Direniş bohçasında biriken anlam

Herkesin tartışmasız zalim, korkunç olarak tanımladığı bir zaman diliminde yol almaya çalışıyoruz. Kolay olmayacağı açık. Aksine ‘zor’ dediğimiz zamanlardan çok daha fazla zulümle yüklü bir dönemden geçtiğimiz yaşadıklarımızdan bilinen bir gerçek. Fakat her ne olursa olsun yaşananlar bu kez, sistemin üzerine inşa edildiği ana kirişleri yerinden sökecek gibi görünüyor. Toplumun bilgi ve duygu dünyasını belirleyen köşeli yargılar artık hayatı da siyaseti de anlamaya elvermiyor. Bir altüst oluş söz konusu. Anlam dünyası gelişmeler karşısında dumura uğramış, egemen dili daha sert kullanıp, şovenizmin ördüğü öfke ve kanlı gözlerle yürümeye çalışsa da taşlar yerinden oynuyor. Anlam ve irade gücüyle tüm bu zulüm deryasında direnişi kuşananların yaktığı ışık ise yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

Diğer taraftan dünyanın ve Ortadoğu’nun her yerine sinen savaş yıkıntılarının yarattığı yük, faşizm mesela tarihten bugüne taşınan emsalsiz acılardan taşan çığlıkları günümüze taşıyor. Sadece kavramsal, söylemsel bir durum yok ortada. Hayatlara dokunan ve her soluk alışımızı ağırlaştıran sorumluluklarla yükümlü kılındığımız bir sonuç yaratıyor. Hatta politik görünse de daha fazla felsefi değeri olan, manevi dünyaları kasıp kavuracak bir yüktür insan olarak taşıdığımız yük. Zira insani değerleri korumak insan oluşumuzu korumak gibi bir anlam taşımaktadır. Zira insani sorumluluk duymak insan olmanın değerini korumak gibi bir anlam taşımaktadır.

İşte şu sıralar bu vicdani, ahlaki sorumluluğun en ağır halini ifade ediyor her an bedenleri eriyen yoldaşlarımızın bize taşıdığı sorumluluk. Asla sıradanlaşmaması gereken, sıradanlaştıkça vicdanlarımızdan bir parça sökecek hakikat duruyor yanı başımızda. Asla dil uzatılamayacak, uzaktan yargılanamayacak bir iradi seçim duruyor yanı başımızda. Şimdilik ‘körün fili tarif edişi’ gibi herkes nereye dokunuyor ve nerede duruyorsa öyle tanımlamaya çalışıyor olan biteni.  Vicdanını rahatlatmak adına bu iradeyi, bu inanç gücünü, bu fedakarlığı, bu kararlılığı tartışmak ise sanırım güçsüzlüğün, kılını kıpırdatmamanın kılıfı ve en yalın ifadesi olurken kendini bilmezliğin hoyratlığı ile açıklanabilir ancak.

Kuşkusuz bireyi ve toplumu vicdanı ve geçmişiyle karşı karşıya getirecek bir hesaplaşma dönemi olmadan manevi huzura ermenin olanağı çok zordur. Aynaya yansıyan akisimizin net ve duru görünmesi; bakacak cesareti olanlar için yeni bir yaşama girişin değerini taşımak kadar iç huzur ve dinginliği taşıma anlamına sahip olacaktır. Tam da bunun için içimize sinen köleliğin bagajlarından kurtulmaya, bencilliğin korkularından arınarak kaygısız ve özgüvenli, hayatını en acılı bir biçimde ortaya koyanları anlama çabasına ihtiyaç var. Onları yaşatmaya; onlardan çok bizlerin ve insani umudun ihtiyacı var. Zira bencilliğin zengin söylem dünyası halen aklımıza açılan tüm kapıları tutmuş durumda olsada bugün düşünce ve anlam dünyası paçavraya dönüşen bireye en büyük cevabı yine direnenlerin büyük anlam zengini iradesi vermektedir.

Kuşkusuz direnenlerin bohçasında egemenlik tarihinin yarattığı zulmün her çeşidine karşı koymanın getirdiği inanç ve direnç kadar bilinç de birikmiş durumda. İşte bu birikim zulüm tarihini yorumlama kadar onu aşmanın yollarını da önemli ölçüde ortaya koyan bir birikim oluyor. İçinde yaşadığımız karabasandan kurtulmanın zengin çözüm yolları da tarihsel direniş geleneğinin zengin deneyimleri içinde saklıdır. Ruhun ve bedenin hapishanesi kadar içinde yaşadığımız büyük hapishanelerden kurtulmanın yolu orada duruyor. Umudun asıl kaynağı orada duruyor.

Yıllar sonra ve bu yılların tüm zorluklarına, acılarına ve basıncına rağmen emeğini, bedellerini ve birikimini halkların hizmetine koyan insanların yaptığı açlık grevlerindeki ahlaki tutum en büyük kazanım olarak direniş bohçamızı büyütüyor. Ve sanırım ‘Son ne olursa olsun muhteşem olacak’ diyen büyük insanların geleneği hala onların bedeninde capcanlı yanıbaşımızda duruyor.

Yazarın diğer yazıları