Devletten çete liderliğine

Suriye coğrafyası, maskeli baloyu andırıyordu.

Zemin katliam artığı. Ortalık kan içinde. Sönmüş insan hayatlarının bılklandığı kanlı zeminin yaratıcıları, orada. Pistte döneniyorlar.

Yüzler maskeli. Kimin kim ve ne olduğu değil. Ayrıca hepsi şık, göz alıcı renkte giyitler içinde. Elleri de arca…

Kibar katillerin, maskeli balosunu andırıyordu, talana, yıkıma uğramış, katliamlara tanık olmuş kadim medeniyetin mekanı, Suriye…

Kötülüğün istilasına uğradı, bu topraklar. Ama kötülüğün yüzünü başka türlü gördü, yer yüzü insanları. Asıl katiller, sahnede ama maskeliydiler. Yüzleri saklı…

Katil diye bir takım adamlar dolaşıyordu, ortalıkta. Kötücül insanların protipiydi her biri ayrı ayrı. Kötülüğün sembolü olarak kirli uzun saç ve sakallı, kara giyimli…

Ekranda bunlar vardı. İslamı yeni keşfetmiş ve kurtarmaya çıkmış edayla, “Allahu ekber” naraları haykırarak insan kesiyor, çocuklara, kadınlara tecavüz ediyor, soygun yapıyor, ortalığı yıkıyor, yakıyorlardı.

Ve yer yüzünün vicdanlı, güzel insanları bunlara, lanetli bir öfkeyle bakıyor, evlerindeki televizyonda gördüklerinde, ne yaptıklarını bilmezliğin şaşkınlığıyla, kendilerine zarar verip ekranı tükrükle sıvıyorlardı.

Oysa, gerçeğin dinamiği başkaydı. Evet bunlar, kötülükten beslenen kötü insanlar ama, sebep ve sonuç değillerdi. Onlar, oralı bile değillerdi. Her biri bir yerde getirilmişti. Aralarında Türkler de vardı. Kimi Çin, Maçinde bulunup kiralanmış, İslami olsun tertibinden ağzına Allahu ekber sloganı verilmiş, kimi Özbekistan’dan, Afganistan, Pakistan, Moğolistan, Çeçenistan’dan getirilmiş katildi.

Ücret mukabilinde, dava ne, neyin nesi olduğunu bilmedikleri bir savaşta tetik çekmeye başlamışlardı. Sipariş üzere cinayet işleyen bir makine, kiralık katildi, onlar…

Her biri bir yere bağlı. Çıkar savaşının birer aleti…

Ama, her şeyin suçlusu onlardı. Başkası alet gibi kullanıp savaştırıyor, ama onlar lanetleniyorlardı.

Beyni olan, düşünmeyi bilenler, meselenin din iman olayı olmadığını da biliyordu. Katilin, tecavüzcü, talancı, hırsızın dini, imanı mı olurdu?

Oysa bu büyük bir savaştı. Herkes yüzünü maskeleyerek kendini saklıyor, dünya pay peşindeydi. Devletler, ölüme yatırım yapıyorlardı.

Ancak dünyanın, yerinden çıkmış, laçkalaşmış çarkının vicdanına, adaletinin evrensel adaletsizliğine bakın, Birleşmiş Milletlerce bağımsızlığı tescil edilmiş, bütün dünya tarafından hükümranlığı kabul ve sınırları dokunulmaz ilan edilmiş bu ülkeye yapılanlar karşısında, kimse “ne yapıyorsunuz?” demiyordu. Birleşmiş Millet, bir üyesine yapılanlara müdahale etmiyordu.

Suriye liderine göre Türk devleti saldırı üssüydü. Lojistik merkezi…

Türk devletinin, teröristlere “eğit-donat” hizmeti ise Katarla ortaklaşaydı. Barındırma, bakım, tedavi, eğitim ve silah Türklerden, paralar ise Katar’dandı…

Buna karşılık, dünya petrol zengini Katar Emirine temmennah çakıyor, Erdoğan’a, “Suriye’de neler yaptın ve yapıyorsun bakım?” sorusu da sorulmuyordu. Avrupa başkentlerinde ayaklarının dibine kırmızı halılar serilerek karşılanıyor, onunla dünyanın ahvali, yer yüzünün barış ile düzeni konuşuluyordu.

Film kareleri, belgeler, bilgiler bir yana, Erdoğan’ın Suriye’de dosyası, 17 Eylül günü Soçi’de, “faş” oldu. Maskeli balonun büyüsü orada bozuldu.

Erdoğan, 7 Eylül günü Tahran’da, çetelerin zarar görmemeleri için, İdlib’de mütareke istediğinde, Rus Cumhurbaşkanı Putin’den “teröristlerin temsilcisi burada yok, şartlarımızı kabul edeceklerini nereden bilelim” cevabını almış, konu kapanmıştı.

Ama, 10 gün sonra, yeniden Putin’e kabul şartlarını götürdüğü açıktır. El Kaideci (Nusra) teröristlerin temsilci ve sözcüleri olduğu da tartışmasızdır.

Nitekim, mütareke çeteler tarafından coşkuyla karşılanmıştır.

Ne kadar kötü. Erdoğan kendini devlet başkanı sanırken, haydutlar çetesinin lideri, temsilcisi olarak çıktı karşımıza. Haydutlar adına, İdlib arındırılıp tertemiz teslim edileceği anlaşmasını imzalayan, savaş yeniği. Şam’da namaz kılmaya hazırlanırken, saçtığı pislikleri de temizleyerek ricat eden başkomutan…

Ve şimdi, Efrîn sırada. Kaymakam atamakla, hırsızın sahipliği onaylanmıyor. İblib de çetelerindi. Rakka ise haydutların başşehriydi.

Yazarın diğer yazıları