Diktatörün cemaziyelahiri ya da küçük ‘tevbe’ ayı!..

Veysi SARISÖZEN

Bir diktatörün yıkılacağı nasıl anlaşılır?

Cevaplar muhtelif.

Kimisi halk ayaklanmasının başlamasıyla diyebilir.

Pek çoğu „darbe”den başka çare olmadığını söyler.

Bir başkası, „dış güçlerin” müdahalesinden söz edebilir.

Daha komplocu olanlar „suikast” hakkında konuşabilir.

Zaten „birinci” şık dışında hepsi konuşulmakta. İçişleri bakanı „darbe hazırlıyorlar” dedi bile. Medyada „suikast” haberlerinin bini bir para. „Dış güçler”e gelince, „terörist dolar” hakkında ciltler yazılıyor.

 Bu şıklardan hangisi diktatörü yıkar? Hiç birisi. Acaba „seçim”? Oraya geleceğiz. Önce duruma bakalım:

Düşünün. Diktatör emir veriyor. Kürdistan’ın bütün „sınır şehirleri” yakılıp, yıkılıyor. Adamın suratını görenin beti benzi atıyor. Bodrumlarda yakılan insanların cenazeleri kömüre kesmiş. Adamın umuru değil. Öldürdüklerinin sayısıyla övünüyor. Demirtaş’a hönkürüyor: Senin elin kanlı.

Dehşet kol geziyor.

Bir de bakıyorsunuz, bırakın Cemaati, NATO generallerinin üzerine çökmüş. Ordunun kurmayları işkencede. Adamın şerrinden kaçan kaçana. Meriç „sığınmaya çalışan ailelerle, çocuklarla” dolmuş.

Hergün televizyonlarda. Kaşları çatılmış. Gözleri pörtlemiş. Suratı takallüs etmiş. Bağırıyor. Sarkık gerdanı bir oyana bir bu yana sallanıyor. „Sıkarım lan” diyen mafya babası gibi. Tehdit, küfür… Gırla gidiyor.

Adamın tek numarası milleti „terörize” etmek. Korkutmak. Yıldırmak. Ortalık terörize olmuş, yılmış, korkmuş „Ölü Canlar”la dolu. Bunlara bakan, diktatörden korktuğundan daha fazla korkuyor. „Bunlar gibi olacağıma kenara çekilirim” diyen diyene…

Viyana’da şu sıralar camiler kapatılıyor, imamlar sınır dışı ediliyor ve Avusturyalı aileler çocuklarını „uyu piç kurusu Erdoğan geliyor” diye korkutuyor.

Ve birden bire bir şeyler oluyor. O bir bakışta insanın kanını donduran adama bir haller geliyor.

Diktatör konuşuyor: Güney Kutbun’a şahsım olarak bir üs kuracağım…Vatandaş Kandil’de üs kuracak sanıyor. Ama değil. Adam Güney Kutbu’nu kafaya takmış: Bizden önce ambulansları köpekler çekerdi diye gürlüyor. Nerede? Elbette Güney Kutbun’da. Asabi tiklerle takallüs eden ağzında kelimeleri şeddeliyerek, „Uzayda uydularımız fır dönüyor, dünya bizim uydularımıza muhtaç, yakında uzaya astronot göndereceğiz” diye bağırıyor. Vatandaşın ağzı bir karış açılmış. „Reis bizi de astronot yap” diyecek ama, gidip de dönmemek var.

Ahali „Reis, Kutuplardan çık, uzaydan in, bize ne diyon” diye içinden geçiriyor. Bizimki anlıyor. Güler gibi yapsa da gülemiyor:

„Size ‘Millet Bahçesi’ yapacağım, et yiyemeseniz de otlanırsınız; işsiz mi kaldınız, çare var, ‘millet kıraathanelerinde” sabahlayacaksınız, çay bedava, bir de bonus olarak kek var. Kadıköy vapurunda tarak satan adam gibi, „ayrıca raflarda Mızraklı İlm’mü Hal olacak, okuyup okuyup halinize şükredeceksiniz.”

Dinleyenler aptala dönmüş. „Allah” diye iç geçiren mi dersin, „du bakali n’olacak” diyen mi?

Birden „Diyarbakırlılar” diye ünlüyor. Beş kere. Bingöllü şaşkın. „Reis Bingöl’ün adını mı ne değiştirecek” diye kuşkulanıyor. Derken Zonguldak’ta. „Zongul duk” gibi bir şey diyor. Tekrar başa alıyor: Zongulmadak…Zonzunmuk…Zonzunbu… kömür işçisi kendi kendine mırıldanıyor: Bizi grizu vurduğunda dinime imanıma ben de bunun gibi olmuştum”…Hoparlörden „zombum”… Bre aman. Derken al sana Mersin. „Silifke’nin yoğurdu” diye başlamasın mı? İsparta… „Demirel var ya Demirel, onu da biz yaptık.”

İş zıvanadan çıkmış. Danışmanları „CHP zamanında veletler 75 kişilik sınıflarda okuyordu” diye yazmış ya. „Velet dedikleri ben olsam gerek” diye düşünmüş. „Şahsım tek partili dönemde 75 kişilik sınıflarda okudu, sıra yoktu, yerde otururduk, defter kitap ne gezer, biz Hamurabi kanunlarının yazıldığı kiremit tabletlere talim ederdik, alfabemiz bile yoktu Çince yazardık, biz var ya biz, biz doğmadan on yıl önce okula giderdik, bu İnce var ya, doğduktan sonra okula gitti.”

Millet buz kesmiş. Hemen anlıyor:

„Buzdolabı var ya buz dolabı…Biz gazetelerden firigidaire diye okur, ‘buba, bubacığım’ bu nedir diye sorardık. Şimdi buzdolabı var, refah var, buz gibi gazoz içiyorsunuz sayemizde.”

Ahali yavaş yavaş voltasını almaya başlar. Meydan boşalır. Bizim ki hala bağırmaktadır: „A, B, C planlarımız var. Kandil var. Ampul var. Cep feneri var.”

Veledin biri elini boru yapıp bağırıyor: Onun adı Erdoğan sağına sarımsak, soluna soğan…”

Diktatör nasıl mı yıkılır?

İşte böyle yıkılır.

Ha seçimle, ha başka şeyle…

Yazarın diğer yazıları