Direniş hattının sarmasından korkuyorlar

HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, süreci Türkiye’nin batısına nasıl taşıyacaklarını tartıştıklarını belirterek, tırmandırılan şiddetle yönetememe krizinin üzerinin örtülmeye çalışıldığını kaydetti.

wEşsözcü Kılıç Koçyiğit, “Bu direniş hattının gelişmesinden Kürdistan’ı ve Türkiye’yi sarmasından çok korkuyorlar. Çünkü çok insani, çok vicdanı ve ahlaki bir yerden başladı bu eylem” dedi.,

SAFİYE ALAĞAŞ / JINNEWS/İSTANBUL

HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, seçim öncesi gittikçe şiddeti tırmandırarak diğer gündemlerin üstünün örtülmeye çalışıldığını, HDP, Leyla Güven ve cezaevlerindeki eylemlerin kriminalize edilerek, meşru zeminden kopartılarak, haklılık görüntüsünün engellenmeye çalışıldığını belirtti.

Açlık grevi eylemcilerinin taleplerinin kabul edilmesi ve yaşam haklarının koruması için Halkların Demokratik Kongresi’nin (HDK) çağrısıyla “Leyla Güven Haklıdır, Tecrit kalkmalıdır İnisiyatifi” oluşturuldu. İnisiyatifte, Alınteri, Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Yeşiller ve Sol Gelecek, Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Politika Gazetesi, KÖZ, Kaldıraç, Devrimci Parti, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Özgürlükçü Hukukçular Platformu (ÖHP), Yeni Dünya İçin Çağrı, 78’liler Girişimi, Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi (TÖP), Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Federasyonu, İşçi Sözü, Teori ve Politika, Demokratik Alevi Dernekleri ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) yer aldı.

HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, inisiyatifin neler yapacağı ve açlık grevlerinin geldiği noktayı değerlendirdi. Ocak ayında gerçekleştirdikleri genel kurullarında da açlık grevlerinin temel gündemleri olduğunu belirten Kılıç Koçyiğit, açlık grevleriyle nasıl dayanışabileceklerini, seslerini nasıl duyurabileceklerini, taleplerin gerçekleşmesi için neler yapılabileceği noktasında tartışmalar yürüttüklerini söyledi. İnisiyatifin oluşturulmasıyla kurumların açlık grevlerine yönelik tutumlarını ortaya koyduğunu ifade eden Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi: “Biz asıl tartışmamızı şuradan yürütüyoruz. Bu süreci Türkiye’nin batısına nasıl taşırız? Halkımızla bu gündemi nasıl buluştururuz? Seçimle bu gündemin paralelliğini nasıl kurarız? En önemlisi bizler açısından bu talebin çok hızlı karşılanması için neler yapabiliriz? Devletin, AKP hükümetinin ve Adalet Bakanlığı’nın bu konuda çok hızlı bir şekilde adım atması için bir takım eylem ve etkinliklerimiz olacak. Sağlık durumları daha fazla kötüye gitmeden talebin karşılanması için neler yapabiliriz? diye bir tartışmamız var. Bu anlamda da talebin haklılığını, meşruluğunu ortaya koyacak bir dizi tartışma yürütüyoruz. Talebin kendisi bu ülkenin yasalarından kaynağını alıyor. Bu ülkenin yasal mevzuatı, anayasası, ceza infaz kanunu bunların her birisi aslında ortaya konulan talebin karşılanması için çok ciddi bir zemin sunuyor.”

İki yönlü çalışma yürütülüyor

 Talebin karşılanması için ekstra hiçbir şey yapmaya gerek olmadığını vurgulayan Kılıç Koçyiğit, devletin bu konuda inisiyatif üstlenmesi, Adalet Bakanlığı’nın bir hakkı ihlal ettiğini kabul edip, bundan sonra bu hakkı iade edeceğini söylemesi gerektiğinin altını çizdi. İkili bir süreç yürüttüklerini dile getiren Kılıç Koçyiğit, “Türkiye’deki bütün demokratik kitle örgütleriyle yan yana gelmek ve bir inisiyatif kurma çalışması yaptık. İnisiyatife katılamayan kurumlar var. Bunlarla da görüşmelerimiz devam ediyor. İnisiyatifi olabildiğince geniş bir yelpazeye büründürmek istiyoruz. İkincisi de bu inisiyatif içerisinde yer almayan ama bir şekilde bu ülkede siyaset üstü kimlikleriyle kendi akademik, gazeteci, sanatçı kimlikleriyle bilinen insanların da bir şekilde söz söylemesini, tavır takınmasını ve kamuoyu önünde fikir beyan etmelerini çok önemsiyoruz. Bu anlamda da bir çalışma yürütüyoruz. Birbirini besleyen, birbirini geliştiren çalışmalar” şeklinde konuştu.

İmralı sistemi  ülkeye uygulanıyor

 İmralı tecridinin hakim bir yönetim sistemi haline getirildiğinin altını çizen Kılıç Koçyiğit, şöyle devam etti: “İmralı tecridi genelleşmiş bir tecrittir. Belki İmralı üzerinde mutlak bir şekilde uygulanıyor olabilir ama bu aslıda bütün bir ülkeye uygulanan yönetim sistemidir. Hakim bir yönetim sistemi haline getirilmiştir. İmralı sistemi bugün bütün bir ülkeye uygulanıyor. Bütün ülkede tecrit var. Bu tecridin genelleştiğinin en somut resmini de biz milletvekillerinin kendi seçildikleri bölgelerden yaptıkları yürüyüşlerde gördük. Bu ülkede herkesin anayasal bir hakkıdır önceden haber vermeden barışçıl bir şekilde basına kamuoyuna görüşlerini açıklama. Gösteri ve yürüyüş hakkı Anayasal bir güvenceye kavuşturulmuştur. Ancak bu, OHAL döneminde askıya alınmıştı. Biz bu son günlerde gerçekleştirilen bütün yürüyüşlerde şunu gördük ki, fili olarak OHAL devam ediyor. Sıkıyönetim devam ediyor. Bu tecrit, abluka, izolasyon politikalarının her birisi gündelik hayatın içerisinde aslında yeniden yeniden üretiliyor. Milletvekilleri 15 Şubat’ta Diyarbakır’a yürüyüş gerçekleştirecekti. Daha il binalarından çıkmadan kapılar tutularak ‘asla yürütmeyeceğiz’ denilerek barikat kuruldu. Israrla araçlara bindirilerek kentleri terk etmeleri istendi. Çok çarpıcı görüntüler vardı. Bir milletvekilimizin etrafının kalkanlarla çevrili olduğu bir görüntü vardı.”

Ortaya çıkacak güçten korkuyorlar

 Türkiye’de bir hukuk düzeni olmadığını vurgulayan Kılıç Koçyiğit, “Normal bir rejim olmadığını, faşizm olduğunu hep söyledik” dedi. Sistemi zorlayacak, sistemin hoşuna gitmeyecek herhangi bir taleple ortaya çıkıldığı zaman izolasyona maruz bırakıldığına dikkat çeken Kılıç Koçyiğit, şöyle sürdürdü: “Talep karşısında tecridi, izolasyonu, ablukayı hemen yanı başınızda görüyorsunuz. Bölgedeki bu yürüyüşlerde ortaya çıkan resmi bütün Türkiye en yalın haliyle gördü. Herkes şunu söylüyor; bu ülkede milletvekilleri dahi yürüyemiyorsa, basın açıklaması yapamıyorsa, kendilerini ifade edemiyorsa ülkedeki normal vatandaşın durumu ne olacak? Sıradan bir yurttaş nasıl kendisini ifade edecek? Milletin vekili kendini ifade edemezken, yurttaş nasıl ifade edecek? Böyle bir algı oluştu. Aslında milletvekillerinin yürüyüşüyle birlikte ortaya çıkacak enerjiden, ortaya çıkacak devasa güçten korkan bir hükümet/devlet gerçeği ile karşı karşıyayız. Bütün bu ablukaları, kurulan barikatları her yürüyüşün önünün kesilmesini aslında bir acizlik göstergesi olarak okuyoruz. O anlamda burada bir tersten okuma yapmamız gerekiyor. Biz bu yürüyüşleri ne kadar çoğaltırsak, aslında o barikatlar o kadar da etkisiz olacaktır. O barikatların aslında hiçbir şekilde hükmü kalmayacaktır. Çünkü haksızlar, yaptıkları hiçbir uygulamaya hukuka uygun değil, yasaya uygun değil. Hiçbir meşruluğu yok.”

Yönetememe krizi örtülmeye çalışılıyor  

 Kılıç Koçyiğit, seçim öncesi gittikçe şiddeti tırmandırarak diğer gündemlerin üstünün örtülmeye çalışıldığını, HDP, Leyla Güven ve cezaevlerindeki eylemlerin kriminalize edilerek, meşru zeminden kopartılarak, haklılık görüntüsünün engellenmeye çalışıldığını belirtti. HDP’nin ötekileştirilerek bütün bu yönetememe krizinin üstünün örtülmeye çalışıldığını vurgulayan Kılıç Koçyiğit, “Ben bütün bu güç kullanımının bunun göstergesi olduğunu düşünüyorum. Çok zayıflar, çok korkuyorlar. Bu direniş, mücadele hattının gelişmesinden bütün Kürdistan’ı ve Türkiye’yi sarmasından çok korkuyorlar. Çünkü çok insani, çok vicdani ve ahlaki bir yerden başladı bu eylem” ifadelerini kullandı.


Tecrit her yeri sardı

Açlık grevinde olan siyasi tutsak Yorgun Bektaşoğlu’nun annesi Sabahat Tuncel, tecridin her yeri sardığını, vakit kaybetmeden, anneler ağlamadan sonlandırılmasını istedi.

69 gündür açlık grevinde olan oğlunu Manisa Akhisar T Tipi Cezaevi’nde ziyaret eden Tuncel, zayıflamış ama moralli gördüğü oğlunun tecrit kalkana kadar direnmeye kararlı olduğunu kaydetti. 7 yıldır bir cezaevinden diğerine dolaşan anne Tuncel, gün geçtikçe bedeni eriyen oğlu ve diğer siyasi tutsaklar için endişeli olsa da; haklı ve meşru taleplerini  sonuna kadar desteklediğini vurguladı.

İmralı’daki 20 yıldır devam eden tecridin insan haklarına aykırı olduğunun altını çizen Tuncel, “Bizim tek istediğimiz tecridin sona ermesi; barış ve demokrasinin gelmesidir. Kürt halkı yıllardır zulüm çekiyor. Her yeri saran tecrit eziyetinin geç olmadan sona erdirilmesini istiyoruz” dedi.

4 çocuk annesi olan Tuncel, boşandığı eşinin kardeşi Özgür Bektaşoğlu’nun da oğlunun tutulduğu Manisa Akhisar Cezaevi’nde açlık grevinde olduğunu belirtti. Tuncel, 1 Mart’tan itibaren açlık grevlerinin bütün cezaevlerine yayılmışken, iktidar ve Meclis’in bu konudaki  sessizliğine anlam veremediğini söyledi. Anne Sabahat Tuncel, şöyle devam etti: “Bugün üç maymunu oynayanlar acaba kaç gün aç kalabilir? Leyla Güven gelecek kuşaklar barış içinde yaşasın diye tam 124 gündür aç ama iktidardan tek bir ses yok. Artık yeter, ellerini vicdanlarına koysunlar. Anneler ağlamasın, çünkü hiçbir anne ağlamayı hak etmiyor.”

Yazarın diğer yazıları

    None Found