Dil inşası devletle mi halkla mı?

Kürt dili ve Kürt kültürü üzerindeki baskı, sansür ve yasaklamalar, ateşkes ve müzakereye denk gelen süreçlere paralel göreceli olarak hafiflemiş, devlet desteğiyle olmasa da devlet kösteğinin hafiflemesi ile birlikte Kürdistan’daki yerel yönetimlerin, Kürt kurum, örgüt, dernek ve aydınlarının çabasıyla Kürt dili ve kültürünün gelişmesinde bir takım önemli adımlar atılmıştı. Devlet de gerek müzakerelerin bir gereği olarak gerekse de Kürt kamuoyu, insan hakları kuruluşları ve Avrupa demokratik kamuoyu nezdinde insan hakları karnesini iyileştirmek ve Kürtlere kültürel haklarını verdiği görüntüsü yaratmak kabilinden bir takım yüzeysel adımlar atmak zorunda kalmıştı. Devletin resmi kanalından Kürtçe yayın yapmaya başlanmış, üniversitelerde Kürdoloji bölümleri açılmış, liselerde Kürtçe seçmeli dil haline getirilmişti, yerleşim yerlerinin adlarının eski Kürtçe adlarına resmiyet kazandırma yönünde tartışmalar başlamış, Kürtçe insan isimleri konusundaki engeller hafifletilmişti.

Fakat esas itibariyle yüz yıllık ittihatçı ırkçı, asimilasyoncu devlet geleneğinde değişen bir şey olmamış sadece zamana yayarak Türk Kültürü ve Türk dilinin yoğun etkisine maruz bırakarak asimilasyonunu yöntem olarak belirlemişti. Şiddet ve baskı yöntemlerini esas alan inkarcı bir asimilasyon yerine; Kürt varlığını kabul eden fakat bunu bireysel haklar taktiği ile maskeli, demokrasi ve insan hakları makyajlı bir gizli ve sinsi asimilasyona tahvil etmişti. Bu hak kırıntıları iktidardan nemalanan Kürt siyasetçi ve sözüm ona aydınlarının yoğun bir çabası ile bir devrim olarak propaganda edildi uzun süre. İşin tuhaf ve trajik olan yanı bu uygulamalar ve bu propaganda yurtsever Kürt çevrelerinde de hiç de azımsanamayacak bir etkiye sahip oldu. Gerçekten devletin inkar ve imha politikasından vazgeçtiği yanılgısı yaşandı.

Bir dilin, bir kültürün devlet gibi örgütlü ve ekonomik olarak güçlü bir yapı tarafından desteklenmesi elbette o dilin ve kültürün gelişimine ciddi katkı sunacaktır. Fakat bir devlet sahibi olmadan bir dilin ve kültürün korunup geliştirilemeyeceği de bize öğretilmiş çaresizlikten başka bir şey değildir. Ve bugün Kürtçenin ve Kürt kültürünün yaşadığı erozyonun, aşınmanın ve asimilasyonun engellenmesinin önündeki en büyük engel de bu zihniyettir. Üstelik müzakere süreci sona erip topyekun bir savaş başlayınca ve devlet demokrasi maskesini çıkarıp Kürt dili ve kültürü ile ilgili eski yasakçı, şedit yüzünü yeniden göstermeye başlayınca “devlet olmadan millet olunmaz, devlet olmadan dil olmaz” sözleri bu çevrelerce daha çok dillendirilmeye başlandı.   

Kürt özgürlük paradigmasının korumak, değiştirmek, yaratmak, büyütmek istediği dil, gücünü devlet olmaktan alan bir hükümranlık dili, bir iktidarcı, cinsiyetçi ilkel milliyetçi bir dil değil demokratik halk kültürünü esas alan cinsiyet eşitlikçi, kendini doğanın efendisi saymayan, ortakçı toplum değerlerini esas alan bir zihniyetin dilini inşa etmektir. Devletle eş, devletle mütenasip bir dil kurgusunun götüreceği yer tüm dünyanın ve Ortadoğu’nun başına bela olmuş ulus devlet zihniyetinden başa bir şey değildir.

Bir dilin inşası, bir halkın, bir topluluğun zihniyet dünyasının inşasıdır. Kürt dilbilimcilerin, Kurdologların, Kürt edebiyatçılarının uğraşacağı şey hangi kelimenin Kürt orjinli olup olmadığı, Kürtçenin ne kadar zengin bir dil olup tüm dillere kelime verdiği gibi milliyetçi refleks ve yönelimlere savrulmak değil; dildeki eril, iktidarcı, hiyerarşik anti demokratik dil yapısı ve sözcük faşizmiyle mücadele etmek ve yerine demokratik çoğulcu bir kültüre hizmet eden bir dil yapısı inşasına girişmektir. Ve bu dilin inşası da devlet olanaklarına, belediye olanaklarına sahip olunarak veya bu olanaklara sahip olunacak zamanı bekleyerek değil halkın özgücüne dayanarak çoğulcu, demokratik kültüre öncülük edilerek gerçekleştirilebilir. Eğer yaklaşım böyle olursa ne sömürgeci devletin izin vermesi, yasakları kaldırması beklenir bir dilin korunup, savunulup geliştirilmesi için ne de bir devlet olmanın imkanlarına sahip olmak koşulu belirler bir dilin inşasını.

Bir halkı savunmak o halkın dilini ve kültürünü savunmaktan ve sömürgeci devletçi zihniyetten azade bir dil inşasından geçer. Bütün mesele budur, halkla birlikte halkın dilini inşa etmek yahut devletle (ister sömürgeci devlet ister kendi ulus devleti) devlet dilini inşa etmek. Güney Kürdistan’da inşa edilen dilin, Kürtçe’nin, bu dilin temsil ettiği zihniyetin kime ve neye hizmet ettiği bu söylediklerimiz için yeterli bir örnektir diye düşünüyorum.

Yazarın diğer yazıları