Direniş bitti, yaşasın yeni direniş…

Cihan DENİZ

Cezaevinde başlayıp ilk önce zindan duvarlarını aşan, daha sonra da tüm dünya üzerinde Kürtlerin yaşadığı her yerde filiz veren Büyük Açlık Grevi direnişi, en başta mahpuslar ve anaların sarsılmaz iradesi ile zaferle sonuçlandı. İktidar, bu irade karşısında İmralı’da PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerinde uyguladığı tecride son vermek zorunda kaldı.

Abdullah Öcalan’ın avukatları ile gerçekleştirdiği iki ayrı görüşmenin ardından yaptığı çağrı ile devam eden açlık grevleri sonlandırıldı.

Bizlerde maalesef kötü bir alışkanlık vardır. Bir muhaberenin kazanılmasını, savaşın kendisini kazanmakmış olduğunu düşünürüz. Tek bir başarı ile içimizi bir zafer duygusu kaplar. Artık mücadele etmemiz gereken bir şey kalmadığını zannederiz.

Keşke öyle olsa…

Keşke tek bir güneşli günle bahar gelebilse. Keşke tek bir sihirli dokunuş ile karşısında mücadele ettiğimiz güçleri yere serebilsek ve hayalini kurduğumuz, uğruna her şeyimizi feda etmeyi göze aldığımız ideallerimiz gerçekleştirebilsek.

Ama hayat böyle gitmiyor.

Bunun böyle olduğunu anlamak için tarih boyunca yolculuk etmeye, farklı devrim ve demokrasi mücadele deneyimlerine bakmaya gerek yok. Sadece Türkiyeli barış ve demokrasi güçlerinin onlarca yıldır verdiği mücadele deneyimi bile, kazanılan her mevzi savaşının ardından nasıl bir faşist dalganın geldiğini bize göstermektedir. Unutulmama ki, bizler zafer kazandık deyip rehavete kapıldığımızda, iktidarlar bundan ders çıkarmakta ve bir sonraki karşı saldırıları planlar yapıp güçlerini yeniden mevzilendirmektedir.

Büyük Açlık Grevi direnişinin zaferle sonuçlanması bir son değildir. Açlık grevlerinin sona ermesi, kesinlikle büyük bir başarıdır ama son ve nihai zafer değildir; tersine daha büyük ve daha zorlu mücadelelerle dolu olacak günlerin kapısını açılmasıdır. Nitekim açlık grevinin sona ermesinin üzerinden geçen şu kısacık sürede yaşananlar bizleri nasıl da sıcak bir yazın beklediğini göstermektedir. İlk önce açlık grevini sonlandıran mahpusların tedavilerinin tüm temel insan haklarını ayaklar altına alacak şekilde yapılmaması; hastanelere sevk edilebilen mahpusların maruz kaldıkları davranışlar ve en nihayetinde iktidarın Kürtlere karşı giriştiği yeni savaş dalgası, açlık grevinin bitişi sonrasında bizlere soluklanmak için bile zaman tanınmadığını göstermektedir.

Şurası çok açıktır ki, açlık grevleri ile İmralı tecridinin sona erdirilmesi geçmişte örneği yaşandığı gibi yeni bir çözüm sürecinin başlaması anlamına gelmemektedir. Tecridin sona ermesi, İmralı’da Abdullah Öcalan’ın iktidar karşısında Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve Kürt Sorunu’na onurlu bir çözüm bulunması için gözlerden uzak verdiği mücadele üzerindeki örtüyü kaldırmış ve bu mücadeleyi gözler önüne sermiştir.

Bu açıdan, açlık grevlerinin sona ermesi ile başlayan günler barış ve demokrasi güçlerine her açıdan büyük sorumluluklar yüklemektedir. Türkiyeli barış ve demokrasi güçlerinin, demokratik siyasetin en temel görevi, bu mücadelesi içinde Öcalan ile “yeterli yoğunluk ve iradeyle” yürüyebilmektir. Yeniden başlayan Öcalan Zamanı’nında bu coğrafyaya barışı ve demokrasiyi yeniden getirme mücadelesinin güçlü ve kararlı neferi olmaktır. Barış ve demokrasinin, Abdullah Öcalan’ın en zorlu koşullar altında hazırlayıp, pişirip ve sunduğu bir yemek olmadığının bilinciyle onun hızlı adımlarına aynı hızda eşlik etmek ve rolünü geçmiş hatalarının da özeleştirisini vererek oynamaktır.

Kendileri için değil ama tüm Anadolu ve Mezopotamya halklarının barışı ve demokrasisi için her türlü bedeli ödemeyi göze alarak bu büyük direnişi başlatanlara tüm demokratik siyaset alanında mücadele edenler, barış ve demokrasi mücadelesi verenler olarak borcumuz büyüktür. Bu direniş en başta bizlerin bıraktığı boşluğa, verilen eksik mücadelelerimize bir yanıttır. Bizlerin vereceği mücadeleler ile çoktan elde edilmesi gereken amaçlar uğruna zindandaki mahpuslar bedenlerini ölüme yatırdılar. Yaşamlarını, sağlıklarını hiçe sayarak barış ve demokrasi mücadelesini çok önemli bir noktaya getirdiler. Dolayısıyla, bu noktada en acil görevlerimizden biri de açlık grevini sonlandıran mahpusların tedavilerinin yapılmasını sağlamaktır.

Büyük Açlık Grevi direnişinin bitimiyle yeni bir mücadele süreci başlatmıştır. Temel şiarı barışın, özgürlüklerin ve demokrasinin kazılması olacak bu süreçte, aydınlar, siyasetçiler, sivil toplum temsilcileri, insan hakları savunucuları ve mücadele yürüten tüm kesimlerin üzerine düşen sorumluluğu layıkıyla yapması durumunda bayramları bayram gibi kutlayacağımız günlerin yakın olduğu inancıyla yazarıyla, emekçisiyle, okuyucusuyla tüm Yeni Özgür Politika ailesinin Ramazan Bayramını kutluyorum.

Yazarın diğer yazıları