Devrimci süreçte seçimler ve Apocu bütünsel çizgi

Dünkü yazıya, şu kayıtla devam edelim: Burada yazdıklarım yalnızca beni bağlayan, kişisel görüşlerdir.

Özetle demiştik ki, faşizm koşullarında seçimler yalnızca şunun için önemlidir: Halk hukuksuz, hileli, baskılı seçimlere her defasında katılarak, seçim yoluyla faşizme son vermenin imkansız olduğunu kendi tecrübeleriyle öğrenir; öğrenince seçimlerle değil de, devrimci yoldan faşizme son vermenin zorunluğunu anlamaya başlar.

Elbette devrimci değişim için bu kadarı yetmez. Bu bilinç birikiminin bir devrime yol açması için ülke çapında sosyo-ekonomik ve politik bir krizin, en beklenmedik anda patlaması gerekir. Biz buna “devrim için yalnız aşağıdakilerin eskisi gibi yaşamak istememesi yetmez, iktidardakilerin de eskisi gibi yönetemez hale gelmesi gerekir” diyoruz. (Dikkat; bu süreç olgunlaşıyor.)

Ama bu da yetmez. Halkın kendi öz tecrübeleriyle devrimin zaruretini anlaması ve büyük bir krizin yani devrimci durumun oluşması devrim için şarttır; ancak devrimi ülke çapında yönetecek bir örgütlü hareket ve bu hareketin doğru bir strateji ve taktiği olmaksızın faşist rejim devrilemez.

Böyle bir öncü güç, Türkiye koşullarında, “halk kitlelerinden izole” “profesyonel devrimcilerin” “derin gizlilikte” bir ömür boyu “örgütlenme gayretleri ve ‘devrimi beklerken yaşlanma’ süreciyle” sağlanamaz. Bu gerçeği PKK Önderi görmüş, geleceğin devrimini yönetecek olan öncünün gerilla savaşı sürecinde ve Türk bölgesel emperyalizminin “zayıf halkası” olan Kürdistan’da örgütlenebileceğini ve halklaşabileceğini büyük bir öngörüşle kavramıştır. “Zayıf halkada” ya da Türkiye’nin “Aşil topuğunda” seçimlerle serhıldanları ve serhıldanlarla gerilla yöntemini, parlamentoya ve yerel yönetimlere katılmakla, demokratik özerklik yolunda öz savunma hamlelerini olağanüstü bir şekilde sentez haline getirmiştir. (Şimdi MLKP, TKP-ML gibi örgütler de bu bütünsel çizgiyi kendi özgünlükleri içinde hayata geçirmeye başlamışlardır.) Bu çizgi, uygulamadaki kimi zayıflıklar ve hatalara rağmen eşsiz bir devrimci çizgidir. (Bu çizginin sonucunda bütün parçalarda öncü güç ortaya çıkmış, ama parçaların içinde yer aldığı ülkelerde öncü henüz mayalanma halindedir.)

Bana sorarsanız faşizm ya da otoriter rejimler altında “seçim ve devrim diyalektiği” buna benzer bir şeydir.

Tam da kimi belediyelerde sevinçli törenlerle “mazbata” şenlikleri yapılırken, bu yazdıklarım “bir kavanoz bala bir kaşık sirke katmak” gibi algılanabilir.

Hatta bu satırlarda dile getirilen görüşler Kürdistan özgürlük hareketinin sosyal tabanını “daraltıcı” sonuçlara yol açabilir diye düşünenler de olabilir.

Gerçekte böyle düşünceler “HDP ile PKK arasına mesafe koyma yanlısı” çevrelerde bir hayli de yaygındır.

Oysa PKK’nin izlediği bu çizgi tam tersine Kürt özgürlük hareketinin sosyal tabanını maksimum “genişleten”, mücadelenin yelpazesini son derecede renkli kılan bir çizgidir. Şematik olarak söylersek:

“Seçimlere katılma” taktiği Kürdistan’da ve hatta Türkiye’de Kürt özgürlük hareketinin sosyal tabanını, aralarında “orta sınıfların” da yer aldığı bir genişliğe kavuşturur. Bu genişliğin içinde “Kürt yurtseverleri ve milliyetçileri, reformistler, liberaller, aşiretler, laikler ve dindarlar” temsil edilir. “Devrim” stratejisi ise bu sosyal tabanı yoksul, emekçi kitlelere derinlemesine yayarak genişletir; bu da devrimci sürecin öncüsünü yaratan, koruyan ve güçlendiren en büyük ortamı yaratır.

Belli ki bu çizgi bütünsel bir çizgidir. O nedenle her türlü “aşırıcılık” bu bütünsel çizgiyi bozar, devrimci sürece zarar verir. “Seçimleri, parlamentoya ve yerel yönetimlere katılmayı abartmak”, gerilla savaşlarını, şehir savaşlarını ve serhıldanları bu taktiğe “zarar veren” eylemler olarak görmek, örgütü devrimin gerçek öznesi olan öncü halk kitlelerinden koparır, yenilgiye yol açar; tersine, “seçimleri, parlamentoya ve yerel yönetimlere katılmayı reddetmek” de, öncü halk kitlelerini, henüz politik bakımdan yeterince bilinçlenmemiş en geniş kitlelerden ve müttefik toplumsal katmanlardan izole eder.

Benim anladığım Apocu strateji ve taktik bu iki “aşırıcılığa” karşı, “en geniş demokratik cepheyle”, devrimin genelkurmayı olan partiyi diyalektik olarak birleştiren bütünsel bir yaklaşımdır.

Ne var ki, bütün bu yazdıklarımıza benzer yaklaşımlara dünya devrim tarihinde, eksiği-gediğiyle rastlanır. Bana sorarsanız Apocu devrim strateji ve taktiğinin pek çok ayırt edici özelliklerinden en önemlisi, “parlamenter alanda ve seçimlerde” “eşbaşkanlık ve kadınların eşit temsili” ile “devrim alanında” “özgür kadın gerilla ordusu”dur.

“Parlamenter” Leyla Güven ve dağdaki gerilla kadın, özgür kadındır.

Bu iki kadın “seçim”le “devrimi” birbirine bağlamakla kalmıyor “parlamenter” mücadelenin kariyerist yozlaşmasına ve “devrimci mücadelenin” çeteci yozlaşmasına karşı en büyük manevi gücü temsil ediyor.

O nedenle devrimci süreçte kadın öncü rol oynuyor.

Yazarın diğer yazıları