Dinmeyen nefret…

Almanya’nın en fazla aşırı sağ potansiyelini barındıran eyalet olan Saksonya’ya bağlı Chemnitz’de Cumartesi gecesi kent merkezinde yapılan festivalde göçmenler ve Almanlar arasında çıkan arbedede bir Alman yaşamını yitirdi. Olayın ardından bir Suriyeli ve Iraklı genç gözaltına alınarak tutuklandı. Kavganın nedeni ise hala bilinmiyor.

Öldürülen Alman gencin anması bir gösteriye dönüştü, aşırı sağcılar internet üzerinden çağrı yayarak gösteri düzenledir. “Das ist unser Land- Bu bizim ülkemiz” sloganlarının yükseldiği Chemnitz sokaklarında göçmen politikası eleştirildi, hedefte ise Merkel vardı. Hatta karşılaştıkları yabancıları kovalayan aşırı sağcıların görüntüleri sosyal medya hesaplarında yoğunca paylaşıldı. Öyle ki, kalabalık arasında “Bir Alman’ın ölümüne karşılık, bir yabancının ölümü” sloganları da atılıyordu.

Aşırı sağcılar yabancılara duydukları kin ve öfkelerini fırsat buldukları her alanda dile getiriyorlar. Nitekim Cumartesi gece geç saatlerinde Chemnitz’de yaşananlar da uzun süredir, dışa değil, içe dönük örgütlenen aşırı sağcılara sokaklara çıkmaları için güçlü bir argüman sağladı. “Burası bizim ülkemiz” derken, ırkın üstünlüğünden dem vurup, bütün yabancıların defolup gitmesini istiyorlardı. Gerek medya, gerekse siyasetçiler tarafından bu büyük talebi dile getirenlerin, küçük bir grup olduğu lanse edildi. Kısa bir sürede birçok aşırı sağcının mobilize edilebilmesini siyasiler hala ciddiye almış değil, nitekim Saksonya eyaleti aşırı sağ örgütlenmesinde Almanya’nın önde gelen eyaletleri arasındayken.

Chemnitz’deki olaylarda eleştirilerden biri de polisin yeterince güvenlik önlemi almamış olması. Zira polis orada gösterilerin bu kadar kalabalıklaşacağını tahmin etmemiş(!)
Pazartesi gösterileri ile güçlenen PEGİDA ilk gösterilerinde yüzlerle ifade edilirken, giderek sayıları on binlerle ifade edilmeye başlandı. Almanya’da giderek PEGİDA türevleri arttı.

Kimsenin bu kadar büyüyeceğine ihtimal vermediği (!) aşırı sağcılar, seçimlerde yüzde 13’ten fazla oy alarak meclise girdi. Yapılan anketlerde ise oy oranlarının düşmediği, bilakis yükseldiği görülüyor. Geçtiğimiz günlerde sonuçlanan NSU davası da aşırı sağcıların kutlama gösterilerine sahne olmuştu. Uzadıkça uzayan, gerçek faillerinin bir türlü ortaya çıkarılmadığı davada suçun sadece bir kişiye yüklenmesi ise aslında meselenin ne kadar derin olduğunu da ele veriyor. Nitekim devlet içinde yer alan aşırı sağcıların varlığı hala muamma.

Merkel Chemnitz’deki olaylara yönelik bunların hukuk devleti ile ilgisi olmadığını söyleyerek kınadı. Merkel saldırıları kınadı, fakat şunu da bilmeli ki; aşırı sağcılara zemin hazırlayan politikaları da bizzat Merkel’in kendisi hayata geçiriyor. Türkiye ile ilişkileri, dış politikada savaşı besleyen adımlar, dahası ekonomik yatırımlar, dolayısıyla artan mülteci göçünden ülkeyi arındırmak amacıyla yapılan anlaşmalar, dış politikanın iç politikaya direk etkileri vs… Liste uzun. Erdoğan ile çizdiği partner tablosu da rahatsızlıkları besleyen en önemli adımlar arasında. Erdoğan’ın 28-29 Eylül’de Almanya’yı ziyareti sonucunda hangi konularda anlaşmalara varılacağı da bu atmosferi büyük oranda etkileyecek.

Nitekim Dışişleri Bakanı Heiko Maas büyükelçi ve şirket yöneticilerinin katıldığı bir toplantıda, Türkiye’deki krize yönelik kaygıları gidererek, “Haftaya Türk hükümeti ile Ankara ve İstanbul’da yapacağım görüşmelerde bunları kendileriyle konuşacağım. Tabii ki Türkiye’de istikrarlı ekonomik gelişme olmasında Avrupa’nın büyük çıkarı vardır” dedi.

***
Bu sıcak tansiyon devam ederken Wiesbaden kentinde “kötü haber” temalı festival etkinliği çerçevesinde Erdoğan’ın heykeli dikildi. 4 metre yüksekliğindeki heykel gelen tepkiler karşısında, heykelin güvenliğinin sağlanamayacağı ifade edilerek kaldırıldı. Elbette sanatın özgürlüğünden bahsedebiliriz, fakat Erdoğan hakkında konuşulmasını sağlamanın birçok aracı bulunuyorken, heykel tercih edilmesi talihsizlik.

Almanya hem iç, hem de dış politikada nefret duygularını besliyor. Aşırı sağcıların nefret söylemleri giderek güçlenirken, kendinden başka herkesten nefret eden Erdoğan’ı ülkenin içine taşıyan dış politikalar kamuoyunun tepkisini çekmeye devam ediyor. Velhasıl; Chemnitz’de yaşananlar iç ve dış politikadaki pratiklerin bir sonucu.

***

Buradan hareketle geçen günlerde basına yansıyan bir haber vardı. Mecklenburg-Vorpommern Eyaleti’nde uzun yıllardır yaşayan Kürt mülteci İbrahim Ö., facebook’ta paylaştığı bir linkten dolayı hakkında Türkiye’de dava açılmış. İbrahim Ö. Alman savcıları tarafından ifade vermeye çağrılmış. Mülteci konumunda birinin adresine, Türkiye’de hakkında açılan dava nedeniyle mektup gelmesi ve ifadeye çağrılması nasıl bir zaaf. Seçim döneminde de Türkiye’den mülteci yurtlarında kalan insanların adreslerine Erdoğan imzalı mektuplar postalanmıştı. Almanya’nın Türkiye ile bu bilgi paylaşımı oldukça ciddi bir konu, zira bu bilgi paylaşımının ne boyutta olduğunu, ne maksatla yapıldığını Almanya açıklamak zorundadır.

[email protected]

Yazarın diğer yazıları