Dinmeyen acı: Kayıplar

Bu hafta ‘Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve Hakikat Adalet Hafıza Merkezi bu konuda farkındalık yaratmak için etkinlikler düzenledi. İnsan hakları savunucuları ve kayıp yakınları “Adalet nerede, kayıplarımız nerede?” diye soruyor. Yaşananları unutmamaya, unutturmamaya çalışıyorlar.

Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür denir. Yani  İnsan hafızasının eksikliği unutkanlığıdır, unutkan oluşudur. Ama öyle şeyler vardır ki unutmamak gerekir.

Araştırmalara göre hafızamızın en büyük kusuru, kendi başına neyi saklayıp neyi saklamaması gerektiğini ayıramayışıymış. Yani hafızamızın kesinlikle kontrolümüz altında yönlendirilmeye ihtiyacı varmış. Bunun için de  kimi şeyleri unutmamak için zihinde diri tutmak, zaman zaman hatırlamak, anlatmak ve yazmak gerekir.

Bilenler biliyor, hatırlıyor tabi. Yine hatırlayalım hani. Hani beyaz toroslar, hani cellatlar vardı ya…Hani geldiler kimisinin eşini, kimisinin oğlunu, kimisinin kardeşini ansızın sokaklardan, evlerden alıp gittiler ya hani…

Götürülenlerin izine bir daha rastlanmadı, kayıp yakınlarının başvurduğu merci kalmadı. Kapılar gibi vicdanların da kapıları kapalıydı.

Hatırladık değil mi? Polis yok dedi, savcı dava açmam dedi. Herkes peşini bırakın dedi ama analar başta olmak üzere eşler, oğullar ve kardeşler olayın peşini bırakmadı. Yani Cumartesi Anneleri/insanları’dan söz ediyorum.

Cumartesi Anneleri 736. Oturma eylemlerini geçen hafta gerçekleştirdi. Ancak 37 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engelleniyor. Onun için oturma eylemlerini ve açıklamalarını İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesinin önündeki sokakta gerçekleştiriyorlar. ‘Kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.” diyorlar.

***

Türkiye’nin yakın tarihi, katliamlar, kayıplar, ölümler ve faili meçhul bırakılan cinayetler mezarlığı gibidir. Toplumun büyük bir kesimi de yaşananları normal bir şeymişçesine kanıksadı. Konuyu gündeme getirmeye çalışanlarsa baskı gördü, cezalandırıldı. Buna rağmen bundan vazgeçmeyen insanlar oldu.

“Geçmişi yok saymak, iktidarda olan bazılarının iddia ettikleri kadar kolay değildir. Bu dünyada hala onları hatırlamak ve diri tutmak isteyen tek bir insan bile varsa bunu yapmak mümkün değildir. Bu yeter; ahlaki çölde haykıran bir insan, önce biri, sonra biri daha, adalet kıvılcımının sönmesine engel olmak için bu yeter. Tarih bizi dinliyor olabilir, tarih bize cevap verebilir.” Diyor Ariel Dorfman.

Evet. Başta anneler olmak üzere, insan haklarıyla ilgili kuruluş ve örgütlerle duyarlı insanların  çalışmaları sayesinde adalet kıvılcımı diri tutuldu.

Yüzlerce insan hala kayıp. Bu ailelerin hiçbirinin bir çiçek koyabilecekleri, başında dua edebilecekleri, ziyaret edebilecekleri bir mezar taşı bile yok. Olay öyle bir hal aldı ki kimi anneler oğullarının kemiklerine ulaşabilmek için adak adıyorlar.

Kayıp yakınları ve anneler, “İlk günkü gibi acımız, öfkemiz, hırsımız, hıncımız taze. Ta ki sorumlular bulunup, cezalandırılıncaya kadar böyle olacak” diyorlar haklı olarak.

Türkiye’deki insan hakları örgütleri kayıtlarında kayıp adı altında yüzlerce kişinin isim listesi bulunuyor. İsimler devlet arşivlerinde de yer alıyor.

Haftalarca aylarca mevsimlerce yıllarca  dinmedi annelerin çığlıkları defalarca seslendirildi, yazıldı böyle aynı yazılar, duymadı yetkililer, kulak tıkadılar unutturmaya çalıştılar, bir arpa boyu yol almadılar.

***

Baskıcı rejimlerin yaşandığı ülkelerde bu rejimlerden çıkış süreçlerinin hemen hepsinde (Şili, Arjantin, Güney Afrika, Guatemala, Endonezya, Ruanda) hakikatleri araştırma komisyonları  kurulmuştur. Amaç yaşanmış olan insan hakları ihlallerini ortaya çıkarmak, geçmişle yüzleşmek ve toplumda bir uzlaşma yaratmaktı.

Bizde ne oldu? İnsanlık suçları kapsamında olan davalarda zamanaşımı olmadığı halde, bu konudaki birçok dosya zamanaşımına uğratıldı. Ancak bilinmelidir ki: Vicdanlardaki dosyayı hiçbir güç kapatamaz.

Yazarın diğer yazıları