Direnenin izinde gitmek     –    Veysel IŞIK

Hikayelerimiz bitmez. Ne dünle sınırlıdır, ne de bugün ve yarınla. Kendimiz olmaya başladığımız anlar hep hikayelerle dolu olacak. Ne İbrahim’in ateşle olan dansıyla bitti ne de Nuh gemisinin dağın tepesine konmasıyla. Bilinen en eski hikayelerden günümüze kadar içiçe geçen birlerin zıtlığını çatışmasını hep yaşarız.

Öyle ki Kürdistan’daki direniş ve ihanet geleneğine hayvanlarında eşlik ettiği söylenir. Bir hikayeye göre Hz. İbrahim ateşe atılırken, bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa gidiyormuş. Gökte uçan ve gagasında ateşe atmak üzere bir dal parçası taşıyan kartal onun bu telaşını görüp sormuş: “Bu acelen niye? Nereye böyle?” Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp, “Duymadın mı” demiş. “Nemrud, İbrahim Peygamber’i ateşte yakacakmış. İşte ateşin olduğu yere su götürüyorum.” Bu sözleri duyan kartal kendini tutamayarak ulu orta kahkahalarla gülmeye başlamış. “Sen şu ateşe dönüp yüzüne hiç bakmadın mı?” diye sormuş. “Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?” Su taşıyan karınca, “olsun” demiş. “Hiç olmazsa safımız belli olur.”

Acaba cennet bahçesi denilen yer mi bizim coğrafyamız. Bunun için mi bu kadar zulüm, işkence çekiliyor. Ve tabi ki direniş, serhildan ve özgürlük arayışı. Kimler bu Mezopotamya’da neyini kaybetti. Ya da kimler bu Kürdistan’da ne buldu da bizim olana bizden daha çok sahipleniyorlare. Bize ait olanı kendisine ad eyleyenler ve bunun için bizi yok etme mücadelesini verenler. Tarihin dip notlarında hep Kürtlerin adı geçer bu coğrafyada. Ya da geçmişten bu güne başkalaşanlar hep kendilerini Kürt olarak ifade ettiler. Kendilerini Kürt, coğrafyalarını da Kürdistan olarak ifade edenler dörde parçalandı. Bu sefer sömürgeci güçler Kürdün anayurdunda Kürtsüzlük mitolojisini ifşa etmeye başladılar.

Günü geldiğinde Kürdistan’ı sömüren ve kolinileştirme mücadelesi veren bu inkarcı devletlerin yaratmak istedikleri Kürtsözlük mitolojisini de detaylı yazmaya çalışırım. Bu mitoloji öyle bir kimlik kazanmış ki şimdilerde, bir merkez durumuna gelmekle karşı karşıyadır. Hem Rojava’daki kazanımların yıkımı için hem de genel Kürdistan’da Kürtlük aidiyetliğinin bitirilmesi için sömürgecilere birer beyaz perde olmuş durumdalar. Kimileri bu konuda sömürge valisi kimliğini dahi kazanmış. Efrîn’de bugün ortaya çıkan durum da bunun göstergesidir. Kendi olma karşıtlığı üzerinde sömürgecisine yaranma ve ondan nemalanma Kürtsözlük mitolojisi için bulunmaz bir imkan sunuyor.

Dört sömürgeci devlet bizim adımıza bizim olmadığımızı hep birbirlerine anlatmaya çalıştılar. Olmayan veya yok edilen bizler sömürgecilerin dörtlü masa toplantılarının esas gündemini oluşturdu. Ortak askeri vardiyelerden tutalım ortak bakanların toplantıları dahi tanınmayan Kürtler için yapıldı. Tanınmayan Kürtlerin eliyle, sömürgecilerle bir sorunumuzun olmadığı gene Kürt karşıtı ‘Kürt’ ile pazarlanmaya çalışıldı. Bunun da çok fazla örneği var bu sömürgeci devletlerin geleneğinde. Her dönem sömürgecilerin saflarında yer alan bu mitostlardan birileri bizim adımıza sömürgecilerler sorunsuz yaşadığımızı ve mutlu olduğumuzu anlattılar.   

Direnenlerin hiç bitmediği bir havza. Saldırıların da bir o kadar devam ettiği bir coğrafya. Belkide egemenler bunu bildikleri için dört parçaya böldüler. Bölünen coğrafya direnmekten vaz geçmedi. Direnenlerin ayak bağları da kendi köklerinden türedi. Direniş ile ihanet iç içe geçmiş. Bir birinden ayrılmaz bütün olarak hareket halinde. Direniş büyüdükçe ihanette büyüyor. Bu iki ayrılmaz birlikte yürüyor hedefine doğru. Direniş kendisi olmayı ve kendi gibi büyüyüp yaşamayı esas alırken ihanette kendisine atfedilen olmaya çalışıyor ve onun üzerinde suya yelken açıyor.

Bu ihanet çemberi gün geçmiyor ki yüreğimize taş basmasın. Basılan her taş kendi acısını yedi göğe erdiriyor. Kendi özüne düşman olan bu ihanet çemberi sahibinin yanında böbürlenerek, emdiği kanın sefasını yaşamaya çalışıyor. Sömürgecisine hizmet edip direrene karşı cephede yer alan bu kervan, direnişin başarısını engellemek için bu yola daha çok taş koyacağına benziyor.

Bu durumda yapılacak en önemli şey direnenlerin birbirlerinin kuyusunu kazımamasıdır. Ayrı parçalarda direnen Kürtler farklılıklarıyla tek hedeflerinin sömürgeci güçler olduğunun öznesiyle hareket etmelidir.

İhanet içinde olanlara karşı farklı alanlarda direnenlerin birbirlerine riayet etmesi ve sayın Murat Karayılan’ın dediği gibi; “… Tüm Kürtlerden bize yardım etmelerini bekliyoruz, çünkü savaşımız tüm Kürt halkı içindir. Bizler fedai bir gücüz, bizden kimse kendisi için çalışmıyor. Kişisel hiçbir şeye sahip değiliz, bu halk ve bu halkın geleceği için savaşıyoruz. Halkımızın geleceğini karartmak isteyen kanlı düşmana karşı duruyoruz. Bundan dolayı Kürdistan’ın her yerinden destek bekliyoruz. Yardım etmiyorlar ise aramıza girmesinler…”

Direnenler farklılıklarıyla da bir aradadırlar. Asıl sorun Kürt olup sömürgecilerle aynı safta yer alanların saflarını belirtmeleridir. Karıncanın dediği gibi “Hiç olmazsa safımız belli olur.”

Yazarın diğer yazıları

    None Found