‘Dinsiz, imansız Kürtler’in gazabı…

Kürtler, acılı bir halktır. Türk tarihinin başlangıcından beri, güneşli gün görmediler.

Çünkü Kürt, doğarken “dönme-dönek” olmamaktan suçludur. Suçu, mesela Gürcü olduğu halde, fırdöndü olup Türk ırkçısı olmamaktır.

Kürtler öle öle, onlara “var” olduklarını kabul ettirdiler. Şimdi kendileri var, ama ülkelerinin adı yok.

Kürdistan’ın oğullarından Osman Baydemir, Türk parlamentosunda “ben, Kürdistan’dan gelen bir temsilci olarak” deyi söze başladığı için, “iki oturumdan men” cezasına çarptırılmıştı.

Dünün dönme, dönek göçmeni de, “çok hızlı Türk” yarış pistinde gürlüyor ve “Kürdistan diyen, defolsun gitsin” diye buyuruyordu.

Onun için Kürtler, işgal edilmiş ve adı da inkar ile buharlaştırılmaya terkedilmiş ülkelerinde paryadır. Onlar hiç bir zaman yurttaş gözüyle görülmediler. Kuşkuyla bakılan sakıncalı görülen bir topluluktu. Öyle görülmeye devam ediyorlar.

Kürdün polis nezdindeki beyefendi ya da hanımefendiliğinin ömrü, kimlik kontrolüne kadardır. Ondan sonra, polis asilzade tavrını takınır. Kürt’te “lan” oluverirler.

Mahkemeye yolu düşen Kürt, peşinen suçludur. Askerlikte ve iş, çalışma kapısında “sakıncalı”dır.

Kürdün, gönüllerince hayal kurması yasak değil, ama kendisi için tehlikelidir. Mesela, “odalarında güneşin dans ettiği bir ev” hayalini kuranlar, kabahat, kusurdan uyanmış gibi ürküyorlar:

“Masraf ve emeğe değmez. Türkler gelir, ateşe verir, yıkarlar…”

Yalan da değil. Türk devleti, Koçgiri’den beri (1920) ateş ve yıkımla yürüyor Kürtlerin üstüne. Kürdün götürülebilecek kazancı, malı ganimet, gerisi yıkımlıktır

Evlat sahibi olmak da coşkulu sevinç, uzun erimli mutluluk vesilesi değil, kaygıdır Kürdistan’da:

“Yazık, yavrum ya Türkler tarafından öldürülecek veya zindanda çürütülecek!..”

Yalan da değil. Türk postalının değdiği Kürdistan topraklarında, yüz yıldan beri, aralıksız olarak taze kazılmış mezarlar, güneşe karşı buharlanıp duruyor.

Ve dahası, sevdiklerinin mezarını kazabilenler, yer yüzünün şanslıları olarak aya, güneşe, yıldızlara yönelip “hamd u sena” ediyorlar. Çünkü sayısız insan, alınıp götürülmüş, ama bir daha haber alınamamış sevdiklerinden bir parça bulma umuduyla, yüz yıldır dağ, bayır dolaşarak ömür tüketiyor…

Kürtlere işkence, kimileri için, kendini kanıtlama eylemidir. Onun için, köy meydanları, şehir sokakları her yer işkence mekanıdır. İlk defa çok Türk ve ziyadesiyle Müslüman AKP döneminde, bir ilk olarak, parlamento üyeliğine seçilmiş ve Türk seçilmişler gibi dokunulmazlığa sahip olması gereken Kürtler sokakta işkenceye yatırıldılar. Pek çok seçilmiş, sokak işkencesinde yaralandı. Ayla Akat ile Sevahir Bayındır ise sakat kaldı.

Ve Kürtler, yüz yıldır acılarını içlerine gömerek, sabır taşı kesilerek, dirençle karşı koymak için uygun zemin, durum ve zaman, zamanın ruhuna uygun liderliğin çıkmasını bekliyorlar. Fırsatını yakalayınca, zalimin yüzünün ortasına darbeyi indiriyorlar.

Seçimler, ayağa gelmiş en değerli fırsatlardan biridir. Gerçi, Kürtlere zulüm, Türk devletinin temel doğrultusuydu. Onun için, yeni gelen giden zalimi aratmıyordu. Kürtler bunu biliyordu. Buna rağmen, oylarıyla Özal’ın, Demirel, ardından Tansu Çiller’le ortaklık kuran CHP’nin, iktidarına son verdiler.

Bu seçimde, iktidar değişmiyordu, ama Recep Erdoğan’a, sonunu haber veren darbeyi indirdiler. Erdoğan diktatörlüğü, bir devlet kadar nüfusu barındıran ve başlıca rant merkezi olan İstanbul’u, kendini kaybettiği bir televizyon şovunda “dinsiz, imansız takimi” diye aşağılayıp hakaret ettiği Kürtlerin oylarıyla kaybetti. Ankara’yı, Adana‘yı, Bursa, Antalya ve Mersin’i de…

CHP’nin ne olup ne olmadığını, yani kanlı sistemin iktidar adayı olduğunu biliyorlardı, Kürtler. Buna rağmen, egemen canavara, “ben burada ve ayaktayım, al sana” demek vardı. Kürtler, bunu yaptılar. Oylarıyla zalime, “Cizre, Sur, Nusaybin, Silopi, Şırnak, Silvan adına” dediler. Rojava’da, Şengal’de katledilenleri, Efrîn işgalini, pazarlarda satışa çıkarılan esir Êzîdî kadınların acılarını ve taşeron olarak kullanılan IŞİD’in Suruç, Antep, Amed ve Ankara’da yaptığı katliamları andılar.

Zindanlara el sallayarak, zalim için “beka” bulunmadığını, bu halk…

Ha, geçmişteki Milletvekilleri seçiminde olduğu gibi her türlü hile ve kalpazanlığa başvurabilir. Artık önemi yok bunun.

Önemli olan Kürdün “sen yenilmez değilsin ve senin sonun benim elimde” demesiydi.

Kürtler bunu dediler. Kanlı el şimdi panik içinde titreşiyor. Çünkü, Pazar yeri döküntü ve artıklarla büyüyen çakma Sultan, bundan sonra, Saraylarda oturup “Pataşur içerisinde Çerkez Tavuğu, Zencefilli Somonlu Suşi, Tartalet içerisinde Antakya usulü Humus, Susamlı Levrek Simidi, Aydın usulü kuzu çöp şiş” yemesi tehlikede…

Yazarın diğer yazıları