Diktatörlük rejimi için ‘acele kana ihtiyaç var!’

Başbakanlığın aldığı karara göre DHKP-C’li teröristlerin propaganda amaçlı yayınladıkları fotoğrafları birinci sayfasına taşıyan Hürriyet, Sözcü, Cumhuriyet, Milat, Taraf gazeteleri ve Samanyolu TV, Bugün TV, Doğan Haber Ajansı, CNN Türk İMC TV cenaze törenine alınmayacak”.

Haber böyle…

Yani kamuya kapalı Saray’a, Başbakanlık konutuna ya da AKP’nin binalarına, hatta “akreditasyon” sansürü vasıtasıyla Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanların yaptıkları basın toplantılarına değil… Bir “cenaze törenine” yukarıda ismi yazılan medya kuruluşları alınmayacak… Bu nasıl yapılacak? Belli ki polis bu kuruluşların muhabirlerini kollarından tuttuğu gibi tören alanının dışına atacak…

İsmi geçen kuruluşlar AKP’nin “havuz medyası” dışında kalan gazete ve televizyonlar. Merkez medyadan ulusalcısına, cemaatçisinden muhalif dincisine kadar tüm “muhalif” medya Başbakanlık tarafından hedef alınmış ve onların haber verme ve yurttaşların da güvendikleri medyadan “haber alma” özgürlüğü böylece yok edilmiş bulunmakta.

Bu “dikta rejimlerine özgü” yasaklamanın sebebi eylemcilerin savcıyı rehin aldıklarına dair resimlerinin söz konusu medyada yayınlanmış olması… Başbakanlık bu nedenle söz konusu medya kuruluşlarını “teröristleri desteklemekle” suçladı ve bunun yaptırımı olarak da onların cenaze törenini izlemelerini yasakladı. Aynı gerekçeyle ve ortam “müsait” olursa Başbakanlık bu medya kuruluşlarını “terör örgütlerinin medya kuruluşları” olarak bile suçlayabilir ve bunun sonucunda da, “gazetecilik yaptıkları için” değil, “terörist eylemlere yardım ve yataklık ettikleri için” kapatabilir, mallarına mülklerine el koyabilir.

Koymuyor mu?

Parça parça koyuyor. Örneğin, şu kapitalist cangılda “vergi kaçırmayana adam denmez” düsturu icabı herkes vergi kaçırırken, Hükümetin maliyesi, alması gereken verginin peşine sadece “muhalif medya” sokağında düşüyor ve diyelim ki Doğan Medya’ya astronomik cezalar keserek, “vergi kaçırdığı için değil” (öyle olsa ‘havuz medyasını’ topa tutması gerekirdi) “muhalif olduğu” için, bu Medya Grubunun “varlığının” bir kısmına el koyuyor.

Ne var bunda canım, ‘bir kısmına el koymuş’ denebilir mi? “El koymanın” bir kısmı olmaz. Ha tümüne el koymuşsun, ha yarısına, ha çeyreğine. El koyma el koymadır.

Şu hale baksanıza…Yeni Şafak’ta yazan “Küçük” imzalı bir kişi, her on yazısından birisinde “Cemaat medyasına el koyma” çağrısı yapıyor. Ve bakıyoruz, Cemaat’in olduğu söylenen Banka’ya “el konmuş”…

Hükümetin elindeki RTÜK, muhalif medyanın mal varlığını, dil uçuklatan “cezalarla” orasından burasından tırtıklamakta. Muhalif yazarlara açılan “hakaret davaları” da, yazarların, gazetecilerin mal varlıklarını kemirmek anlamına gelmekte.

Başka işler de var.

Bugün sayılan medya kuruluşlarını “teröristlerin propagandasını yapmak”la suçlayan Başbakanlık, onları yalnızca işlerini yapmaktan alıkoymakla kalmayabilir, “terörist propagandası” yapmaktan hapse de atabilir. Şu anda örneğin, cenaze törenine katılması yasaklanan Saman Yolu TV’nin başındaki gazeteci hapiste yatıyor.

Özetle bu “cenaze törenini izleme yasağı”, Başkanlık rejimi altında diktaya gidişin en tehlikeli işaretlerinden birisidir.

Ama daha tehlikeli işaret ise şudur:

Demek ki, AKP Hükümeti, “terörist eylemler” diye lanetlediği o eylemleri yapanların yanında, bu eylemlerden tüm muhalefeti de cezalandırmak, baskı altına almak için yararlanma yoluna girmiştir. Buna benzer daha “büyük”, daha “kanlı” bir “eylem” olduğu zaman, muhalif medyaya koyduğu “yasağı“ misliyle arttırma ve adım adım, bu tür her eylemden sonra muhalefeti zorla, baskıyla, silahla, polisle, olmadı orduyla bastırmak için kolları sıvayacaktır.

 O zaman, bir kere daha dikkatleri, Cumhurbaşkanı’nın “örtülü ödeneği” kullanma hakkına çevirmekte yarar var.

Madem “DHKP-C”nin bile eylemini “medyayı susturmak” için kullanıyorlar, neden “kendi adamlarının eliyle” daha büyük provokasyonlar yapmasınlar ve bu provokasyonları HDP’yi baraj altına itmek için kullanmasınlar? 

Soruyoruz… Soramaz mıyız?

Yazarın diğer yazıları