Diktatörlüğün Kürt fermanı

Ahmet KAHRAMAN

Diktatörlük, İran’daki gibi kan izlerini, darağacı gölgelerini, geride sıraya dizerek gelmedi. Afganistan’daki Taliban (El Kaide) benzeri, füzeler ateşleyerek kırlardan merkeze de inmedi.

Her ikisi de, “gönüllerinin sultanı”ydı.

İran kanarken bunlar alkışlı, “şeriat gelecek zulüm bitecek” naralı moral gösterileri düzenliyorlardı. Daha sonra, Belediye Başkanlığında Recep Erdoğan‘a danışmanlık hizmeti veren Yılmaz Yalçıner de, “dinci kasırga”nın heyecanıyla, yolcu uçağını kaçırıp “devrim”e katkı sunmaya koşmuş, ancak Amed’de yakalanmış, cezasını Kürtlere Türk aşısıyla tamamlamıştı.

Afganistan kan ağlarken, bunlar sevinçten çığlık çığlığaydı. Recep Recep, “sakalına biat” edercesine, Gulbedin Hikmetyar’ın dizi dibine çöküyordu.

Ancak Recep Tayyip, diktatörlüğe varış yolu olarak, onları taklit etmedi. Oların taktik ve yöntemlerinin bileşkesinden, deneyden çıkan sonuç olarak kabul etti. İkisinin bileşkesinden, yumuşak bir süreç izledi. Darbe, yumuşak zeminde zamana yayılarak, alabildiğince insani ve olabildiğince demokrat görüntünün altında, entrika taklaları tazelenerek engeller, tek tek ortadan kaldırdı. Bu arada, kim tarafından sahnelendiği ve nasıl geliştiği hala netlikle anlaşılamayan kanlı 15 Temmuz olayı fırsata dönüştürüldü. Terör devleti çarkı devreye sokularak, Hitler, Mussolini’ye özlemi ifade eden, “tek lider“ rejimi (diktatörlük) pişirilip kotarılarak, yerli yerine oturtuldu.

Recep Erdoğan, 24 Haziran seçimlerinden sonra, şimdi parlamentonun yetkileriyle donanımlıdır. Kendisi hükümetin başı, ordunun da başkomutanıdır. Polis ordusunun başkomiseri, gizli polisin (MİT) asli şefi, tüm yargının baş yargıcı, ülkenin mutlak (sultani) efendisidir.

“Çok zeki“ halkını, çay içilip kek yenen kahvehaneler açma vaadiyle peşine takan, kendisi yürüdükçe öz serveti çoğalan…

Karşısında da muhalefet yok. Tarafsız kalacağına dair namusu ve şerefi üstüne yemin ettiği halde, olan muhalefeti ya saflarına katıyor ya da kendisi yönetip yönlendiriyor.

Tek muhalif kitle, Kürtlerdir. Onlar da, ezelden beri düşman, günümüzün Türk ırkçılığı ve IŞİD (DAİŞ) dinciliği rüzgarlarında büsbütün düşmandır. Diktatörlük tepelerinde, incecik iple asılı keskin kılıç misali asılı duruyor…

Ve Kürtler, günümüzde, aidiyetleri, ırklarının farklılığı nedeniyle, yer yüzünün en kalabalık zindan mukimi, en büyük zindancı kitlesidir. Türk zindanlarında, her kat ve katmadan onbin kişi esir tutuluyor.

Öte yandan Kürdistan, baştan başa esir kampıdır. Koyunu, kuzusu da esir…

Seyahatlerde, tarla, mera, bahçe, bostan yolları kesiliyor. İnsanlar aşağılanarak aranıp sorgulanıyor. Trabzonlu, Yozgatlı ve bilmem nereli yoksul asker Memet, orada hayat bağışlayan veya alandır. İşkence etme, yerde çiğneme, insan tutuklama kimileri için stres atmadır. Sorgusuz, sualsiz zindan boylama ise kader…

Kürdistan bir boydan, öte boya üstü açık esir kampıydı. Bir esirin hak ile hukuktan söz etmesi ise lüksle, abesle iştigaldi. Çünkü, o dağlar düşman yurduydu.

Onun için Kürdistan’ın dağları, ormanları, otu, dağlardaki yemişleri, gülü ve çiçekleriyle birlikte, kurdu, kuşu, tilkisi, tavşanı, yaban hayatı da düşmandır. Bu satırları yazarken Şemdinli yanıyordu. Lice ile Genç arasındaki dağlar da…

Yanan ormanlarda, yaban yayvanları koşarken, ya da uçmaya çabalarken yangın topu olarak yere düşüyordu.

Kürdün koyunu da düşman olduğu için, beslenme ambargosu altındaydı. Sürüler, köy içinde mahpustu. Pasaport yerine geçen izin belgesi verilen sürüler şanslıydı. Onlar otlağa, ota erişme hakkına sahipti.

Kürt’ün sürüleri açlıktan tükendikçe, ötede Türk daha çok at, eşek, katır etine muhtaç oluyordu El Kaide (IŞİD) rejiminde…

Öte yandan, yer yüzündeki bütün Kürtler için, günde bir kaç kere, ardı ardına savaş davulları çalıyordu, yaşama hakkı tehdit ediliyordu.

Ve Kürtler, bu manzaraya, Osmanlı’dan kalma deyimle, “fermana Kurdan” (Kürt fermanı) diyorlardı. Ferman, günlük nutuklarla tekrarlandıkça IŞİD (DAİŞ) taklidi ırkçılık gemi azıya alıyordu.

IŞİD ile takviyeli bir Türk askeri kolu, Irak Kürdistan’ını işgalle meşguldu. Gariptir, ama oradaki Kürt yönetimi, işgalcilerin önünde iki büklüm olup oraları, buralarına yüz sürüyorlardı. Yer yüzünde bir ilkti, bu. İlk defa, bir yönetim ülkelerini işgal gaspçılara “haklısınız, buyrun burdan alın” diyorlardı. Evet garip ama, kim bilir, bunların kişiliğinde, daha neler göreceğiz, ne gariplikler!..

Öte yandan, Suriye’nin kuzeyi Kürtlerin yurdu diye adım adım işgal ediliyor, yeni işgal adımları için, rüşvet veriliyor, onun bunun çıkar bekçiliği için ihaleler alınıyordu.

Suriye Birleşmiş Milletler üyesi bir ülkeydi. BM hukukuna göre, bağımsız her ülkenin sınırları dokunulmaz, orları işgal ise uluslararası suçtu. Ama, dünya seyirci kalarak, bu suça ortaklık ediyor sadece…

Diyeceğim o ki, ırkçı Türk diktatoryası yerleşip oturdu. Kürtler için uygulanan OHAL şartları, kanun halinde kalıcılaşıyor. Yeni dönem, içerde ve coğrafya boyunca, Kürtlerin ferman zamandır.

Kürtlerin deyimiyle, kan kokusu almış ayı gaddardır. Ama, bu ilk değil. Sonucu da olmayacak ve bunları, coğrafya boyunca Kürt misafirperverliğiyle karşılamayacaklardır.

Kürtler bilseniniz, 200 yıldır, ne ayılar gördüler!..

Başûr halkı bugün 9 kentte yürüyecek

Ulusal Cephe öncülüğünde bugün Başûrê Kurdistan’ın 9 merkezinde yürüyüş düzenlenecek. Yürüyüşlerde Türk devletinin işgal saldırıları protesto edilecek.

Ulusal Cephe üyeleri, Türk devletinin işgal saldırılarına karşı bugün yapılacak yürüyüşlerin detaylarına ilişkin Süleymaniye’de bulunan Nali Parkı’nda basın açıklaması düzenledi. Açıklamada, 9 merkezde yarın eş zamanlı kitlesel yürüyüş yapılacağı belirtildi.

Ulusal Cephe Üyesi Bekir Şêx Selam, Türk devletinin işgal saldırılarına karşı Hewlêr, Silêmanî, Kerkûk, Kelar, Qeladiz, Derbendîxan, Çemçemal, Ranya ve Halepçe’de kitlesel yürüyüşler düzenleneceğini söyledi ve katılım çağrısında bulundu.

Şêx Selam, Türk devletinin saldırılarına karşı hükümetin sessizliğine de tepki göstererek, şunları vurguladı: “Irak ve Kürdistan Bölgesi hükümetleri işgali görmezden geliyor. İşgal saldırılarına karşı büyük bir tepki göstermemiz gerekir. Yürüyüşe Başûr halkı, esnaf, işçi, emekçi, kadınlara çağrıda buluyoruz. İşgal saldırılarına karşı durmamız gerekir.”

Canlı kalkan eylemcileri:

İhanete de karşı duracağız

Kandil’deki canlı kalkan eylemcileri, Neçirvan Barzani’nin açıklamasını yaptıkları basın açıklamasıyla kınadı etti.

AKP-MHP faşizminin Başûrê Kurdistan toprakları üzerinde planladığı kirli politikalara karşı 29 gündür canlı kalkan eylemini sürdüren Yurtsever Gençlik Hareketi ve Genç Kadın Hareketi, basın açıklamasıyla Barzani’yi kınadı. Canlı kalkan eylemcilerinden Ahmed Germiyan, “İhanet çizgisini kendilerine yol bilen bu kesimlere karşı duracağız” dedi. Ahmed, açıklamasında şunları söyledi: “Başûrê Kurdistan üzerinde işgalci saldırı girişimi var. Bu işgal saldırısına karşı Irak hükümeti tutumunu sessiz kalmaktan yana kullanıyor. Bu suskunluk aslında büyük bir utanç durumudur. İşgal girişimine karşı suskun olan kesimlerin aslında işgalden yana olduğunu gözler önüne seriyor. Neçirvan Barzani’nin yaptığı açıklamayı kınıyoruz. Açıklaması çok açık bir şekilde bize gösteriyor ki, işgalci güçleri Başûr topraklarına çağırıyor. Faşizm ile ortak olan ihanetçi kesimleri de lanetliyoruz. Biz de canlı kalkan eylemcileri olarak diyoruz ki Neçirvan Barzani ile Erdoğan arasında bir fark kalmıyor.”

İhaneti de durdurmalıyız

PKK’yi işgalci olarak tanımlamanın ihanet olduğunu kaydeden Ahmed, bunu reddettiklerini söyledi. “Herkes bilmeli ki biz Kürt’üz ve bundan da gurur duyuyoruz” diyen Ahmed, şöyle seslendi: “Tüm Başûr halkı bir an önce bu kirli zihniyete dur demeli. Başkaldırarak, ihaneti durdurmalı. İşgal karşısında pasif olmak bizi bitirir. Birlik olup alanlara çıkarsak faşizmi bu kutsal topraklara gömeriz. Biz de Başûrê Kurdistan yurtsever gençleri olarak burada hem ihanete hem de faşizme karşı sonuna kadar eylemimizi sürdüreceğiz.”

Talatê’de yasak ve saldırı

Askeri operasyonun önceki akşam başlatıldığı Nusaybin’in Talatê ve Ömerli’ye bağlı Kovanlı mahallelerinde “sokağa çıkma yasağı” ilan edildi.

Mardin Valiliği, önceki akşam saatlerinde çok sayıda askerin katılımıyla hava destekli askeri operasyonun başlatıldığı Nusaybin’e bağlı Talatê (Doğanlı) ile Ömerli’ye bağlı Kovanlı mahallesinde, “sokağa çıkma yasağı” ilan etti. “Operasyon icra edilecek” gerekçesiyle ilan edilen yasağın ikinci bir duyuruya kadar süreceği belirtildi.  Söz konusu yasağın ilan edildiği Talatê’nin giriş ve çıkışları, önceki akşam itibariyle zırhlı araçlarla kapalı durumda. 

 MARDİN

Yazarın diğer yazıları