Devrimci birlik ve aktif mücadele kazandırır

15 Temmuz askeri darbe girişimini ve AKP’nin karşı darbesini doğru anlamak ve devrimci temelde gereken sonuçları yeterince çıkarabilmek gerekiyor. Türkiye’de yaşananı sadece bir AKP-Cemaat çatışması olarak görmek son derece dar ve yetersiz kalıyor. Aslında Türkiye Cumhuriyeti Devletini oluşturan temel ittifak ve uzlaşma parçalanmış ve dağılmış bulunuyor. Doksan üç yıllık ulus-devlet sisteminin sonuna gelindiği açıkça görülüyor. İşte yaşanan olaylara ve gelişmelere bu çerçevede bakmak ve sonuç çıkarmayı bilmek gerekiyor.

Zaten on dört yıl önce de AKP iktidara gelmemiş, yenilgiye uğrayan sosyal-demokrat, milliyetçi ve liberal koalisyonun yerine uluslararası komployu başarıya götürmesi için mevcut dinci-milliyetçilik görevlendirilmişti. 2003-2005 döneminde başarısız kalan bu çizgi, 2007’de ABD ile yeniden bir uzlaşma yaratarak Ergenekoncu ulusalcılığın üzerine gitti. Bu durum aynı zamanda AKP ile Fethullah Gülen Cemaati arasındaki yeni bir ittifak ve iktidar paylaşımı anlamına geliyordu.

Şimdi deniyor ki, “Fethullahçılar devletin içine sızmış” bulunuyor. Halbuki böyle bir sızma değil, AKP gibi hükümet olan güçler tarafından bizzat devletin içine yerleştirildiler. Bu temelde devlet içinde kendini iyice yuvalandıran Fethullah Gülen Cemaati, artık tek başına iktidar olabileceğine kanaat getirdikten sonra AKP’yi iktidardan düşürebilmek için harekete geçti. 17 ve 25 Aralık 2013 girişimleri AKP’ye yönelik bu hareketin ilk adımlarıydı. 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi ise mevcut haliyle son adım oluyor. 

Sosyal-demokrat, milliyetçi ve liberal çizgilerin iyice güçten düştüğü ve Ergenekoncu ulusalcılığın ise iyice ezildiği bir ortamda ayakta kalmış olan dinci-milliyetçilik böylece aralarındaki ittifakı kaybederek ikiye ayrılmış ve tam bir hesaplaşma içine girmiş bulunuyor. Bu hesaplaşma, aynı zamanda küresel sermaye güçleri ile Türk ulus-devlet faşizmi arasındaki bir hesaplaşma oluyor. Dikkat edilirse, dinci-milliyetçi çizginin yaşadığı bu iç hesaplaşma ortamında CHP, MHP gibi geçmişte aşılmış olan güçler herhangi bir gelişme yaşamıyor. 

Aslında 15 Temmuz’dan bu yana yaşananlar, çatışan benzer iki çizginin de ciddi bir biçimde güç kaybettiğini ve çöküş sürecine girdiğini gösteriyor. Çünkü, çöküş sürecine giren sadece bu iki güç değil, bunların ele geçirmek istediği doksan üç yıllık faşist ulus-devlet sistemi oluyor. Burada artık şu iki gerçeği net olarak belirtebiliriz: Birincisi, Kürt halkını inkar eden ve imha etmeye çalışan doksan üç yıllık faşist ulus-devlet sistemi artık çökmüştür ve devam etmesi mümkün değildir. İkincisi ise mevcut haliyle geliştirdiği son askeri darbe girişiminin başarısız olması sonucunda Fethullahçı Hareket çok ciddi ve ağır bir darbe yemiştir. 

Şimdi bu iki sonuçtan yararlanarak AKP kendi ulus-devlet sistemini yapılandırmak istemektedir. Daha doğrusu, mevcut sistemi dinci-milliyetçi çizgide restore etmeye çalışmaktadır. 20 Temmuz günü ilan ettiği olağanüstü hal rejimine dayanarak söz konusu bu restorasyon işini başarmak istemektedir. Bunu da CHP ve MHP’yi yanına çekip HDP’yi dışlayarak yapmaya çalışmaktadır. Yani AKP cumhuriyeti de Kürt düşmanıdır, Kürdü inkar ve imha etmeyi esas almaktadır.

Artık doksan üç yıllık ulus-devlet sisteminin çöktüğü ve devletin yeniden yapılandırılması gerektiği konusunda herkes hemfikirdir. Bu konuda siyasal güçler arasında pek fazla bir ayrılık yoktur. Fakat çöken faşist ulus-devlet sisteminin yerine ne yapılandırılacaktır? Esas ayrılık ve mücadele bu nokta üzerinde ortaya çıkmaktadır. Bu durumun da daha uzun süre devam edeceği anlaşılmakta ve nasıl sonuçlanacağı üzerine şimdilik net bir belirleme yapılamamaktadır.

Bu noktada AKP ile MHP arasında tam bir uyum ve ortaklık vardır. Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli adeta kader birliği yapmış bir fikir ikizi gibidir. Türk-İslam sentezci çizgide yeni bir faşist diktatörlük inşa etmekte anlayış birliği içindedirler. Şüphesiz bu durum kötüdür, ama anlaşılırdır. Fakat Kemal Kılıçdaroğlu’nun AKP’yi destekleyen çizgisi hem anlaşılmazdır ve hem de tam bir AKP kuyrukçuluğudur. Kemal Kılıçdaroğlu, AKP iktidarına koltuk değneği olmaktan AKP kuyrukçusu olmaya terfi etmiş durumdadır. Fethullahçı Hareket ise çok ağır bir darbe yemiş bulunmaktadır.

Böyle bir durum, kendi devlet sistemini kurmak isteyen AKP için bulunmaz bir fırsat sunmaktadır. AKP, bir bakıma gökte aradığını yerde bulmuş gibidir. 15 Temmuz askeri darbe girişiminin başarısız sonucuna ve ilan ettiği olağanüstü hal rejiminin verdiği güce dayanarak devlet ve toplumda adeta istediği tasarrufu yapabilir konumdadır. Bu noktada da son derece dikkatli ve gözü kara bir tarzda hareket etmektedir. Bir yandan MHP ve CHP gibi güçleri kendi yanına çekebilmek için yoğun bir çaba harcarken, diğer yandan da Fethullahçı Hareket üzerine amansız bir biçimde gitmekte ve Kürt Özgürlük Hareketine yönelik saldırıları artırabilmek için güç toplamaya çalışmaktadır.

Mevcut haliyle Tayyip Erdoğan ve AKP için büyük bir fırsat doğmuştur, ama ciddi bir zorluk durumu da vardır. Çünkü siyasi ve askeri oligarşi tümden çökmüş durumdadır. Devleti yeniden yapılandırabilmek için, AKP’nin mevcut çöküntü enkazını temizlemesi gerekmektedir. Yine her ne kadar Fethullahçı Hareket ağır darbe yemiş olsa da, dayandığı dış güçler diridir ve her an AKP’ye karşı yeni tehditler ortaya çıkarabilir. Dahası AKP’nin aslında yeni denebilecek bir program ve planı da yoktur. AKP’nin yapmak istediği, faşist ulus-devlet sistemini dinci-milliyetçi çizgide restore etmektir. Bu durum çökmüş rejimi adeta yeniden diriltme çabası anlamına gelmektedir ki, bu da çok zordur.

Bu noktada en önemli husus ise Kürt Özgürlük Mücadelesinin gelişimini sürdürerek Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye’nin demokratikleşmesini dayatıyor olmasıdır. Evet, AKP yönetimi faşist sistem içindeki rakiplerini etkisiz hale getirmeyi başarmıştır, ama sistem dışındaki demokratik alternatiflerini etkisiz hale getirememiştir. AKP yönetimi dinci-milliyetçi çizgide faşist ulus-devlet sistemini yeniden restore etmeye çalışırken, başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere tüm demokratik güçler de Demokratik Cumhuriyet temelinde yeni Demokratik Türkiye’yi inşa etmek istemektedirler. 

Mevcut haliyle AKP önündeki en ciddi engel ve AKP’ye karşı en ciddi güç budur. Dolayısıyla aslında esas mücadele bu iki güç arasında sürmektedir. Yani ulus-devlet faşizmini AKP çizgisinde restore etmeye çalışan AKP ile, Kürt sorununun çözümü temelinde Demokratik Türkiye’yi inşa etmek isteyen tüm demokratik güçler arasında kıyasıya bir mücadele vardır. Ve böyle bir mücadelede demokratik güçlerin şans ve imkanları daha fazladır. Dolayısıyla demokratik güçlerin kazanma şansları daha öndedir. 

Gerçi AKP’nin elinde iktidar gibi çok önemli bir güç vardır ve bu durum AKP’yi çok aktif ve avantajlı kılmaktadır. Ancak devlet sisteminin çökmüş olması AKP’nin elinden bu avantajı önemli ölçüde almış durumdadır. Yine devlet içi iktidar çatışması sona ermiş değildir. Dahası dış müttefikleriyle de AKP Yönetiminin çok ciddi bir çelişki ve çatışma durumu mevcuttur. Bunlara karşı ise demokratik güçlerin avantajlı durumları daha fazladır.

Her şeyden önce, 12 Eylül faşizmi karşısında otuz altı yıldır direnen ve yenilmeyip kendisini sürekli güçlendirmeyi başaran, büyük bir tecrübe birikimine sahip bulunan Kürt Özgürlük Hareketi vardır. Kürt toplumu tamama yakın olarak Kürt sorununun çözümünü ve demokratikleşme istemektedir. Buna dayalı olarak, ezilen ve sömürülen Türkiye emekçileri, katmerli bir baskı ve sömürü altında yaşayan kadınlar, başta Aleviler olmak üzere tüm toplumsal ve inançsal azınlıklar mevcuttur. Dahası Demokratik Türkiye’yi destekleyen ciddi bir dış güç vardır. 

Bütün bunlar demokratik güçlerin fırsat ve imkanlarının daha fazla olduğunu göstermektedir. Türkiye’de demokratik devrim ve dönüşümü gerçekleştirmeye destek veren çok güçlü bir iç ve dış potansiyel mevcuttur. Burada önemli olan bu potansiyeli eğitip örgütleyerek eyleme çekecek bir öncü gücün var olmasıdır. Bu da tüm devrimci-demokratik güçlerin birliği ve aktif mücadelesi demektir. Devrimci demokrasiye kazandıracak olan budur. Bu temelde tüm devrimci güçleri HBDH bayrağı altında birliğe ve aktif mücadeleye davet ederken, tüm demokratik güçleri de HDK-HDP ile birlik ve ittifak yaparak AKP’nin faşist restorasyonunu engellemeye ve demokratik özerkliği inşa etmeye çağırıyoruz.

Yazarın diğer yazıları