Dindar Kürtler nereye?

Ahmet KAHRAMAN  [email protected]

Şimdi seçim zamanı. Kürtlerin, Türklerle “eşit” sayıldığı tek, kerte. Bir Kürt’ün oyu, tek bir tanesi dünyaya bedel Türk’ün oyu ile aynı çekide.

Onun için, ırkçı rejimin bütün siyasi partileri, Kürt oylarının avında. Her parti kendi meşrebince dolandırıcılık peşinde. Kürtlere, şirinlik dağıtma yarışında, her biri ötekinden “daha insan” görünme yarışında.

Öz bir anlatımla, katilin kurbana gülümseme mevsimi…

Ancak, katilin gülümseyişi yeni değil. Türk’ün seçimle tanıştığı 1946 yılından beri, seçimden seçime, bütün ön dişleri dışarıda bakıyorlar, Kürtlere. Sonrasında, celladın celladın gülüşü başlıyor.

Mesela seçimsel diktatörlüğün ilk aktörü olan DP, Kürtlere şirin bir gülüş göstermek için, katledilmiş, sonra sürgünlere çıkarılmışları saflarına almakla yetinmiyor, 1925 direnişinin lideri Şeyh Said ailesinden Melik Fırat ve Ağrı Dağı başkaldırısının komutanlarından Halis Öztürk’ü de milletvekili yapıyordu.

1960’larda, milletvekili listelerini Kürtlerle süsleyen Süleyman Demirel, 1990’ların başında, “Kürt sorununu tanıyorum” diyerek Kürtlerden oy topluyor, bu arada “herkes huzur içinde olsun, yeni Dersim’ler olmayacaktır“ diye ekliyordu.

Ama iktidar koltuğunda, yeraltı devletiyle bütünleştikten hemen sonra tanklara, toplar, uçaklarla hücum emri veriyor, hücumun ardında yangın ile yıkımların tozu, dumanı göğü kaplıyor, Kürdistan baştan başa “ezraili meçhul ölüler mezarlığına” dönüşüyordu.

Onun ardından, bugünkü Recep Erdoğan’ın ve Kılıçdaroğlu ve Karamollaoğlu’nun partileri, iktidar tahterevallisinde yükseliyor, Meral Akşener ise “zaptiye başı” olarak “icra-i faaliyet“ eyliyordu. Kürdistan’da, insan feryatlarının arş-u alaya yükselme dönemeciydi, bu.

 Demem o ki, bugün her türlü dolandırıcılık numarasıyla Kürtleri kandırıp oylarını almaya çıkanlar, sicili meçhul değildir, Kürtlerce. Geçmişleri belli, cisimleri kirli ve kanlıdır.

1990’lara rağmen, 2002 senesinde geçmişine tükürüp onu reddeden söylemle iktidara aday olan Recep Erdoğan, aniden “safi insan” kesilmişti. Kürtlere “kardeşim” diyerek sarılıyor, Türk ırkçılığını yerde çiğniyor, Müslümanlığı ise kimseye bırakmıyordu.

Ona göre, bir Müslümanın başka bir Müslüman öldürmesi ağır cinayet ve dahası bütün insanlığı öldürmek demekti. Yani böyle belalı bir katillik…

 Ayrıca, Kürt sorunu onun sorunuydu. Allah’ın izniyle, çözümünü bizzat sağlayacak, akan kanı durduracaktı.

Sonra mı? Sonra arabası düze çıkınca, bir eli kan deryasında, bir eli de yıkımda olacaktı.

Şimdi, yeniden seçim zamanı. Kanlıların hepsi Kürt kapılarında dilenci. Hepsi, ayrı ayrı insani gülümsüyor, Kürtlere. Ortaklaşa yakıp yıktıları köylere, şehirlere yol, su, elektrik bile vaadediyorlar.

Bütün cehaletleriyle, Kürtlere bilgiçlik satan bir kısım Türk aydını, Kürtleri duygusuz, güdüleriyle haraket eden aptal, kuşaklar boyudur başına yağdırılan ateşi unutan balık hafızalı yerine koyup oylarını, katilleri arasında bölüştürüyorlar.

 “Mütedeyyin“ (dindar) dedikleri kesimlerin oylarını da Recep Erdoğan’a, yani AKP’ye bağışlıyorlar. Böylece AKP’yi dindar, Kürtleri de onlara hayran gösteriyorlar.

AKP dindar olabilir. Bu din İslamiyet değildir. Ortadoğu’da İslam’ı çarpıtarak kullanan cihatçıların dinidir, bu.

Çünkü, Cizre şehrinin enkazı yerde yatıyor. Sur‘un, Şırnak‘ın, Nusaybin, Silvan ve Yüksekova’nın kalıntıları da.

 Kürtler Müslüman ama, bu manzaranın yaratıcıları münafıklığında ötesindendir. Bu zulmün hiç bir dinde yeri yoktur. MHP ırkçılığını “Alın it gibi uluyanlar” olarak niteleyenlerin, sadece Kürt yurdu olduğu için Efrîn halkını yerinden, yurdundan sürmesinin de İslam’la bağdaşıklığı olamaz.

Katledilmiş çocuklar, vurulmuş kadınlar, diri diri yakılmış insanlar, beride, dilin yasaklanmış kelimeleri, hapishanelere istiflenmiş insan manzaraları, yasaklarla esir kampına dönüştürülmüş Kürdistan…

Ve bunu yapanlar, Müslüman olmuş oluyor. Kürt dindarları da onlara hayranmış…

Oysa, Kürdistan tarihinden haberli olanlar, Kürt “mütedeyyinler”in, kurtuluş mücadelesinin öncüleri olduğunu da bilirler. Kalın çizgilerle örneklersek, Botan Mir’i Bedirhan Bey’in 1847’de yenilgisinden sonra, mücadele öncülüğünü üstlendiler. Abdullah Öcalan’ın hayata geçirdiği ilkelerin ilk sahibi, Nakşibendi Mevlana Halid’in Şeyhlerinden Nehrili Ubeydullah’tır. “Kürt milliyetçiliğinin babası” olarak adlandırılan Şeyh Ubeydullah, ilk defa Kürt aşiret önderleri ve Şeyhlerle Ermenileri, Nasturileri bir araya getirip birlik oluşturan kişidir. Bu birlik sayesinde İran Kürdistanı da ele geçirildi.

Türk ırkçılığına ilk başkaldırıya öncülük eden Şeyh Said de, Mevlana Halid okulunun diğer bir mezunudur. PKK hareketi, “mütedeyyin” (dindar) Kürtlerin desteğiyle kitleselleşti.

Daha dün, “bunlarınki Müslümanlık değildir“ diyerek, Türk camilerini terk eden, yer bulamadıkları için, toplu Cuma namazlarını sokaklarda kılan kitle hareketini başlatan da mütedeyyinlerdi. Ama bu, onların ilk isyanı değildi. Çaresizliğin çaresi olarak, “kölelerin ibadeti de geçerli değildir” ayetiyle, çocuklarının yönünü dağlara vermekti, ilk isyanları.

Dolayısıyla Kürtleri, “mütedeyyin” ve karşıtları diye ayırmak ve dindarları katillerine güç katmaya sevk etmek, örtülü propagandanın yeni şeklidir.

Ha, Kürt düşmanlarına giden oyların dinsel karşılığı münafıklıktır. Onlar, yalnız dinden değil, Kürtlükten de firar edenlerdir…

Yazarın diğer yazıları