü bir birikim var. Devlet oluşumundan çok öncesine uzanan bir toplum eğitim gelenek ve kültürü söz konusu. Klan toplumunun tabularından günümüzün toplumcu-anarşist-sosyalist eğitim modellerine dek oldukça geniş bir “devletsiz eğitim” taraftarlığı veya kültürü mevcut.

Sanayi toplumu okul modeli olarak adlandırılan günümüz eğitim-öğretim modellerine dek zaten eğitim-öğretim tümüyle devlet tekeline girmemişti. Eğitim, toplumu var eden temel gerçeklik olduğundan, ahlaki ölçü olarak kabul edilip yürütüldü hep.

Toplum, anadilde, toplum kültür ve geleneklerine uygun, temel tarih bilincini geliştiren, kutuplaştırıcı ve dogmatik kalıplara karşı yaratıcı, zengin bilimsel düşünceyi aşılayan, tüm aşamalarında felsefi bakış ile insan-toplum-doğa bütünlüğünü özümseten, evrensel ve tikel arasında kurduğu ilişkiyle varlık problemine ve kapitalizmin yarattığı bunalıma çözüm oluşturan bir eğitim modeline hep sahipti.

Sorumuzu düzeltelim o zaman; devletsiz eğitim modelimizi yeniden nasıl canlandırabiliriz?

Yeniyi, güzeli ve doğruyu kendimizden başlatma hastalığına kapılmış gibi olmayalım ama Rojava şu anda bunu başarmak adına çok önemli çalışmalar yürütüyor. Dünyanın en geniş katılımlı “devletsiz eğitim” modelini uyguluyor.

Çok dilli, çok kültürlü ve tüm toplumsal tarih birikimini günümüze taşıma hedefi taşıyan özgür bir eğitim modeli 4.382 okulda uygulanmaya çalışılıyor.

Hani olur da katkı sunmak, katılmak isterseniz Rojava’nın kapıları açık; buyurun…

Yazarın diğer yazıları