Direne direne kazanacağız!

Kimse ne olacağını bilmiyor; Amerika Kürtleri terk mi etti, yoksa Trump eliyle Türkiye büyük bir tuzağın içine mi çekiliyor, bütün bunlar olurken birçok ülke yarım ağız konuşuyor?

Hiç birinin sürece ilişkin net bir tavrı yok; yarım ağız Türkiye’nin olası bir Rojava operasyonunun yaratacağı yıkıcı sonuçlara dikkat çekerken, diğer taraftan da ‘Türkiye’nin endişelerini anlıyoruz’ mealinden açıklamalar yapıyorlar. Muhtemellen savaşın gidişatına göre tavır alacaklar. En son söyleyeceğimizi en baştan söyleyelim. Bütün bu ülkelerin tavrını Kürtlerin işgale karşı ortaya koyacağı direniş belirleyecek…

Başta dünya halkları olmak üzere, bölgeye ilgisi olan bütün güçler Rojava halkının kimse için bir tehdit oluşturmadığını, tam tersine varlıkları ile bölgesel barışı güvenceye aldıklarını biliyorlar. Türkiye’nin tezlerindeki samimiyetsizlik herkes tarafından biliniyor, muhtemellen birçok çevre bir süre daha “üç maymunları” oynamaya devam edecek.

Kürtler ve onların dostları tıpkı DAİŞ barbarlığına olduğu gibi Erdoğan zalimliğine de direnerek bu oyunu bozacaklar. Günlük çıkarları uğruna Türkiye’nin işgal girişimine gözlerini kapama eğiliminde olan birçok devlet, bir süre sonra kendi iç kamuoylarından gelen gelen dolaysız tepkiler nedeniyle Türkiye’nin işgal girişimine daha fazla sessiz kalamayacaklardır.

Savaşın yaratacağı yıkım elbette hepimizi derinden üzüyor; fakat başka bir açıdan bakarsanız, başta Kürtler olmak üzere diğer direnen Rojava halkları bu sürece o kadar da dezavantajlı girmiyorlar. Herşeyden önce moral üstünlük tamamen direnen Kürt halkında.

Dünyanın her yerinde insanlar Kürtlere olan sevgilerini ve sempatilerini ifade ediyorlar; Kobanê’de başlayan süreç Rojava’da Erdoğan Rejiminin yenilgisi ile geri dönüşsüz bir hal alacak.

Ayrıca kimi zaman gerçek görünenden çok farklı olabilir. Bunun bedelini bir zamanların devrik diktatörü Saddam Hüseyin hayatıyla ödedi. Kendini en güçlü hissettiği bir dönemde yaşamının aslında en trajedik dönemi de başlamış oluyordu…

Irak’ın Kuveyt’i işgalinden bir hafta önce Bağdat’ta Saddam Hüseyin’le bir resepsiyonda uzunca bir süre sohbet eden dönemin ABD Bağdat Büyükelçisi April Glaspie’nin o gün Saddam Hüseyin’le yaptığı görüşme daha sonra Wikileaks tarafından deşifre edildi.

Bütün siyasi gözlemciler o görüşmenin Saddam Hüseyin’in Kuveyt işgalini hızlandırdığını, teşvik ettiğini düşünüyorlar. Kibirinden ve iktidar bağımlılığından dolayı kendi zaaflarının esiri haline gelmiş diktatörler bir süre sonra normal insanlar gibi düşünemez hale geliyorlar. (Saddam bunun en tipik örneği olarak tarih sayfalarında yerini aldı; darısı bundan gerekli dersi çıkarmayanların başına!)

O görüşme sonrası ABD Büyükelçisi Glaspie “Saddam Hüseyin’in başkan Bush’a sıcak selamları olduğunu iletmekten de geri durmuyor. Görüşmenin ilerleyen bölümlerinde kendisinin “20 yıl önce Kuveyt’de de kaldığını o zaman da şimdi olduğu gibi Araplar arası işlerde ABD’nin taraf olmadığını söylediğini” ifade ediyor.

Bunun kadar teşvik edici bir ifade olur mu? ABD açıkça kendisinin taraf olmayacağını ilan ediyor. Bu durumun Saddam Hüseyin’in kısa vade önünü açtığını söyleyebiliriz; fakat uzun vadede Saddam Hüseyin bu yanlışının bedelini hayatıyla ödemek zorunda kaldı.

Halkımız arasında “teşbihde hata olmaz!” diye çok bilinen bir söz vardır; Trump’ın Erdoğan’ı Rojava’da tuzağa düşürdüğünü söylemiyorum, bunu bilmiyorum. Belki de öyledir! Fakat sadece Kürtlerin değil birçok ülkenin Erdoğan’ın Rojava işgalinin başarısız olmasını istediğini ve bunun için elinden geleni yapacağını öngörebiliriz.

Daha şimdiden Erdoğan’a çok da yakın durmamaya özen gösteren Trump’ın bir anda çok hızlı Erdoğan karşıtı haline gelmeyeceğinin kimse garantisini veremez. Herşeyi sahadaki gelişmeler ve işgale karşı tepkiler belirleyecek. Kahraman olma sevdasıyla Rojava’ya işgal başlatan Erdoğan bir anda kendisini insanlığa karşı suçlar işlediği iddiasıyla Lahey’de Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesinde bulabilir. Kürt düşmanlığı nedeniyle DAİŞ’in sorumluluğunu hem üstlenen hem de itiraf eden Erdoğan Rejimi bununla DAİŞ’le geçmişte giriştiği iş birliğini de kabul etmiş oldu.

Amed’de bir bir barış mitinginde bir annenin çok güzel ifade ettiği gibi “Direne direne kazanacağız!”

Yazarın diğer yazıları