Dincilerin sefaleti

Dinciler, dibinde patlattıkları sessiz dinamitle, Kemalist rejimi darmadağın ettiler. Bir tek onların, Kürtlere esir muamelesi ilkesine bağlı kaldılar. Sokağa çıkana gaz bombası, biber gazı, polis tankı, cenazeye zehirli gazlarla taarruz, evlere baskın…

Sırrı Süreya Önder’in deymiyle dincilerin çoğunluğu, sıra Kürtlere gelince Müslüman değil…
Dincilerin gezici baskın kolu, hafta sonunda Mardin, Siirt ve Batman’daydı. Hapishanelerdeki 10 bin Kürt’e takviye için, Sabaha karşı girişilen ev baskınlarında, Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak’ın da aralarında bulunduğu 100 kadar Kürt, efendisine itaatsizlik yapmış köle muamelesiyle götürüldüler.  
Devlet terörüydü, bu. Ama devletin, medyaya yansıyan diliyle, Kürtler teröristti.
Artık sıvası dökülen, altından sefaleti görülmeye başlayan dinci darbeler de böyledir. Dinci darbelerde de önce devlet terörü, gerekçesi ardından geliyor…
Geri kalmış, dini bilginin yalanı, yanlışıyla ağızdan kulaklara geçtiği, kültürel birikimin kıt olduğu, seçilmişleri de dahil, “tek adam”dan (dikta) tek adam diktatörlüğüne devredilerek, sürü niyetine yönetilmekten gün yüzü görmemiş İslam toplumlarının, “gözü açık” tipolojisidir, dinciler.
 İnançları var mı, yok mu bilinez, ama o, dini bilgiden yoksun kalabalıklar karşısında zeki ve kurnazlıklarıyla her zaman zirvededirler. Tek sermayeleri dillerinin ucunda dans eden din içerikli lafları, uydurdukları dini efsane, masal ve hikayelerdir. İslamda Tanrı ile kul arasında aracı yok ama, dinciler yeni dinleriyle aracıdır. Ağızlarından çıkan her kelimeyi amentü olarak kabul eden kalabalıkların gözünde onlar, kurtarıcı tarikatçı, cemaatçi, cennet yolu gösteren kerametli, “mübarek” adamlardır.
“Mübarek” adamlar göbekten attıkça para desteleri kabarmakta, şirketler ormanı dal, budak saçmakta, düzeni ele geçirmek üzere yola çıkan darbeci çeteler gücü, oy sayısı kavileşmektedir.
Kurnazdır onlar. Dikta girdabındaki ülkelerde, iktidarı ele geçirip, yerleşene kadar bütün kat, katman ve kesimlerle uzlaşan demokrat değil, “ileri demokrat” gömleklidirler.
İran’da olduğu gibi Şah’a karşı, kandırmaca ile liberaller, solcular, demokratlar, Komünistler, Kürtlerle birliktelik içindeydiler.
TC’deki dinciler de liberaldi. AKP’liler “ileri demokrasi” naralıydılar. Kendi Kürtleri, maaşa bağlanmış liberal kalemleri, solcuları vardı.
İktidar günlerinde adaletli bir anlaşma, uzlaşmayla Kürdistan yarası sarılacak, kan kaybı, sonsuza kadar durdurulacaktı. Çünkü, “Allah rızası için” Kürtlerin doğumla sahip oldukları bütün hakları inkardan, yasak çemberinden kurtarılıp avuçlarına koyacaktı. Hakları, özgürlükleri inkar kölelik dayatmasıydı, bu da İslam dinine aykırı, Allah korusun, onun kutsal kitabı Kur’an inkar demekti.
Allah’ın Kürtlere verdiği dilin, kul tarafından yasaklanması, inkar edilmesi, sonsuza kadar yasaklanacak, asimilasyonla savaşın devamı olarak, Kürt ülkesinin adı ve ondan giderek tek tek köy isimleri iade edilip, herkesin göreceği şekilde tabelalara yazılacak, diplerinde özgürlük çiçekleri açacaktı.
Kemalizmin dar kalıplarını kırıp, baskı yasalarını ortadan kaldırarak Türkleri de özgürleştirecek, Avrupa’daki sosyal, siyasal ve ekonomik özgürklerin aynısı yaşatılacak, bundan böyle kimse sözünden ötürü ceza almayacaktı.
Gelgelelim, imkansız gerçekleşmemiş, dinciden demokrat çıkmamıştı. İran ve Afganistan’daki gibi, her şey orduyu, polisi ve adliyeyi kendine uygun şekilde düzenleyip, iktidara yerleşinceye kadar, etrafı idare etmek içindi.
Tasfiye bittikten sonra, artık gerçek yüzünü saklamasına gerek yoktu. Kürtler, bir öyle, bir böyle dansına alışıktı. Hızlı öze dönüşe şaşmadılar. Ama Türkler, hayal kırıklığıyla kaldılar. Çünkü TC artık, kızlarında okulda, kadınların dışarda nasıl giyineceğinden, erkeklerin tıraş tarzına, basın ve yayında kadınların doğuracağı çocuk sayısına, sinemaya, gözleri tutmayanı tutuklanmadan yazarların ne yazacağına, televizyon haberleriden, her tepeye birer camiye, bütün telefon ve diğer haberleşme araçlarının birer kulağa bağlanmasına kadar uzanan her alanda İran ve Afganistan modeli çağrışıyordu.
Libya, Tunus, Mısır’daki darbelere destek, Suriye’yi harebeye çeviren çetelere ev sahipliği ise çağlar derinliği dincilik özleminin bölgesel açılımı, dayanışmaydı.
Ama Libya’daki katliam, Tunus’daki talan, Suriye’deki vahşet dincilerin sefaletiydi.
Nil kültürü ve medeniyetinin yaratıcılarının torunları, Mısır’da buna izin vermediler. Ayaklanmayla karşılık vererek, dinci diktayı püskürttüler. Dincilerin kışına kapı aralamaktır, bu.
TC’ye gelince, dinciler dağlarda kırıma, Roboskî’de katliama rağmen Kürtleri yenemediler. Ama Kürtler, onların da diğerleri gibi ayakları üstünde çürüyüp, fil gibi çökmesini göreceklerdir.
Baksanıza, ihale dağıtımı ile bağışlara gark olan, avantalara boğularak “kardeş” yapılan Kürtler bile, “al satarım, bal satarım ustam ölmüş din satarım” nağmeleri arasında nimetler arasında debelenen dincileri terk etmeye başladı.

Yazarın diğer yazıları